
Ömer Faruk Şen
2015 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Şen, Fulbright bursiyeri olarak Missouri Üniversitesi’nde siyaset bilimi doktorası yapmaktadır. Uluslararası para sistemi, yükselen güçler, dolar hegemonyası ve digital paralar gibi Uluslararası Politik Ekonomi (UPE) konularında çalışmalar yürütmektedir.
Gerçek anlamda bir devletin, idarenin, hükümetin önceliği ne olmalı? Mevcut devlet kapasitesini ne için kullanmalı? Muhalif politikacı tutuklamak için mi vatandaşın güvenliğini sağlamak için mi?

Yürütülen müzakerelerin neresine konumlandığından bağımsız, şunu belirtmekte fayda var: Demokratik siyaset alanını daraltan kayyum pratikleri, Türkiye’de halk iradesine yönelik müdahaleleri olağanlaştırarak demokratik değerlerin daha fazla erozyona uğramasına neden olmaktadır.

Belediyelerin açtığı kreşler yalnızca eğitim sağlayan kurumlar değil, aynı zamanda sosyal destek mekanizmalarının birer parçasıdır. Bu hizmetlerin siyasi çekişmelere kurban edilmesi yalnızca yerel yönetimlerin değil, aynı zamanda çocukların ve ailelerin de geleceğine yönelik bir tehdit olarak görülmelidir. Hükümet, çocukların haklarını korumayı ve toplumsal faydayı esas almalı, bu konuyu siyasi çatışmaların ötesine taşımalıdır.

AKP’nin yıllardır İmamoğlu’nun tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırdığı hapis ve siyasi yasak tehdidi, yakın zamanda Mansur Yavaş’ın da tepesinde sallanmaya başlayacak. Bu iki yasak tehdidi de, Erdoğan’ın istediği koşullar gerçekleşene kadar orada asılı durmaya devam edecek.

Bu düzenlemenin toplum üzerindeki etkisi geniş çaplı olacak; özellikle medya kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve akademisyenler, otosansür uygulamak zorunda kalacaklardır. Cesur kalem sahipleri de ağır cezalarla karşılaşacaklardır. Toplum olarak bu konunun yakın takibinde olmak, ifade özgürlüğünü savunmak ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak, demokratik değerlerin korunması adına bir zorunluluktur.

Hükümet, ek kaynak yaratma konusunda oldukça "yaratıcı" bir performans sergilerken, kamu harcamalarında anlamlı bir tasarruf adımı atmıyor. Oysa, kamu maliyesini düzeltmeye yönelik kapsamlı reformlar yapılmadan halktan yeni vergi, katkı payı gibi yükümlülükler talep etmek; başka bir deyişle, giderleri azaltmadan yalnızca geliri artırmaya odaklanmak, ekonomik krizden çıkış için makul bir yöntem değil.

Ayşe Ateş’in karardan sonraki açıklamasında belirttiği gibi, "Burada yapılan yargılamada ayakçılar yargılandı. Cinayetin azmettiricilerinin elini kolunu sallayarak dışarıda dolaşıyor." Bu durum, adalet sistemine olan güveni sarsmakla kalmayıp, hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelendiğini ve toplumun adalet beklentisinin karşılanmadığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Kişisel verilerin korunması, sadece bireylerin mahremiyetini değil, aynı zamanda toplumsal güvenliği de ilgilendiren kritik bir konu. Bugün yaşanan bu sızıntı, Türkiye’de dijital hakların korunması konusunda yapılması gereken reformların aciliyetini bir kez daha hatırlatıyor.

Bu noktada sorun sadece bir ulaşım problemi olmaktan çıkarak, iktidar-muhalefet çatışmasının simgelerinden birine dönüştü. Daha açık bir ifadeyle, sarı taksiler, siyasetin yeni bir cephe hattı gibi konumlanarak, İstanbul’daki ulaşım kaosuna siyasi bir boyut ekledi.

Mecliste yaşanan bu olay, sadece bireysel bir saldırı olarak görülmemelidir. Bunun olağan hale gelmesi ve bazı partilerce tasdik edilmesi, toplumun genelinde şiddetin normalleşmesine ve halihazırda erozyona uğrayan Türk demokrasisinin daha da zayıflamasına neden olacaktır. Bu bakımdan kürsü dokunulmazlığının korunması, milletvekillerinin beden bütünlüğünün tehdit altında olamaması demokratik sistemin asgari koşularına sahip olmak açısından elzemdir. Meclis Başkanlığı ve siyasi partiler, şiddeti önlemek ve demokratik tartışma kültürünü yeniden inşa etmek için gerekli adımları atmalıdır.


