Yapısal reformlar: Türkiye, Güney Kore mucizesi yaratabilir mi?


Schneider Electric , Dünya Limit Aşım Günü'nde sürdürülebilir geleceğe dikkat çekiyor Bugün Dünya Limit Aşım Günü ; insanlığın bir yılda doğanın yenileyebileceğinden daha fazla kaynak tükettiğini ve ekolojik ayak izimizin gezegenin biyolojik kapasitesini aştığını gösteriyor. Schneider Electric , dünyamızın sınırlı kaynaklarını daha verimli bir şekilde nasıl kullanabileceğimize dikkat çekiyor. Bu hedefe ulaşmak için yenilikçi ve sürdürülebilir enerji çözümleri sunan Schneider Electric , elektrifikasyon, otomasyon ve dijitalleşme alanlarındaki uzmanlığını akıllı endüstrilere, dayanıklı altyapılara, geleceğin veri merkezlerine, akıllı binalarına ve yapılarına taşıyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonu ve etkin enerji yönetimi yoluyla geleceğin endüstrilerine ve binalarına karbon ayak izlerini azaltmalarında yardımcı oluyor; daha temiz ve daha yaşanabilir bir dünya yaratmak için etki yaratmaya odaklanıyor. Schneider Electric , Sürdürülebilirlik Etkisi Programı (SSI) ile 2025 yılına kadar çevresel, sosyal ve yönetişim hedeflerinin yanı sıra karbon nötr olma hedeflerini gerçekleştirmeye odaklanıyor: SSI skorunu 2024 yılının ikinci çeyreğinde 10 üzerinden 6,78’e yükseltti, yıl sonu hedefi ise 7,40. Müşterilerine karbon emisyonlarını azaltmalarında yardımcı olarak 2018'den bu yana 605 milyon ton CO2 salımı engellendi. Müşterileri ve tedarikçileriyle enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik sağlayan ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönlendiren hizmetler ve çözümlerle büyük tedarikçilerinden kaynaklı karbon emisyonlarında %33 azalma sağladı. Enerjiye erişim ve enerji yönetiminde eğitim alanlarında küresel çaptaki çalışmalarını sürdürüyor. Dünya genelinde girişimleri sayesinde 2021'den bu yana 49,4 milyon insan temiz ve güvenilir elektriğe erişti ve 682 binden fazla kişi, toplumlarının gelecekteki enerji ihtiyaçlarına cevap verebilmek için yeni beceriler öğrendi. Sürdürülebilir ambalaj ve tedarik zinciri yönetiminde önemli ilerlemeler kaydederek sürdürülebilirlik odaklı çözümlerinden elde ettiği payı %74'e çıkardı. 2024’te TIME ve Statista tarafından "Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri" arasında birinci seçilen Schneider Electric , sürdürülebilir geleceğin hayalden daha öteye, gerçek hayata dönüşmesi fikrini benimsiyor, hedefler belirliyor, gerekli çözümler sunuyor ve olumlu sonuçları sürekli hâle getirmek için çalışmalarına devam ediyor.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Eski bir bakanın da ifade ettiği gibi, “Yapısal reformlar, yapısal reformlar… Yahu neymiş bu yapısal reformlar?”
Yapısal reformlar, bir ülkenin ekonomisinin verimliliğini ve rekabet gücünü artırmak amacıyla yapılan köklü değişikliklerdir. Eğitim, adalet, büyüme kompozisyonu, dış ticaret yapısı, gıda güvenliği gibi çok majör alanlarda gerçekleştirilmeleri söz konusu olsa da, çok daha sınırlı ve özel alanlarda da hayata geçirilmeleri mümkündür.
Son dönemde pek çok ekonomist ve piyasa uzmanı, Türkiye ekonomisinin kısa vade için az çok gerekenleri yaptığını, ancak uzun vadede istikrarlı bir ekonomi isteniyorsa yapısal reformların hayata geçmesi gerektiğini vurguluyor.
