Siz de Google'da aradığını bir türlü bulamayanlardan mısınız?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Bir gün içerisinde, farkına bile varmadan kaç defa Google’da arama yapıyoruzdur? Sabah kalkınca haberleri okumak için, evden çıkarken gideceğimiz yerin adresine, arkasından yol durumuna, sonra yemek yiyeceğimiz restoranın yorumlarına bakmak, hangi elektrikli süpürgeyi satın alacağımıza karar vermek, izleyeceğimiz filmi ya da okuyacağımız kitabı seçmek, bir arkadaşımızla sohbet ederken bir türlü hatırlayamadığımız çizgi film kahramanının adını bulmak ve daha neler neler için düşünmeden Google’a sarılıyoruz. Bazen girmek istediğimiz sitenin adresini bilsek bile bunu önce Google’a soruyoruz.
Peki gerçekten aradığımız şeyi bulabiliyor muyuz? Kaçıncı denemede?
Gerçek bir alternatif olmadığı için bunu o kadar da dert etmiyor gibi görünüyoruz. Aradığımız bilgiye ulaşmak için çıktığımız yolculukta sponsorlu sonuçlara bakmadan geçiyor, sonra başka yerlerden aldığı içerikleri bir havuzda toplayan olağan şüphelileri zarif bir çalımla atlatıyor, belki yapay zekayla oluşturulmuş birkaç kurbağa öpüp, SEO odaklı birkaç başlığı hızlıca açıp kapatıyoruz. Bütün bunların sonunda şanslıysak bazen aradığımız sorunun cevabına yakın bir yerlerde “idare edecek” bir sonuçla yetiniyor, bazen de yeni bir anlık bildirimle odağımızı kaybedip yeni bir konuya atlıyoruz.
Oysa birileri hâlâ bizim ihtiyaç anında onları bulacağımız umuduyla üzerine düşünülmüş, iyi araştırılmış makaleler yayımlamaya; gerçek deneyimlere dayalı değerlendirmeler yapmaya; gerçekten merak ettiğimiz sorulara tatmin edici yanıtlarını vermeye çalışıyor. Sorun şu ki, sıkıştığımız tavuk-yumurta hikayesinin içinde onlara bir türlü ulaşamıyoruz.
İyi bir metin üretmek zaman, uzmanlık ve maddi kaynak gerektiriyor. Eğer internete içerik üretiyorsanız yaptığınız işi desteklemek için gereken maddi kaynağa ve doğru okura ulaşmanın yolu Google’ın sizi öne çıkarmasından geçiyor. Google ise niteliksel olarak değil niceliksel olarak öne çıkan, SEO için yazılmış ya da sonuçlarda yukarı çıkmak için para vermiş siteleri okura sunuyor.
Sonuç: Bir müzik sitesinde karşınıza çıkan “En iyi 5 elektrikli süpürge” başlığından sizi en yakın alışveriş sitesine çekmeye çalışan tuzaklar; ciddi bir haber sitesinde aynı soruyu 70 farklı şekilde sorup bir türlü cevaba ulaşamayan kara delikler, yapay zekayla "değiştirildiği" için Star Wars yerine Star Battles diye bir filmden bahseden eleştiri yazıları ve bütün bunların yanında harcadığı zamanın, biriktirdiği uzmanlığın karşılığını bulamayan, boşluğa konuşup duran gerçek yazar ve haberciler… En nihayetinde de çöplüğe dönüşmüş bir internet ve düşünce yapıları bu ortamda karşılaştıkları tarafından şekillendirilen bir insan nesli.
Google giderek daha mı kötü çalışıyor?
Yakın zamanda, zaten bir yere kadar alıştığımız bu düzenin daha da kötüye gittiğini hissettiyseniz yalnız değilsiniz. Bu yılın başlarında bir grup Alman araştırmacının yürüttüğü “Google giderek kötüye mi gidiyor?” başlıklı araştırma, bunun bir hissin ötesinde olgulara dayalı bir gerçeklik olduğunu ortaya çıkardı. Bu araştırmacılar, bir yıl boyunca Google, Bing ve DuckDuckGo’da 7.392 arama sonucunu analiz ettiler ve aramalarda üst sıralarda çıkan sonuçların arama motorları için optimize edilmiş, satış ortaklıklarıyla üzerinden para kazanılan, düşük kalite metinlerden oluşan siteler olduğu sonucuna ulaştılar.
