Tuhaf bir müzik: upsammy

Çizgi dışı prodüksiyon tarzı ile son dönemde dikkatleri üzerine çeken upsammy ile tanışma zamanı
Tuhaf bir müzik: upsammy

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Gözlerim kapalı. DJ kabinine beş adım uzaklıktayım. Bedenim yönünü sesin kaynağına, zihnim ise içinde hep bir hareket olan düşüncelerimi en başa döndürdü. Kalabalığın ortasında hem tekilleşme hem de çoğalma hissini aynı anda yaşamak mucizevi. Gecenin başında neden dakikaları girişteki vestiyere bıraktığımızı anladım. Yer, Club Zollamt (Stuttgart). Yıl 2013. Bu gece yaşandı. Sadece DJ kabininde başka biri vardı. Bu yazıyı yazarken o anlar tekrarlandı. Bu sefer kulağıma Thessa Torsing’in, yani upsammy’nin müziği dolandı. “İçine girebileceğim ve orada kalarak iyi hissedebileceğim bir ortam”  yaratığını söyleyen upsammy’nin peşine takıldım. Eşlik etmek isteyen?

Thessa Torsing
Fotoğraf: Sophie Wright

MTV Lounge Vol. 3: Hollanda doğumlu Torsing’in elektronik müzikle ilk tanışması, babasının arşivindeki ülkenin milli kahramanı olarak görülen Tiësto’nun Forbidden Paradise CD’leriyle oldu. O dönem MTV Lounge Vol. 3 derleme albümünde dinlediği Moby ve The Future Sound Of London sayesinde kendi beğeni çizgisini oluşturdu. 16 yaşından itibaren arkadaşlarının düzenlediği rave partilere katılan Torsing, her zaman bulunduğu ortamda müziği belirlemek isteyen "o çocuk" oldu. Aynı dönem çeşitli müzik gruplarında enstrüman çalmayı deneyen Torsing, bu sırada tüm kontrolü elinde tutmak istediğini fark etti. Çok geçmeden hem DJ kabininde hem de prodüksiyon koltuğunda tek başına kaldı.

Kendi içine bakmak: “Dans etmeye gittiğimde her zaman şaşırmak istiyorum. Eğlenmek için herhangi bir takviye almak istemiyorum. Sadece müzikteki tuhaflığı duymak istiyorum.” diyen Thessa Torsing, kısa sürede DJ kabininde bakışları üzerine çekmeye başladı. “Çaldığım kulübe belirli bir alan duygusu katmak istiyorum. Müziğim insanlara belirli yerleri veya anıları hatırlatıyor. İnsanlara bir şekilde dokunmak, topluluğun bir parçasıyken kendi içlerine bakmalarını sağlamak istiyorum. Dans pistindeki insanların tuhaf seslere verdiği farklı tepkileri görmek harika.” sözleri ise Torsing’in yarattığı atmosferi tanımlıyor. 

Jimi Hendrix’in psychedelic sesleri: Torsing, 2016 kışında kendini yatak odasına kapattı ve takıntılı bir şekilde Ableton üzerinden parçalar yapmaya başladı. Müziği, hayatındaki pek çok olumsuzluktan kaçmak için kullanan Torsing, bir dönem hayranı olduğu Jimi Hendrix’in psychedelic seslerini takip ederek Zona adını verdiği ilk parçasını yarattı. Parçayı SoundCloud’a yükleyen Torsing, böylelikle upsammy dönüşümünü de gerçekleştirmiş oldu. Hemen ardından Utrecht’teki Stranded FM radyosuna konuk olan upsammy, Nous'klaer Audio’nun dikkatini çekti ve plak şirketinin 2017 çıkışlı derleme albümünde yer aldı. Bundan tam bir yıl sonra aynı plak şirketinin etiketiyle Another Place isimli bir kısaçalar yayımlayan upsammy, böylelikle elektronik müzik sahnesinde ilk meyvesini vermiş oldu.

Tuhaf bir müzik: upsammy, 90 ile 124 BPM arasında dolaşan müziğinde ambient, downtempo, enstrümantal hip hop, dubstep, house, techno ve IDM’e dair elementleri sezgisel bir iskelette buluşturuyor. Kendisinin yaptığı tek tanımlama ise ‘"tuhaf". Benim için ise tamamıyla meditatif. upsammy ile ilk tanışmanızı Eye Filmmuseum’ın 1927 tarihli bilimsel filmine yaptığı muazzam soundtrack'le yapabilirsiniz. Samimiyeti ilerletmek için ise geçtiğimiz haziran ayında Dekmantel bayrağı altında yayımlanan Zoom albümünü rafta bekliyor. Gözlerim şimdi açık.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🍁Yaz uykusundan uyan! Eylül geldi.

Kültür sanat dünyası, yaz uykusundan uyandı. Sonbahar bizi bekler, biz sonbaharı. Kulağımızda her daim müzik.

04 Eyl 2020

🍁Yaz uykusundan uyan! Eylül geldi.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Yaren Serra Akgün

·

29 Eyl 2026

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

Müge Turan

·

28 Eyl 2026

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'