Toplumsal normlara karşı: Nadine Shah

Mesele hâline getirdiği konuları post-punk ve gotik pop eksenli müziğini kişiliğinde taşıdığı kara mizah soslu sözlerle buluşturan Nadine Shah ile tanışma zamanı.
Toplumsal normlara karşı: Nadine Shah

Sen Bu Değilsin Yaybir #n
Sen Bu Değilsin Yaybir ile birlikte

Korsan kitap alma, suça ortak olma: #SenBuDeğilsin

Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği'nin 2020 Korsanla Mücadele Raporu; İstanbul, Ankara, Eskişehir, Gaziantep, Mersin, Adana, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Kırıkkale gibi şehirlerde yapılan denetimlerde akademik ve…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Geçtiğimiz hafta Nuri Bilge Ceylan’ın filmografisini en baştan izlemeye başladım. Hâlihazırda yönetmenin tüm filmleri MUBI'nin “Öze Dönüş” olarak adlandırdığı bir seri kapsamında çevrim içi izlemeye açık. Taşra üçlemesi olarak adlandırılan Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak’ın ardından kafamda soru işaretleriyle birlikte arşivlere daldım. Özellikle Uzak filminin sokak arkalarında dolaşırken Nuri Bilge Ceylan’ın 11 Ocak 2004 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nden Aslı Selçuk’a verdiği bir röportajla karşılaştım. Nuri Bilgi Ceylan, Aslı Selçuk’un daha giriş yaptığı üç noktalı “Filmlerinizde insanın yalnızlığındaki olguya yoğunlukla yer verdiğinizi söylemek olası…” cümlesinden pası alıp kendi açılışını yapmış: “Bunlar beni zorlayan, ilk gençliğimden beri acısını çektiğim konular. Gençliğim yalnızlığın karanlık zindanlarında geçti sayılır. Ama insanın toplumdaki yalnızlığı kadar evrendeki yalnızlığı da beni ilgilendiriyor. Bu nedenle insanın varoluşunu kozmik bir boyutla da ilişkilendirebilmeyi isterim.” Karşınızda acısını çektiği konuları beyaz perde yerine şarkı sözlerine ve müziğine taşıyan bir sanatçı var. İsmi Nadine Shah. Kendisi Norveç ve Pakistan köklerine sahip bir şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen. Yolu daha önce iki kez İstanbul’dan geçse de bir de Keşif Sahnesi’nin konuğu olsun istedim.

Nadine Shah
Nadine Shah

Pastoral yıllar: 2000’li yılların başı, Londra’da köşe barı. İçeride müzik sesi yüksek. Heyecanlı muhabbetler gitar riff’lerine karışsa da gülüşmelerin ayrıştığı tek bir masa var. Üstüne üstlük masada baş başa olan iki kadının müziğe eşlik etmesinden kisme de rahatsız değil. Orada olmasak da meraklı bakışlarımız üzerlerinde. Bu iki kadından biri Nadine Shah, diğeri ise Amy Winehouse. Onlar için sıradan bir bar buluşması, bizim içinse zaman tünelinde bir yolculuk. 11 Eylül sonrası artan İslamofobinin kurbanı olan Shah, pastoral çocukluk yıllarını sonlandırarak 17 yaşında kardeşiyle birlikte Londra’ya taşınmak zorunda kaldı. Bu değişiklik henüz müzik kariyerinin başında olan Shah için bir fırsatı da beraberinde getirdi. Caz şarkıcısı olarak iş bulsa da kısa bir süre sonra başkalarının şarkılarını söylemekten sıkıldı ve sanat okumak için müzik kariyerine kısa bir ara verdi. Amy Winehouse ile ne oldu peki? İkinin arası çok geçmeden bozuldu. Yıllar sonra bir caz festivalinde Nadine Shah sahne aldığı sırada seyirciler arasında artık gerçek bir yıldıza dönüşen Winehouse’u gördü. Kısa bir süre göz göze geldiler. Winehouse, eski arkadaşına göz kırptı ve ona bir öpücük yolladı. Bu da ölümünden önce Shah’ta kalan son anı oldu.