Peki Türkiye orta ve uzun vadede hangi yapısal reformları uygulamalı? Sizin için uzmanlara sorduk.
‘Türkiye alabileceği potansiyel yatırımını üçte birini alabiliyor’
Konuyla ilgili Aposto’ya görüşlerini aktaran Özel Sermaye Yatırımcısı ve Birleşme & Satın Alma Uzmanı Kerim Kotan, yüksek enflasyon, cari açık, düşük tasarruf oranı, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, düşük katma değerli ürün üretimi, eğitim sisteminin işgücü piyasası ihtiyaçlarıyla uyumsuzluğu, enerji bağımlılığı, bölgesel gelişmişlik farkları ve hukuk sisteminde yaşanan aksaklıkların Türkiye ekonomisinin yaşadığı temel sorunlar olduğunu ifade etti. Kotan konuyla ilgili, “Hukuk sisteminde yaşanan sorunlar ve yatırım ortamının belirsizliği Türkiye’nin yurtdışından her sene çekebileceği yabancı yatırımın üçte birini alabilmesiyle sonuçlanıyor” açıklamasını yaptı.
“Yüksek enflasyon ekonomik büyümeyi ve yatırımları olumsuz etkilerken, gelir dağılımında bozulmaya yol açıyor. Cari açık ve düşük tasarruf oranı, ülkemizi dış finansmana bağımlı hale getiriyor ve ekonomik kırılganlığı artırıyor. İthalata bağımlılık, özellikle ara malı ve enerji ithalatı cari açığı artırıyor. Kayıt dışı ekonomi, vergi gelirlerini azaltıyor ve haksız rekabete neden oluyor. Teknolojiye yeterli yatırım yap(a)mamamız ise küresel rekabet gücümüzü azaltıyor. Burada tabii genelleme de yapmamak lazım zira savunma sektöründe son 10 senede müthiş yol katedildi.”
Bu sorunların çözümü için kısa vadede para politikasını sıkılaştırarak enflasyonla mücadele etmek, mali disiplini sağlamak adına kamu harcamalarını kontrol altına almak, döviz rezervlerini güçlendirmek ve dijital ekonomiyi vergilendirmek için yeni yöntemler geliştirmek gibi uygulamaları desteklediğini söyleyen Kotan, orta ve uzun vadede ise öncelikle eğitime odaklanılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması düşünülmeli. Mesela mesleki eğitimi güçlendirmek ve işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uyumlu hale getirmek, STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) eğitimine ağırlık vermek ve yaşam boyu öğrenme programları geliştirmek gibi. Bu konuda Finlandiya örneği incelenebilir” dedi.
'Ar-Ge yatırımlarında Güney Kore örnek alınabilir"
Türkiye’nin yapısal dönüşüm için Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarının artırması ve teknoloji transferini teşvik etmesi gerektiğini söyleyen Kotan, bu konuda Güney Kore modelinin uygulanabileceğini söyleyerek şöyle konuştu:
“Güney Kore, 1960’lardan bu yana planlı ve kararlı bir şekilde Ar-Ge ve inovasyona yatırım yaparak, teknoloji üssü haline geldi. GK ne yaptı derseniz GSYH’nin yüksek bir oranının (%4-5) Ar-Ge’ye ayırdı; özel sektör-üniversite işbirliğini teşvik etti; patent başvurularının ve fikri mülkiyet haklarının güçlü bir şekilde korunmasını sağladı; teknoloji odaklı start-up’larını destekledi.Türkiye, benzer politikaları uygulayıp savunma sanayisindeki başarıyı diğer sektörlere de yayarak teknolojik atılım yapabilir."

