🎙️ Timothée Chalamet, Bob Dylan şarkıları söyleyecek

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Bugünlerde Timothée Chalamet'in yapamayacağı çok az şey olabilir. Dune: Part Two'da Paul Atreides rolünü yeniden canlandırmak ve Paul King'in Charlie and the Chocolate Factory'deki eksantrik çikolatacının genç bir versiyonunu oynadığı müzikal fantastik filmi Wonka'da baş rol almak beyazperdedeki sıradaki işleri. Chalamet, bu yıl ayrıca yönetmenliğini James Mangold’un üstleneceği A Complete Unknown isimli Bob Dylan biyografi filminde tarihin en ikonik müzisyenlerinden birini canlandıracak.
İlk olarak 2020 yılında Going Electric olarak duyurulan A Complete Unknown filmi, Bob Dylan'ın New York City'deki ilk yıllarına odaklanacak. Filmde genç Bob Dylan’ın 1965 yılında Newport Folk Festival’da elektro gitarıyla sahneye çıktığı performansı da yer alacak. Geçtiğimiz günlerde yapımın detayları üzerine konuşan yönetmen Mangold, filmde Woody Guthrie, Pete Seeger ve Joan Baez'in yer alacağını, çekimlerin bu yıl ağustos ayında başlayacağını ve daha da önemlisi Timotheé Chalamet’in filmde dublaj kullanmadan Bob Dylan şarkılarını söyleyeceğini duyurdu.
- Bir konser: Geçtiğimiz günlerde 57. edisyonunun müzik programını açıklayan Montreux Jazz Festival, 1 Temmuz’da Bob Dylan’ın sahne alacağını duyurdu. Festival programının tamamına buradan ulaşabilirsin.
- Bir belgesel: 2019 yılında Netflix’te yayınlanan belgesel ve konser filmi arasında salınan Martin Scorsese imzalı Rolling Thunder Revue: A Bob Dylan Story by Martin Scorsese yapımını buradan izleyebilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



