Sponsorlu ajan reklamcılığı: Reklamı izlemek yerine, reklamla sohbet etmeye ne dersiniz?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.
Sponsorlu ajan reklamcılığı: Reklamı izlemek yerine, reklamla sohbet etmeye ne dersiniz?

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Dükkanın kapısına asılı diyafonun tuşuna basılı tutuyor ve caddenin gürültüsünü bastırmak için çocuk sesimle bağırıyorum: “Ruşen Optik’e iki çay, biri açık limonlu!” Çaylar söylendiğine göre, satış büyük ölçüde garanti demekti. 

Çaylar bazen satış diyaloğunun başında, bazen ortasında, bazen sonunda söylenirdi. Muhabbetin ritmi bunu belirlerdi ki, iyi esnaflık biraz da muhabbet ehli olmak demekti. Böylece, satışa ikna konuşmasını çok erken yaşlarda, çıraklıkla başladığım bir gözlükçü dükkanında gördüğümü söyleyebilirim. 

İkna için satır aralarını çok iyi okumak şarttı. Daha önceden tanışılmasa bile müşterinin sosyoekonomik seviyesi o muhabbetten çıkarılır ve ona göre bir argüman seti ortaya dökülürdü. Sonraki yıllarda bu pratiğin reklam yazarlığı ve iletişim danışmanlığında dolaylı olarak işime yaradığını düşündüm hep. Ancak o diyalogların bir gün reklamının kendisinin yerini alma ihtimalinin doğacağını pek düşünmemiştim. 

Çünkü kitlesel iletişim çağında büyümüştüm. Markalar yukarıdan aşağıya reklam yapar, tüketiciyi satış noktasına çekerdi. Sonrası satış görevlisinin, tezgahtarın, esnafın işiydi. 

Neymiş bu sponsorlu ajan reklamcılığı? 

Yedi yıllık esnaflıktan en az 27 yazı altlığı çıkarmış bir esnaf eskisi olarak bu muhabbete de boşuna girmedim elbette. 16 Eylül’de OpenAI, ChatGPT içinde yeni bir reklam biçimini test etmeye başladığını duyurdu. 

  • Adı biraz tatsız: Sponsorlu Ajanlar (Sponsored Agents). Bu ajan lafına hiç ısınamadım ama daha çok sevdiğim "vekil" şeklindeki çevirisi de oturmadı. O yüzden ajandan devam. 

Bu yeni reklam modelinde kullanıcı, bir reklama tıkladığında markanın sitesine gitmiyor. Onun yerine ChatGPT içinde, açıkça sponsorlu olarak etiketlenmiş ayrı bir sohbet açılıyor. Kullanıcı burada tıpkı bir tezgahtarla konuşur gibi konuşuyor. Kendisi için neyin önemli olduğunu anlatıyor, takip soruları soruyor ve hazır hissettiğinde markanın sitesine geçiyor. 

Hizmet henüz test aşamasında ve ABD’li seçili reklamverenlerle sınırlı. Bunlar da mobilya perakendecisi Wayfair ile ev hizmetleri platformu Angi. Testin sonucu ne olur bilmiyorum ama bana kalırsa çağımıza uygun bir model bu. Çünkü kitlesel ve geleneksel reklamcılığın artık kendi kişisel ekranında yaşayan tüketiciye söyleyeceği fazla bir şey kalmadı. Makine insan sohbetinin yerini ne kadar tutar, tutacak veya tutuyor, hepimiz o testin içinde yaşayıp görüyoruz zaten. 

Tıklama artık bir çıkış değil giriş kapısı

Dijital reklamcılığın klasik mantığı malum. Kullanıcı bir şey arar, reklam çıkar, tıklar, inceler, gerekirse araştırır ve orada satın alır. Yani tıklama bir çıkış kapısıydı, platformdan markaya geçişti. 

Sponsorlu ajanlarda ise tıklama bir giriş anı olarak tasarlanmış. Kullanıcı, platformun yani LLM’in içinde markayla baş başa kalıyor ve sohbet etmeye başlıyor. Bu sürecin en belirleyici halkası olarak, ürün ya da hizmet özelliklerini inceleme safhası markayı ChatGPT içinde temsil eden ajana devredilmiş oluyor. 