Türkiye’nin ve Güney Kore’nin GSYH’lerinden Ar-Ge harcamalarına ayırdığı pay (gri Güney Kore, mavi Türkiye, kırmızı dünya ortalaması)
Tarımda katma değerin elzem olduğunu ve bu nedenle akıllı tarım uygulamalarının yaygınlaştırılarak tarımda verimliliğin sağlanması gerektiğini ifade eden Kotan, “Bu konuda Hollanda’nın tarım politikaları örnek alınabilir. Hollanda, küçük yüzölçümüne rağmen dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı. Nasıl? Yüksek teknolojili seracılık, hassas tarım uygulamaları, su yönetimi ve geri dönüşüm sistemleri, tarımsal Ar-Ge’ye yapılan yatırımlar ve tarım-teknoloji entegrasyonuyla. Türkiye de benzer uygulamaları hayata geçirerek tarımsal verimliliği artırabilir ve katma değeri yüksek tarım ürünleri üretebilir” dedi.
Hukuk sisteminin güçlendirilmesi, yargı bağımsızlığının sağlanması, hukuki süreçlerin ise hızlandırılması gerektiğini de vurgulayan Kotan, “Basit bir alacak davası 4 sene sürmemeli. Bu konuda Singapur’un hukuk sistemi örnek alınabilir. Singapur, Dünya Bankası’nın İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde sürekli üst sıralarda yer alıyor ve bunun en önemli nedenlerinden biri etkin hukuk sistemi” ifadelerini kullandı.
- 💾 Cep bilgisi: Dünya Bankası tarafından oluşturulan İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde Singapur 190 ülke arasından 2. sırada yer alırken, Türkiye 33. sırada yer alıyor. Endeksi oluşturan alt endekslerden biri olan “Anlaşmazlıkların Çözümü” başlığında ise Singapur 27. iken, Türkiye 120. sırada.
“Bu reformların başarılı bir şekilde uygulanması durumunda, Türkiye ekonomisinin daha sağlam temeller üzerine oturmasını ve uzun vadeli sürdürülebilir büyüme sağlamasını bekleyebiliriz. Enflasyonun kontrol altına alınması, cari açığın azalması, teknolojik ilerleme ve katma değerli üretimin artması gibi olumlu gelişmeler görebiliriz. Bu da ülkemizin refah seviyesinin yükselmesine, işsizliğin azalmasına ve uluslararası rekabet gücümüzün artmasına katkı sağlayacaktır. Ancak unutmayalım ki, bu bir maraton, kısa vadeli sonuçlar beklemek yerine sabırlı ve kararlı bir şekilde ilerlememiz gerekiyor.
Seçimler sonrası başlatılan ortodoks ekonomi politikaları ve etkin yönetim ile birlikte, Türkiye’nin hızlı gelişen bir pazar olarak önümüzdeki 2 yıl içinde önemli bir ekonomik başarı elde etmesi muhtemel. 2025 ve 2026 yıllarında doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) ve birleşme & satın alma (M&A) işlemlerinde yeni rekorlar beklenebilir.”
'Sosyal reformlar yapılmazsa ekonomik reformlar sonuçsuz kalır'
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ünalmış Türkiye'de uygulanacak yapısal reformlarda önceliği sosyal reformların alması gerektiğini ve sosyal reformlar gerçekleştirilmeden yapılacak ekonomik reformların arzu edilen sonuçlara ulaşmasının mümkün olmadığını ifade etti.
“Sosyal reformlar denince aklıma ilk önce hukuk ve eğitim sisteminde gerçekleştirilmesi gereken reformlar geliyor. Hukuk sistemi ile başlamamın nedeni, bir ülkede adaletin tecelli edeceği inancı olmadan ne sosyal dokunun korunabileceği ne de ekonomik anlamda yüksek refah seviyesine erişilebileceği gerçeği. Bunun için yargının bağımsızlığı ve üzerine oturacağı çağdaş bir hukuk sistemi gerekiyor.”