Aslında internetteki ürün incelemelerinin yalnızca küçük bir kısmında satış ortaklığı kullanılıyor, ama Google arama sonuçlarının çok büyük kısmı bunlardan oluşuyor. Örneğin bağımsız bir ürün inceleme sitesi olan housefresh.com sitesini ele alalım. Bu site gerçek ürün testleri yapıyor, ancak Google bunu önemsemiyor gibi görünüyor. Çünkü “En iyi hava elektrikli süpürge” diye aradığınızda karşınıza Forbes, Real Simple, Rolling Stone gibi insanların “yüksek kaliteli” olarak değerlendireceği siteler çıkıyor. Ancak tıkladığınızda önünüze gelen genelgeçer bilgilere dayanan, reklam kokan, sizi bir an önce en yakın alışveriş sitesine çekmeye çalışan metinler…
Bu siteler gerçekten de kendi alanlarında yüksek kaliteli haberler, makaleler üretiyor. Ancak gazetecilikten para kazanmanın yolları giderek daralırken bu kurumlar da yeni yollar denemek zorunda kalıyor. Amazon gibi çevrimiçi alışveriş sitelerine giden bağlantılar bu yollardan biri. Herkesin artık gayet iyi bildiği gibi bu bağlantılar üzerinden bir şey satın alındığında, bağlantıyı veren site de belli miktar komisyon alıyor. Bu yüzden de büyük haber kuruluşları bu tip içerikler üretmeye odaklanan ekipler kurmaya başladı. Ancak bu ekiplerin tavsiye ettikleri ürünleri gerçekten test ettikleri oldukça şüpheli. Çoğunlukla içeriğin kalitesiyle değil Google’daki otoriteleri sayesinde öne çıkıyorlar.
Büyük haber kuruluşlarının çoğunun arkasında arama motoru optimizasyonu konusunda deneyimli ekipler var. Bu kurallar bazen habercilik ilkeleriyle de örtüşüyor. Yazdığınız makalede insanların isimlerini kullanmak, kaynaklarınıza bağlantı vermek gibi… Ancak bazen aynı kurallar, okur için sinir bozucu durumlara da neden oluyor. Bazen sadece bir yemek tarifine ulaşmak ya da Şirinler’deki Gargamel’in kedisinin adını hatırlamak istiyoruz. Ama bunu yapmak için önce anahtar kelimelerin ustaca (ya da bazen o kadar da ustaca olmayan şekilde) serpiştirildiği uzun uzun laf kalabalıklarını atlamamız gerekiyor. Çünkü Google, daha uzun içerikleri öne çıkarıyor. Yapay zekanın da sahneye girişiyle bu zorunluluğun ürettiği laf kalabalığının içi giderek daha da boşalıyor.
Enter: Yapay zeka
Hakkımızda anamızdan-babamızdan daha çok şey bilen bir platformun istikrarlı olarak karşımıza istemediğimiz sonuçları çıkarması şaşırtıcı olsa da Google bu konuda yalnız değil. Özellikle yapay zeka sonrası içi boş içeriğin yükselişi, neredeyse tüm internetin sorunu ve bununla mücadele etmek de kolay değil. Zira yapay zeka, sosyal medyadan bloglara, haber sitelerinden YouTube'a en köklü yayıncıların bile kolay kolay rekabet edemeyeceği bir üretim hızı sağlıyor. Bunların nasıl endeksleneceğini, hangi sırayla sunulacağını bulmak da oldukça karmaşık bir iş.
Burada hepimiz Google'ı kullandığımız için en çok Google konuşuluyor. Rakamlara bakılınca da tüm aramaların henüz çok küçük bir kısmının Bing üzerinden yapıldığını görüyoruz. Dolayısıyla SEO'nun büyük çoğunluğu Google algoritmasını temel alıyor.