Pilot uygulamanın yapıldığı ev hizmetleri platformu Angi, bunun için güzel bir örnek. Ev sahibi tadilatını konuşuyor, ajan projenin ayrıntılarını topluyor, iş için bir ustaya ihtiyaç duyduğundaysa kullanıcı Angi’nin kendi sitesindeki hizmet talebi akışına düşüyor. Yani dış platformda yayınlanan marka reklamı artık mesaj vermiyor, müşteri adayıyla sohbet ediyor, onu niteliklendiriyor.  

Burada bir ayrıntıya dikkat etmezsek yeni hizmet, OpenAI’ın daha önceki operasyonlarıyla karışabilir. Çünkü bu yeni modelde işlemin kendisi markanın sitesinde tamamlanıyor. OpenAI’ın hizmeti anlatan metni, ajanın işini soruları yanıtlamak ve hazır olduğunda bir bağlantıyla marka sitesine yönlendirmek olarak tanımlamış. 

Zira, OpenAI geçen yıl işlemi kendi sitesi içinde tamamlama opsiyonunu  denedi ve geri çekti. Eylül 2025’te hatırı sayılır bir gürültüyle başlayan Instant Checkout özelliği altı ay sonra rafa kalkmıştı bile. Walmart’ın bu deneyimi tatmin edici bulmayıp çekilmesi bunda belirleyici olmuştu. 

Reklamın masumiyet çağı bitiyor

Şimdi asıl meseleye dönelim. Reklamcılığın klasik modelinde ölçekle kişiselleştirme aynı anda elde edilmez. Bir afiş ya da bir reklam spotu milyonlara ulaşır ama bizi tanımaz, duymaz, itiraz etsek cevap vermez. Bizi tanıyan ve itirazımıza cevap verebilen o mobilya satıcısı ise hem zaman hem de fiyat açısından pahalıdır ve aynı anda tek kişinin yanında yürüyebilir. 

  • Reklamın görece masumiyeti de biraz bu asimetriden gelir zaten. Reklam konuşur, söyler, biz karar veririz. Konuşma tek yönlü olduğu için ikna gücünün de doğal bir sınır var. 

İşte dil modelleriyle dönüşen pazarlama iletişimi bu sınırı deliyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra iniyor. Öyle ki bencileyin esnaf çıraklarının muhabbeti harlandırmak için “İki çay, biri açık” diye çay söylemesi kadar bile değil maliyet. Bu maliyet bunca değişince ortaya çıkan sonuç da “daha çok reklam”dan ziyade türü değişmiş bir reklam oluyor. 

Makine insandan daha ikna edici

Akademik literatür bu konuda rahatsız edici biçimde açık konuşmuş. Francesco Salvi ve arkadaşlarının Nature Human Behaviour’da yayımlanan 900 katılımcılı çalışmasında GPT-4, karşısındaki insana dair asgari sosyodemografik bilgiye sahip olduğunda tartışmalarda insandan daha ikna edici olmuş. 

  • Yani bizim esnaf dükkanında bir çay içimi sırasında edinmek istediğimiz bilgiye makine de ulaşıyor ve maalesef bizden daha ikna edici olabiliyor. Hatta Michigan Üniversitesi’nden Brian Jay Tang ve arkadaşlarının 179 kişiyle yürüttüğü “Ads that Talk Back” çalışması, insanların sohbet yanıtlarına gömülü reklamları ayırt etmekte zorlandığını ve gizli reklam içeren yanıtları tercih edebildiğini göstermiş. 

Fakat şu da var: Xueming Luo ve arkadaşlarının Marketing Science’ta yayımlanan bir saha deneyi de bir botun makine olduğunun baştan açıklanmasının satın alma oranlarını sert bir şekilde düşürdüğünü göstermiş. Özetle söyleyecek olursak insanın bir botla sohbet ettiğini bilerek işe başlaması güveni koruyor, ama ikna gücünü de azaltıyor. OpenAI’ın test ettiği yeni reklam modeli de işte bu ticari gerilimin içinde yaşıyor. 

İnsanlar yapay zekayla sohbeti içselleştirdikçe bu gerilimin de azalacağını düşünüyorum. Bu gerilimi çözecek taraf da aslen ajanın maliyetini karşılayan reklamveren tarafı. Yani kullanıcı, “Bu ajan benim çıkarımı mı, yoksa sponsorun çıkarını mı optimize ediyor?” sorusunu ne kadar kendi lehine doğru cevaplarsa bu model de o kadar iyi çalışır. 

