Toplumsal normlara karşı: Nadine Shah


Korsan kitap alma, suça ortak olma: #SenBuDeğilsin Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği'nin 2020 Korsanla Mücadele Raporu; İstanbul, Ankara, Eskişehir, Gaziantep, Mersin, Adana, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Kırıkkale gibi şehirlerde yapılan denetimlerde akademik ve kültür yayınlarını içeren 430 binin üzerinde korsan kitaba el konulduğunu ortaya koyuyor. Pandemiyle e-ticarete yönelen ilginin bir sonucu olarak, yine aynı raporda 10 PDF kitap indirme sitesinin kapatıldığı ; 320 sesli kitap videosu, 31 Facebook grubunun, 17 Instagram hesabının, 16 online satış platformu mağazasının erişime engellendiği belirtiliyor. Korsan kitaba karşı yıllardır sürdürdüğü mücadeleyle yayın dünyası paydaşlarının haklarını koruyan Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği (YAYBİR) mücadelesine yeni kampanyası #SenBuDeğilsin ile devam ediyor. #SenBuDeğilsin: Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği (YAYBİR) tarafından düzenlenen #SenBuDeğilsin, YAYBİR’in korsan kitaba karşı sürdürdüğü mücadelenin devamı niteliği taşıyor ve sosyal medya üzerinden okurlara ulaşmayı da hedefliyor. “Korsan kitap alma, suça ortak olma” sloganıyla yürütülen kampanya çerçevesinde YAYBİR; yayıncılar, yazarlar, çevirmenler, editörler ve yayıncılık sektörü çalışanlarının desteğiyle kamuoyunda korsan kitaba karşı bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Basılması, çoğaltılması, yayılması ve satılması suç olan; bir kitaba emeği geçenlerin haklarının gasp edilmesi anlamına gelen korsanı kültür hayatının bir yarası olarak tanımlayan YAYBİR; güvenlik güçleriyle iş birliği içinde korsan kitapların ele geçirilmesinde, internet üzerinde yayılan korsan kitaplara erişim engeli getirilmesinde, e-ticaret ve sosyal medya platformları aracılığıyla korsan kitap satışlarının engellenmesinde ve PDF paylaşımı amacıyla açılan internet sitelerinin kapatılmasında önemli rol oynuyor. YAYBİR, korsan yayınlarla mücadelede okura düşen en büyük görevin, korsandan uzak durmak olduğunu belirtiyor ve #SenBuDeğilsin kampanyasıyla ilgili daha çok bilgi almak isteyen okurları internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına davet ediyor. YAYBİR: Tüzel kişiliğini 2006 yılında kazanan ve bugün kültür, eğitim ve akademik yayıncılık alanlarında faaliyet gösteren 330 üyesiyle korsanla mücadele, telif haklarının takibi ve idaresi, toplu hak yönetimi ve toplu lisanslama gibi alanlarda faaliyet gösteren YAYBİR, #SenBuDeğilsin kampanyasına yazarları, çizerleri, çevirmenleri, editörleri, grafikerleri, kitap dağıtım şirketlerini, kitapçıları, kağıtçıları ve matbaacıları da dâhil ederek kronikleşen bu sorunu çözmek istiyor. Kitapları seven insanın korsan kitapları sevemeyeceğini düşünen YAYBİR; kültürü, ekonomiyi ve geleceği tehdit eden korsan kitaplara hayır demek gerektiğini savunuyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçtiğimiz hafta Nuri Bilge Ceylan’ın filmografisini en baştan izlemeye başladım. Hâlihazırda yönetmenin tüm filmleri MUBI'nin “Öze Dönüş” olarak adlandırdığı bir seri kapsamında çevrim içi izlemeye açık. Taşra üçlemesi olarak adlandırılan Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak’ın ardından kafamda soru işaretleriyle birlikte arşivlere daldım. Özellikle Uzak filminin sokak arkalarında dolaşırken Nuri Bilge Ceylan’ın 11 Ocak 2004 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nden Aslı Selçuk’a verdiği bir röportajla karşılaştım. Nuri Bilgi Ceylan, Aslı Selçuk’un daha giriş yaptığı üç noktalı “Filmlerinizde insanın yalnızlığındaki olguya yoğunlukla yer verdiğinizi söylemek olası…” cümlesinden pası alıp kendi açılışını yapmış: “Bunlar beni zorlayan, ilk gençliğimden beri acısını çektiğim konular. Gençliğim yalnızlığın karanlık zindanlarında geçti sayılır. Ama insanın toplumdaki yalnızlığı kadar evrendeki yalnızlığı da beni ilgilendiriyor. Bu nedenle insanın varoluşunu kozmik bir boyutla da ilişkilendirebilmeyi isterim.” Karşınızda acısını çektiği konuları beyaz perde yerine şarkı sözlerine ve müziğine taşıyan bir sanatçı var. İsmi Nadine Shah. Kendisi Norveç ve Pakistan köklerine sahip bir şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen. Yolu daha önce iki kez İstanbul’dan geçse de bir de Keşif Sahnesi’nin konuğu olsun istedim.