Hukuk tarafının yanı sıra eğitimde gerçekleştirilecek reformlar ile çağdaş bir ilköğretimin toplumun tüm kesimlerine sunulması gerektiğini ve özel/devlet okulu ayrımı olmadan aynı standartta ilköğretimin bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Ünalmış, “İlköğretim sonrasında eğitimin yapılandırılması ülkenin ihtiyaçları ve küresel trendlere göre planlanmalı. Mevcut durumda Türkiye’nin en önemli problemlerinden birisi kalifiye iş gücü haline geldi. Bu sorun önümüzdeki yıllarda da devam edecek gibi görünüyor” dedi.
“Dünyada bir yandan yeniden sanayileşme politikaları popüler hale gelirken Türkiye’nin bu süreçten uzak kalması mümkün değil. Fakat bu alanda başarınız kalifiye insan gücüne bağlı. Dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekanın da sınırları var. Bu bağlamda, eğitim sisteminin tekrar tasarlanması kaçınılmaz görünüyor. Diğer taraftan, ticarette serbestliğin popülerliğini kaybettiği, tersine küreselleşmenin yaşandığı bir dönemdeyiz. Bu konjonktürde stratejik ürünlerin -mikroçip ve benzeri ürünler gibi- yurt içinde üretiminin yapılması ve tedarik güvenliğinin sağlanması elzem görünüyor.”
‘Yeni bir tarım reformuna ihtiyaç var’
Ekonomik reformlar tarafında ise adil bir gelir dağılımına olanak sağlayacak bir vergi reformunu önemli gördüğünü söyleyen Ünalmış, tarımsal üretim ve gıda güvenliğinin de kritik öneme sahip olduğunu aktardı.
“Kurulan Gıda Komitesi’nin kayda değer bir başarı gösterdiğini söylemek mümkün görünmüyor” diyen ve gerek gıda fiyatlarında istikrarın, gerekse de gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla yeni bir tarım reformuna ihtiyaç olduğunu söyleyen Ünalmış şöyle konuştu:
“Ekonomi alanında geçmiş 40 yılda değiştiremediğimiz bir kısıt ‘ithalata dayalı bir büyüme modeli’ ile yola devam ediyor olmamız. Bu modelin yarattığı sorun, her büyüme periyodunda artan cari açık ve açığın finansmanı problemi ile karşılaşmamız. Bu bağlamda, üretim yapımızı tekrar gözden geçirmeliyiz. Bu konu çokça dile getirilmesine rağmen istediğimiz yönde yol aldığımız söylenemez.”

Türkiye’de GSYH ve ithalat (mavi çizgi GSYH, gri çizgi ithalat)
‘Ara malını kendimiz üretir hale gelmeliyiz’
Konuyla ilgili Aposto'ya konuşan Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ALB Yatırım Başekonomisti Doç. Dr. Filiz Eryılmaz ise Türkiye'de birçok alanda yapısal problemlerin olduğunu düşündüğünü ve bu problemlerin belki de en önemlisinin dış ticaret yapısıyla alakalı olduğunu söyledi.
“Türkiye'de cari dengenin daha sürdürülebilir seyredebilmesi için öncelikli olarak ihracatın ithalata bağımlı yapıdan kurtarılması gerekir. Bunun için ithalat yapmakta olduğumuz –enerji dışında– ara malı ve sermaye malı gibi alanlarda üretim seferberliği sağlayarak bu malları kendimiz üretir hale gelmeliyiz. Bu sorunun çözülmesi halinde hem dış ticaret açığı, hem cari açık, hem de buna bağlı olarak döviz kurları üzerindeki baskı azalacaktır.”