Bir mağazada, satıcının yakasındaki kart zaten bu konuda bize bir sinyal veriyordu ama satıcı kurduğu argümanlarla onu bir anlığına unutturma yeteneğine sahip olan kişiydi. Şimdi satıcının yakasındaki kartın yerine sohbetin üstünde duran “sponsorlu” ibaresi var ve ikna konusunda makinelerin daha iyi olabildiğini gösteren bazı araştırmalar da ortada. 

Konuşmalarımız paylaşılır mı?

İşin veri toplama yani gizlilik tarafındaysa iki taraflı bir yapı var. OpenAI, reklamverenlerin kullanıcının ChatGPT sohbetlerine, geçmişine, hafızasına ya da kişisel bilgilerine erişemeyeceğini açıkça taahhüt ediyor. Reklamverenle yalnızca toplulaştırılmış bir performans verisi paylaşacakmış. 

Ancak şuraya dikkat: Sponsorlu ajanla açılan sohbet bu tablonun dışında. Kullanıcının doğrudan marka ajanına yazdığı mesajları marka görüyor hâliyle. Bu zaten mantık sınırları içinde kaçınılmaz. Çünkü sistemde kullanıcı ihtiyacını anlatacak ki, mesajları markanın ajanı işlesin. 

Sistem çok yeni ve test aşamasında olduğu için belki asıl sorular hâlâ cevapsız. Marka bu mesajları ne kadar saklayabilecek, ham içerik bir CRM’e akıp yeniden hedeflemede kullanılacak mı? OpenAI sistemi genele açarken bu soruları cevaplamak zorunda. 

Ajan yanlış konuşursa fatura kime çıkar?

Diyelim ki markanın ajanı olmayan bir kampanyayı, tükenmiş bir stoku ya da uydurulmuş bir fiyatı söyledi. O durumda kim sorumlu olacak? OpenAI reklam araçları şartnamesinde bunu net cevaplamış: Reklamveren, ajanı ve çıktısını sanki kendisi yaratmış gibi üstlenecek. OpenAI üretilen yaratıcı çözümün doğru ve yasalara uygun olacağını garanti etmiyor. 

  • Hukuk da farklı düşünmüyor. Geçmişte yaşanmış bir vakada Air Canada, sitesindeki botun “ayrı bir tüzel kişi” olduğunu savunmuş, mahkeme ise bunu reddedip botun beyanlarından şirketi de sorumlu tutmuştu. 

Bana kalırsa burada bir boşluk var. Çok erken aşamada olsak bile bu sistem gerçek markalar ve müşterilerle test ediliyor. OpenAI, canlı bir konuşmada sponsorlu ajanın ürettiği yanıtlar için herhangi bir denetim, inceleme ya da doğruluk kontrolü mekanizması yayımlamadı. Sözleşme, sorumluluğu reklamverene yani markaya yıkıyor. İçtihat da markayı işaret ediyor ama arada sahipsiz kalan bir kalite katmanı duruyor. 

Markalar açısından bunun anlamı ağır. Doğruluk artık bir müşteri hizmetleri meselesi olmaktan çıkıyor, bir mecra kalitesi meselesine dönüyor. 

Bu deneme başarısız da olabilir

Bu modeli satışta ve reklamcılıkta yeni bir dönemin başlangıcı olarak tanımlamaktan kaçınırım. Bu işin tutmama ihtimalini de masada tutmak gerek. Nihayetinde ortada bir pilot uygulama var. ABD’yle ve seçili reklamverenlerle sınırlı. Henüz fiyatlandırması belli değil, ölçüm standardı ortada yok. 

2016’daki Messenger botu dalgasını hatırlayanlar temkinli duracaktır. Benzer vaatlerle gelip tökezleyen bir projeydi. Tabii bugün botların çok daha akıcı ve doğal konuşması yönünden fark var ama dönüşüm yaratır mı bekleyip görmek gerek. 

Perplexity AI, 2024’te sponsorlu soruları denedi örneğin ama 2026 Şubat’ında da reklamdan tamamen çekilip kendini reklamsız alternatif olarak konumlandırdı. Anthropic malum Claude’un hiçbir biçimde reklam taşımayacağını, sohbetlerde sponsorlu bağlantı ya da reklamverenin yanıtlar üzerinde etkisi olmayacağını açıkladı. 