Pastoral yıllar: 2000’li yılların başı, Londra’da köşe barı. İçeride müzik sesi yüksek. Heyecanlı muhabbetler gitar riff’lerine karışsa da gülüşmelerin ayrıştığı tek bir masa var. Üstüne üstlük masada baş başa olan iki kadının müziğe eşlik etmesinden kisme de rahatsız değil. Orada olmasak da meraklı bakışlarımız üzerlerinde. Bu iki kadından biri Nadine Shah, diğeri ise Amy Winehouse. Onlar için sıradan bir bar buluşması, bizim içinse zaman tünelinde bir yolculuk. 11 Eylül sonrası artan İslamofobinin kurbanı olan Shah, pastoral çocukluk yıllarını sonlandırarak 17 yaşında kardeşiyle birlikte Londra’ya taşınmak zorunda kaldı. Bu değişiklik henüz müzik kariyerinin başında olan Shah için bir fırsatı da beraberinde getirdi. Caz şarkıcısı olarak iş bulsa da kısa bir süre sonra başkalarının şarkılarını söylemekten sıkıldı ve sanat okumak için müzik kariyerine kısa bir ara verdi. Amy Winehouse ile ne oldu peki? İkinin arası çok geçmeden bozuldu. Yıllar sonra bir caz festivalinde Nadine Shah sahne aldığı sırada seyirciler arasında artık gerçek bir yıldıza dönüşen Winehouse’u gördü. Kısa bir süre göz göze geldiler. Winehouse, eski arkadaşına göz kırptı ve ona bir öpücük yolladı. Bu da ölümünden önce Shah’ta kalan son anı oldu.
Mesele var: Post-punk ve gotik pop eksenli müziğini kişiliğinde taşıdığı kara mizah soslu sözlerle buluşturan Shah’ın bizzat mesele hâline getirdiği konulara daha yakından bakmaktan fayda var. “Asyalı olmaktan bahsetmemeyi reddediyorum. Bazı insanlar Asyalı kimliğimi öne çıkarmamı fırsatçılık olarak görse de sesimi yükseltmek için bir sorumluluk hissediyorum. İslamofobi tamamen yükselişte ve bu çok korkutucu.” sözlerinden Shah’ın tüm yargılardan sıyrılarak mesaj verme kaygısı taşıdığını anlamak mümkün. Onun için hâlâ Pakistan’tan Birleşik Krallık'a göçen birinci nesil olan babasını seyirciler arasında görebilmek aşırı duygusal bir durum. Bununla birlikte müzik sahnesinde yaşla ilgili ayrımcılığa dikkat çeken Shah, onu yaşlandıkça daha görünmez olunduğuna ve çoğunlukla gençliğin para ettiğine inandıran pek çok anıya sahip. “Şu anda genç kadınların sesleri kadar yaşlı kadınların seslerine de ihtiyacımız var. Bu konuda gerçek bir eksiklik var." diyen Shah, müzik sahnesindeki cinsiyet eşitsizliğinin yanı sıra toplum tarafından kadına atanan rollerin de tam karşısına geçti.
Dönüm noktası: Uzun bir süre en ön sıradan PJ Harvey gibi güçlü kadınları izleyen Nadine Shah, yolu Depeche Mode'un yapımcısı Ben Hillier ile kesiştikten sonra şarkı sözü yazım sürecini hızlandırdı. Çok geçmeden Hillier ile birlikte karanlık ve sersemletici sesini ağırlayacak müziği bulan Shah, ilk albümü Love Your Dum and Mad’i 2013 yılında yayımladı. Yazı yazmak için "Eğer uyarılmazsam, zihnim dolaşır ve sağlıksız alışkanlıklar devreye girer." diyen Shah, eski erkek arkadaşının intiharından sonra yeniden kaleme sarıldı ve 2015 yılında çıkan Fast Food adını verdiği ikinci albümünü kaydetti. Belgesel yapımcısı olan ağabeyi tarafından küçük yaşlarda siyasetle tanıştırılan Shah’ın zihninde, 10 yaşında protestolar için Londra'ya gittiğine dair anılar var. 30’lu yaşlarına geldiğinde kökten bir değişikliğin yolunu arayan Shah, bir yandan istismara uğradığı bir ilişkiden çıkmaya çalışırken diğer yandan milliyetçiliğin yükselişine, küresel mülteci krizine, bölücü politikacılara ve empati yoksunluğuna karşı söylenecek laflar biriktirdi. Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan 2017 tarihli Holiday Destination, Shah için tam bir dönüm noktası oldu. Mercury Prize’a aday gösterilen albüm, daha da önemlisi ötekileştirilenlerin sesine dönüştü.
Toplumsal normlar: Mercury Prize adaylığının ardından kısa süre içinde yeni bir albüm hazırlaması için üzerinde çokça baskı hisseden Nadine Shah, kayıt stüdyosu yerine sıkça bara giderek kadın arkadaşlarıyla uzun uzun sohbetler etti. Buradaki konuşmalardan ilham alan Shah, bizzat temsil ettiği 30’lu yaşların ortasındaki kadınlara dayatılan baskıları ve toplumsal normları dile getiren bir albüm kaydetmeye karar verdi. Bu sefer müziğini daha eğlenceli hâle getiren Shah, bunu gerekçesini "Güçlendirici olmasını ve dile getirdiğim konulara gülerek bu gücü geri almayı istedim.” sözleriyle açıkladı. 26 Haziran’da yayımlanan Kitchen Sink isimli albüm, her şey yolunda gitseydi aynı gün Nadine Shah’ın Glastonbury Festivali’nde gerçekleştireceği ilk performansıyla kutlanacaktı. Olmadı. Yani, henüz. Şimdi cebinde onu 20'li yaşlarından alıp 30'larının ortasına götüren dört kıymetli albümle yeniden konserlerde dinleyicileriyle buluşmayı bekliyor. Ben de kendisinin üçüncü İstanbul ziyaretini…
Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün: Netflix'in ödülleri, Motown'un devrimi, gelecek öngörüleri, Jacob Burckhardt ve Nadine Shah.
25 Ara 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