Yapay zekayla hazırlanan siteleri işletenler, Google algoritmasını klasik habercilere ya da yazarlara göre çok daha iyi biliyorlar. Tek bir kişi, başkalarının yazdığı metinleri yapay zekayla biraz değiştirip tekrar yayımlamak için fabrika gibi çalışabilir ve günde 100-200 arası makale yayımlayabilirken, "yayımla" tuşuna basmadan önce araştırma yapması, düşünmesi, her kelimesini gözden geçirmesi gereken bir yazar, en üretken gününde bile en fazla 3-4 metne ulaşabiliyor. Sonunda rekabet ettiğiniz başka bir insan olmadığında, Google tarafından ödüllendirilen de o tuşa daha çok basması şaşırtıcı olmayan "yapay zeka fabrikası" oluyor.
Kapana mı kısıldık?
Google ile ilgili tekelleşme davalarından yapay zekayı arama motoruna entegre edip bunu ücretli hâle getirme planlarına, her gün yeni bir haber okurken alternatif arayışına girmemek oldukça zor. Ancak Google Dokümanlar'dan Takvim'e, Haritalar'dan Chrome'a entegre bir şekilde hayatımızı ele geçiren bir devin pençesinden kurtulmak giriştiğimiz her deneme başka bir hüsranla sonuçlanıyor.
Örneğin son zamanlarda tarayıcı olarak Chrome yerine Arc gibi alternatiflere geçenlerin sayısı artıyor. Ancak Chrome'u tamamen silmek mümkün olmuyor çünkü er ya da geç yalnızca Chrome'da çalışan ve girmenizin elzem olduğu bir siteyle karşılaşıyorsunuz. Google Maps yerine Apple Maps'e geçenlerin sonu uçurumlara çıkan yollara saptığını, kişisel e-posta adresini değiştirse de iş için Gmail'e mecbur olanları da okuyoruz.
Peki bir şirketin hayatımızın her alanına bu kadar derinlemesine nüfuz etmesine nasıl izin verdik? Aslında bu tam olarak bizim suçumuz değil. Önce masumane bir şekilde, "Gmail kullanıyorum o zaman Chrome'u da indirebilirim" dedik; ardından Chrome'un içine zaten entegre olduğu için Google kullanmak çok daha kolay gelmeye başladı. Ama nihayetinde bu çekim gücü pek de organik değildi. Google'ın iPhone'lardaki varsayılan arama motoru olabilmek için Apple'a ödediği milyarlarca doları hatırlayın.
Bütün bunlara rağmen arama motoru konusunda Kagi gibi rakipleri, Google'a ciddi bir alternatif oluşturmaya başladı. Kagi'yi deneyenler önce bir şaşkınlık yaşadıklarını söylüyorlar. Çünkü belli ki arattığımız kelimeyle ilgili sonuçlar görmek alıştığımız bir durum olmaktan çıkmış.
Kagi, geleneksel arama motoru optimizasyonu taktiklerini tersine çevirmek üzerine kurulmuş. Sitelerde kaç reklam olduğunu, içerikle reklam oranının ne kadar olduğunu analiz ediyor ve bunları daha aşağı atıyor. Sponsorlu içerik göstermiyor. Sizi sorularınızı cevaplamaya çalışan bir yapay zekayla muhatap etmiyor. Böylece sadece aradığınız sonuçları görebiliyorsunuz. Gerçekten "ilginç" bir deneyim.
Tek sorun 100 aramanın üstünde ayda 10 dolar istemeleri. Ne demişler? "Bir ürün için para vermiyorsanız, ürün sizsiniz." Belki de artık bunun üzerine daha çok düşünmeliyiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
YAZARLAR

Deniz Kaynak
Editor-in-chief at Aposto

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.

Yapay zeka devi Anthropic, milyonlarca ikinci el kitabı satın aldı. Ciltlerini hidrolik bıçaklarla kesti, sayfaları yüksek hızlı tarayıcılardan geçirerek dijitalleştirdi ve kağıt kopyaları imhaya gönderdi. Yapay zeka şirketleri, kitaplar yok olsa da metnin milyonlarca insana cevap veren bir sistemin içinde yaşadığını savunuyor. Asıl soru ise şu: İnsanlığın en az 200 yıllık kolektif entelektüel birikimi özel modellere aktarılırken, bunun ne kadarı kamuya geri dönecek ve buna kim karar verecek?

Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.




