Uzayda madencilik yapılabilir mi?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
2016’da gerçekleşen Remote konferansında Jeff Bezos gelecekte Dünya’nın yaşamak ve hafif endüstriyel amaçlar için kullanılacağını, madencilik gibi operasyonların uzayda yapılacağını söylemişti. Buna ek olarak geçtiğimiz yıllarda insanlık, uzay taşımacılığı ve teknolojileri kapsamında deneyimini genişletti. 40 yılda uzaya fırlatma masrafları kilogram başına 85 bin dolardan 1000 doların altına düştü. Uzay yarışına devletlerden sonra özel şirketler de katıldı.
- SpaceX: Elon Musk Mars’ta kurulacak Mars Base Alpha projesinin 2028’e kadar tamamlanacağı sözünü vermişti.
- Blue Origin: Jeff Bezos’un şirketi “Ay’da sürdürülebilir insan varlığı” üzerine çalışıyor.
- Origin Space: Çin merkezli uzay madenciliği girişimi geçtiğimiz sene NEO-1 isimli ilk ticari uzay aracını dünyanın yörüngesine çıkardı. NEO-1 uzaydaki çöpleri toplamak ve madencilik yapılabilecek asteroitleri belirlemek için kullanılacak.
- NASA: ABD’nin uzay ajansı 16 Psyche isimli asteroidin yörüngesinde dolaşmak ve hakkında bilgi toplamak üzere 2022’nin Ağustos ayında bir uzay aracı yollayacak. Kurum kasım ayında bir asteroidin yörüngesini değiştirmeyi denemek üzere DART isimli bir proje başlatmıştı.
Özel şirketlerin ve devletlerin uzay yarışında bu kadar istekli olmalarının nedeni prestij, reklam veya turizm değil; uzayın Dünya ile kıyaslandığında ‘sonsuz’ olan kaynaklarına erişebilmek. Bu bağlamda uzay veya asteroit madenciliği ise yavaş yavaş tekrar gündeme geliyor.
Uzay madenciliği
Uzay madenciliği ana olarak asteroitler üzerinden şekilleniyor. Çünkü asteroitler bolca mineral ve madenden oluşuyor. Örneğin önceki bulgular 16 Psyche’nin, dünyanın milyonlarca yıllık demir ve nikel ihtiyacını karşılayabilecek kadar materyal barındırdığına işaret ediyor. Ayrıca bu cisimler Dünya’da nadir bulunan ve özellikle elektronik cihazlarda kullanılan nadir toprak elementlerini barındırıyor.
- Nasıl? Asteroit madenciliği yapmak için bir asteroit seçmek, bu göktaşını dünyaya yakın bir yere getirmek ve işlemek gerekiyor.
Bunun için teorik olarak Dünya’ya yakın yörüngede dolanan asteroitlerden birine bir uzay aracının gönderilmesi, asteroidin kendi etrafında dönüşünün durdurulması ve yörüngesinin Ay’a yaklaşacak şekilde değiştirilmesi gerekiyor. Asteroit, Ay’ın kütlesel çekimiyle Dünya’nın yörüngesine giriyor ve böylelikle dünyadan asteroide ulaşmak büyük oranda kolaylaşıyor. Ardından göktaşının üzeri ısıtılıyor, taşlar öğütülüyor ve dünyaya geri yollanmak üzere ayrıştırılıyor.
Tabii ki teoride mantıklı görünen bu süreç için çeşitli yeni teknolojilerin geliştirilmesi gerekiyor. Tucson Arizona Gezegen Bilimi Enstitüsü’nden Jeff Kargel, yeni fırlatma ve uzay aracı teknolojileri geliştirmenin yanında bu finansal yükü üstlenebilecek ve konsept ölçeklendirilebilene kadar her sene milyarlarca dolar zarar etmeyi göze alacak birilerine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Uzay madenciliği ne vaat ediyor?
Uzay madenciliği nadir toprak elementlerinin ve diğer mineral ve madenlerin arzını artırmada önemli bir potansiyele sahip. Dünya dışı kaynakların kullanılması maden zengini ülkelere bağımlılık problemini de ortadan kaldırabilir. Ayrıca çevreye ve insanlara zarar veren geleneksel madencilik, gelecekte uzay madenciliğinin mümkün olmasıyla tedavülden kalkabilir. Central Florida Üniversitesi Uzay Enstitüsü’nde gezegen bilimci Philip Metzger, uzay madenciliğine yönelmenin hem teknolojik gelişmeler hem de çevresel etkiler göz önüne alındığında kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Metaverse’ün sanal gayrimenkul çılgınlığı dijital emlak balonuna dönüşür mü? “Uzay turizmi” aslında uzay madenciliğinin geleceğini finanse etmek için bir araç mı?
06 Oca 2022

YAZARLAR

Oğuzhan Aydın
Writer @ Pareto

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Haziran ayında İstanbul’daki Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamu kurumları için resmî bir yol haritasına dönüştü. Plan, yetkinliklerin yaygınlaştırılmasından işlem gücü yatırımlarına uzanan 16 adımlık bir çerçeve sunuyor ancak sınırlı eğitim hedefleri, özel sektöre yönelik teşvik ihtiyacı, yönetişim ve çevre alanındaki boşluklar, planın geliştirilebilecek yönlerine işaret ediyor.

Google, yapay zeka alanında bugüne dek her zaman sessiz, istikrarlı, kendini kanıtlamış ve olgun bir şirket imajı çizdi. Fakat Ağustos ayı başlarında şirket, yapay zeka yönetiminde bugüne kadar yaptığı en köklü değişikliklerden birine gitti. Eski şirket çalışanları tarafından yapılan açıklamalar, bu yönetim değişikliğinin ardında şirketin yapay zeka alanında hangi yöne ilerlemesi gerektiğine dair önemli bir fikir ayrılığı olabileceğine işaret etti.

Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.

Yapay zeka şirketleri için rekabet, artık yalnızca kimin daha güçlü bir model geliştirdiği üzerinden yürümüyor. Milyonlarca insanın günlük yaşamına giren bu şirketler, teknoloji laboratuvarlarından tüketici markalarına dönüşürken insanların yalnızca ürünlerini kullanmasını değil, markalarıyla bağ kurmasını da istiyor. Fakat OpenAI’ın ilk influencer gezisine gelen tepkiler, bu stratejinin beklenen etkiyi yaratmadığını ortaya koyuyor.