Kaynak: Ticaret Bakanlığı
Türkiye’nin çoğunlukla yükte ağır, pahada hafif ürün ihracatı yapmakta olduğunu vurgulayan Eryılmaz,”Evet ihracat alanında rekorlar kırıyoruz ama bizim yükte hafif pahada ağır, katma değeri yüksek üretim yapmamız lazım. Bunu yapamadığımız ölçüde de ithalata olan bağımlılığımızı istediğimiz kadar düşürelim, yine cari açığımızı ve kur üzerindeki baskıyı azaltamayız” diyerek şöyle konuştu:
“Katma değerli ürün üretimi ve ithalata bağımlılığın azaltılmasının yolu da kapsamlı bir eğitim reformundan geçiyor. Eğitim noktasında Güney Kore'nin 1970'lerde uyguladığı yöntemleri bizim bugün hayata geçiriyor olmamız lazım. Bizim bunu bugun yapıyor olmamız bile anlattığım yapısal problemleri çözme konusunda etkin bir yol sağlayacaktır."
Mevcut ekonomi yönetiminin cari açığı ve dış ticaret açığını azaltıcı birtakım adımlar attığını, ancak dengelerde kalıcı iyileşme sağlanması için uzun vadeli, sürdürülebilir ve istikrarlı politikalara ihtiyaç olduğunu söyleyen Eryılmaz, "Yine bu süreçte üniversitelerde üretilen bilginin şirketlere de aktarıldığı üniversite sanayi işbirliği projelerinin daha da geliştirildiği, Ar-Ge harcamaları ile faaliyetlerinin artırıldığı bir süreci mutlaka görüyor olmamız gerekir" dedi.
‘Devlet Planlama Teşkilatı geri gelmeli’
Ülkeye giren yabancı sermaye hareketlerinin yapısına da değinen Eryılmaz, atılan adımlarla kısa vadeli yabancı sermayenin ülkeye çekilebildiğini ancak önemli olanın yabancı sermayenin uzun vadeli ve nitelikli bir biçimde ülkeye girmesi olduğunu söyledi.
“Biz attığımız adımlarla kısa vadeli yabancı sermayeyi ülkemize çekebiliyoruz ama önemli olan yabancı sermayeyi daha uzun vadeli ve daha nitelikli halde buraya çekebilmek. Bunun olabilmesi için de Türkiye'nin buna uygun olması gerekir. Uzun vadeli doğrudan yabancı sermaye adil bir hukuk sistemine, şeffaf ve öngörülebilir uluslararası normlara bakıyor. Dolayısıyla hukuk ve yargıda hesap verilebilir ve şeffaf bir sürecin yaratılıyor olması gerekir."
Türkiye’nin eskiden olduğu gibi planlı yapıya dönmesinin daha sağlıklı olacağını da savunan Eryılmaz, “Devlet Planlama Teşkilatı geri gelmeli. Türkiye'nin bir sanayi politikası olmalı ve bu sanayi politikası dış ticaret, yatırım, üretim, istihdam ve teşvik politikalarını bir plana oturtmalı” ifadelerini kullandı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplantıdan çıkan karar piyasa beklentilerine paralel şekilde faizlerin sabit bırakılması yönünde olsa da, karar sonrasında Başkan Powell tarafından verilen 'faiz indirimlerine yaklaşıyoruz' mesajı piyasalarda olumlu havalar estirdi.
01 Ağu 2024

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.

Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.

Türkiye ekonomisinin omurgası KOBİ'lerin ihtiyacı mali ve beşeri sermayedir. Bunun yolu da büyüme sermayesi ve profesyonelleşmeden geçmektedir. Ancak özel sermaye yatırımları Türkiye'de milli gelirin yalnızca %0,03'üne denk gelmekte. Avrupa'da ise bu oran %0,44. Çözüm, şirketlerimizi kurumsallaştıracak daha derin bir özel sermaye piyasasından geçmektedir.

Uzun vadeli devlet tahvili getirileri dünyanın neredeyse her yerinde aynı anda zirvelere ulaşıyor. Getiri eğrisinin uzun tarafı son dönemlerde çokça dikkat çekmeye başladı. Ancak tahvillerdeki bu hareket, klasik “resesyon korkusu” hikayesine pek benzemiyor.