Zaman kimi nasıl haklı çıkaracak göreceğiz. Önümüzdeki birkaç yıl, sohbet arayüzünün reklamla yaşayıp yaşayamayacağı konusunda doğal bir deney olarak geçecek. 

Dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş

Deneyin sonucu ne olursa olsun ortada bir gerçek var. Daha eski yazılarda da vurguladığımı hatırlıyorum; reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. Artık dikkatimizden çok, henüz karar vermeden önceki niyetimiz satın alınıyor. 

  • Burada mesele dikkat değil, hatta dikkatimizi çeken metni kimin yazdığı bile değil. Zaten bir markanın kendi ürününü anlatmasında, hatta bunu iyi anlatmasında ne sorun olabilir ki? 

Mobilya satıcısı da bunu yapıyordu ve kimi zaman gerçekten işimize yarıyordu. Artık meselemiz, o anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmaması. Sponsorlu ajanlar “sponsorlu” diye etiketlendiği için bu konuda biraz daha açık konuşuyor ama bunun açıkça belli olmadığı başka vakalar ve tartışmalar da olacaktır. 

Reklamcılık açısından tam olarak ne değişiyor? 

Bu gelişmeye reklamcılar tarafından baktığımızdaysa ufukta görünen üç konu var. Birincisi, ChatGPT reklamı sohbete dönüştürmeyi deniyor. İkincisi, bu özelllikle birlikte sunduğu AI kreatif araçlarıyla reklamverenin operasyonuna giriyor ve bir bakıma ajansları aradan çıkarmayı öneriyor. Üçüncüsü, OpenAI kendi reklam ekonomisini hızla ölçekliyor. 

  • 31 Ağustos’taki 1 milyar dolarlık yıllıklandırılmış gelir hızı ve on binlerce reklamveren artık bu işin deneysel bir yan proje olmanın ötesine geçtiğini gösteriyor. 

Sponsorlu Ajanlar’ın gerçek ürünü reklam bile değil bana kalırsa. Markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan bir yeni katman var karşımızda. Ve bu deney başarıya ulaşırsa reklam sektöründeki reklamveren, medya, kullanıcı üçgeninin yanına yeni bir aktör olarak markanın yapay zeka ajanı eklenir. Bu da önümüzdeki birkaç yılda medya planlamasından CRM’e, müşteri hizmetlerinden marka yönetimine, SEO’sundan GEO’suna, tüketici hukukuna kadar her şeyi yeniden şekillendirebilir. 

Yazının girişinde iki çay söylemiştik, biri açıktı hatırlarsanız, biz en iyisi daha fazla soğutmadan çayımızı içelim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Ümit Alan

Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

EssilorLuxottica’da yönetim krizi: Miras kavgasının perde arkasında neler oluyor?

Ray-Ban ve Oakley gibi popüler markaların çatı şirketi EssilorLuxottica, son dönemlerde ticari performansından çok kurucu ailenin içinde yaşanan iktidar mücadelesiyle gündeme geliyor. Şirket, yönetime duyulan güvensizlik nedeniyle son bir yılda %40’ın üzerinde değer kaybederken yatırımcılar, aile içindeki anlaşmazlıkların akıllı gözlük pazarının da büyüdüğü bir dönemde EssilorLuxottica'nın geleceğini nasıl etkileyeceğini sorguluyor.

Doğa Yurduneri

·

04 Kas 2026

EssilorLuxottica’da yönetim krizi: Miras kavgasının perde arkasında neler oluyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Kazanmanın anatomisi: Hızdan önce ne gerekir?

Ekim ayında düzenlenen SAP Executive Summit Türkiye’de, “Kazanmanın Anatomisi” başlıklı oturumda Formula 1’in iki efsane pilotu David Coulthard ve Mika Häkkinen konuşmacıydı. Coulthard ve Häkkinen’i dinlemek, yarışları takip ederken düşündürdükleri bazı konuları iş dünyası açısından yeniden değerlendirmemize vesile oldu. Özellikle de teknolojiye yapılan yatırımlarla insanın gelişimine ayrılan emek arasındaki ilişkiyi…

Kazanmanın anatomisi: Hızdan önce ne gerekir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Cem Arıdağ

·

31 Eki 2026

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Eki 2026

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Ümit Alan

·

23 Eki 2026

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?