Mesele var: Post-punk ve gotik pop eksenli müziğini kişiliğinde taşıdığı kara mizah soslu sözlerle buluşturan Shah’ın bizzat mesele hâline getirdiği konulara daha yakından bakmaktan fayda var. “Asyalı olmaktan bahsetmemeyi reddediyorum. Bazı insanlar Asyalı kimliğimi öne çıkarmamı fırsatçılık olarak görse de sesimi yükseltmek için bir sorumluluk hissediyorum. İslamofobi tamamen yükselişte ve bu çok korkutucu.” sözlerinden Shah’ın tüm yargılardan sıyrılarak mesaj verme kaygısı taşıdığını anlamak mümkün. Onun için hâlâ Pakistan’tan Birleşik Krallık'a göçen birinci nesil olan babasını seyirciler arasında görebilmek aşırı duygusal bir durum. Bununla birlikte müzik sahnesinde yaşla ilgili ayrımcılığa dikkat çeken Shah, onu yaşlandıkça daha görünmez olunduğuna ve çoğunlukla gençliğin para ettiğine inandıran pek çok anıya sahip. “Şu anda genç kadınların sesleri kadar yaşlı kadınların seslerine de ihtiyacımız var. Bu konuda gerçek bir eksiklik var." diyen Shah, müzik sahnesindeki cinsiyet eşitsizliğinin yanı sıra toplum tarafından kadına atanan rollerin de tam karşısına geçti.

Dönüm noktası: Uzun bir süre en ön sıradan PJ Harvey gibi güçlü kadınları izleyen Nadine Shah, yolu Depeche Mode'un yapımcısı Ben Hillier ile kesiştikten sonra şarkı sözü yazım sürecini hızlandırdı. Çok geçmeden Hillier ile birlikte karanlık ve sersemletici sesini ağırlayacak müziği bulan Shah, ilk albümü Love Your Dum and Mad’i 2013 yılında yayımladı. Yazı yazmak için "Eğer uyarılmazsam, zihnim dolaşır ve sağlıksız alışkanlıklar devreye girer." diyen Shah, eski erkek arkadaşının intiharından sonra yeniden kaleme sarıldı ve 2015 yılında çıkan Fast Food adını verdiği ikinci albümünü kaydetti. Belgesel yapımcısı olan ağabeyi tarafından küçük yaşlarda siyasetle tanıştırılan Shah’ın zihninde, 10 yaşında protestolar için Londra'ya gittiğine dair anılar var. 30’lu yaşlarına geldiğinde kökten bir değişikliğin yolunu arayan Shah, bir yandan istismara uğradığı bir ilişkiden çıkmaya çalışırken diğer yandan milliyetçiliğin yükselişine, küresel mülteci krizine, bölücü politikacılara ve empati yoksunluğuna karşı söylenecek laflar biriktirdi. Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan 2017 tarihli Holiday Destination, Shah için tam bir dönüm noktası oldu. Mercury Prize’a aday gösterilen albüm, daha da önemlisi ötekileştirilenlerin sesine dönüştü.

Toplumsal normlar: Mercury Prize adaylığının ardından kısa süre içinde yeni bir albüm hazırlaması için üzerinde çokça baskı hisseden Nadine Shah, kayıt stüdyosu yerine sıkça bara giderek kadın arkadaşlarıyla uzun uzun sohbetler etti. Buradaki konuşmalardan ilham alan Shah, bizzat temsil ettiği 30’lu yaşların ortasındaki kadınlara dayatılan baskıları ve toplumsal normları dile getiren bir albüm kaydetmeye karar verdi. Bu sefer müziğini daha eğlenceli hâle getiren Shah, bunu gerekçesini "Güçlendirici olmasını ve dile getirdiğim konulara gülerek bu gücü geri almayı istedim.” sözleriyle açıkladı. 26 Haziran’da yayımlanan Kitchen Sink isimli albüm, her şey yolunda gitseydi aynı gün Nadine Shah’ın Glastonbury Festivali’nde gerçekleştireceği ilk performansıyla kutlanacaktı. Olmadı. Yani, henüz. Şimdi cebinde onu 20'li yaşlarından alıp 30'larının ortasına götüren dört kıymetli albümle yeniden konserlerde dinleyicileriyle buluşmayı bekliyor. Ben de kendisinin üçüncü İstanbul ziyaretini…

Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

⏳ Gelecek, ertelenmiş, geçmiş

Bugün: Netflix'in ödülleri, Motown'un devrimi, gelecek öngörüleri, Jacob Burckhardt ve Nadine Shah.

25 Ara 2020

⏳ Gelecek, ertelenmiş, geçmiş

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar