

Özgün yazılım & proje evi: adesso Turkey
İhtiyaca özel yazılım geliştirme ve BT danışmanlığı hizmetleriyle organizasyonları dönüştürmek, Türkiye’nin dört bir yanındaki genç yeteneklerin ve yazılım profesyonellerinin beceri ve yetkinliklerini en üst seviyeye taşımalarına imkân…
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Uzaya giden insanlara bilimsel çalışmalarını sürdürdükleri sırada kalacakları sağlıklı bir ortam sunan uzay istasyonlarının sahneye çıkışı, Uzay Yarış’ı sırasında, 1971 yılında SSCB’nin Salyut 1’i uzaya göndermesiyle oldu. Tarihin ilk uzay istasyonu unvanının sahibi olan Salyut 1’i ise 1973 yılında Skylab uzay istasyonu ile ABD takip etti. Ancak bu ilk uzay istasyonu denemeleri çok uzun süreli olmadı: Salyut 1 yörüngeye gönderildiği yıl içinde; Skylab ise 1979’da Dünya atmosferine girerek yok oldu.
1988 yılına gelindiğinde ise ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos), Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Kanada Uzay Ajansı, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu (ISS) inşa etmek adına bir araya geldi. İnşası 2011 yılında tamamlanan ISS, günümüzde aktif olarak hizmet veren tek uzay istasyonu olarak biliniyor. Ancak bu durum kısa bir süre sonra değişecek gibi duruyor.
2011 yılında ISS projesine dahil olmak isteyen ancak bu isteği NASA tarafından reddedilen Çin, bir süredir kendi uzay istasyonu Tiangong’u inşa ediyor. Yapımı tamamlandığında uzay sektöründeki dengeleri büyük oranda değiştirme potansiyeli olan bu hamle ile Çin, uzayın sınırlarını kendi planları dahilinde keşfetmeye hazırlanıyor.
Peki Çin şu an uzayda tam olarak ne yapıyor?
İlk modülü geçtiğimiz yıl yörüngeye yerleştirilen ve kendi gücü, itici gücü, yaşam destek sistemleri ve yaşam alanları olması planlanan Tiangong uzay istasyonu, Çin’in, Sovyetler Birliği ve ABD’den sonra hem astronotları uzaya gönderen hem de bir uzay istasyonu inşa eden üçüncü ülke olacağı anlamına geliyor. 2022 yılı içerisinde tamamlanması beklenen Tiangong uzay istasyonun ile Çin, geç de olsa uzay yarışında etkili bir rol oynamayı hedeflediğinin sinyallerini veriyor.
Bundan çok kısa bir süre önce Çin İnsanlı Uzay Ajansı, altı ay boyunca uzay istasyonunun yapımında çalışacak olan üç astronottan (ya da Çin’in dediği gibi, taykonot) oluşan Shenzhou 14 ekibinin Tiangong’a gönderildiğini bildirmişti. Ekibin gelişiyle inşası hız kazanacak olan istasyona, biri temmuz diğeriyse ağustosta olmak üzere iki modül daha gönderileceği biliniyor. Tamamen monte edildikten sonra ise Shenzhou, Wentian, Mengtian, Tianzhou ve Tianhe olmak üzere beş farklı modülden oluşacak olan Tiangong’un, yaklaşık on beş yıl boyunca uzay teknolojisi deneyleri gibi bilimsel ve sosyal faaliyetlerin yürütülmesi için taykonotlara ev sahipliği yapması planlanıyor.
Bununla birlikte Çin’in planları arasında önümüzdeki yıl içerisinde uzaya devasa bir uzay teleskobu fırlatmak yer alıyor. NASA’ya ait ünlü Hubble Teleskobu’ndan 300 kat daha geniş bir görüş açısına sahip olacağı söylenen Xuntian isimli uzay teleskobunun, Tiangong’un kontrol merkezine bağlanması hedefleniyor.
Çin, Tiangog ile ISS’e meydan mı okuyor?
Boyutsal bağlamda bakacak olursak Çin’in Tiangong ile ISS’e meydan okumak gibi bir hayali olmadığı söylenebilir; ne de olsa Tiangong, ISS gibi beş farklı kurum tarafından fonlanmıyor. Hatta tasarımı ve boyutu gereği Tiangong, ISS’e göre epey bir küçük kalıyor.
Bununla birlikte on yılı aşkın süredir hizmet vermekte olan ISS, her geçen gün ömrünü tamamlamaya biraz daha yaklaşıyor. NASA’dan gelen açıklamalara göre ISS’in 2031 yılında görevine son verilmesi bekleniyor. Bu da Tiangong’un bir süreliğine uzayda hizmet veren tek uzay istasyonu olacağı anlamına geliyor.
Hâl böyle olunca bazı kesimler de Çin’in kazanacağı bu üstünlüğün askeri amaçlar için kullanılarak bir güvenlik tehdidine dönüşmesinden endişe duyuyor. Öte yandan Çin'in, bu durumu diğer hükümetlerle arasındaki yıpranmış ilişkileri onarmak ve yıllardır kaybettiği güveni geri kazanmak için de değerlendirmesi çok daha olası duruyor. Daha öncesinde Tiangong’un Çinli olmayan ekiplere ve bilim projelerine ev sahipliği yapmaya açık olduğunu belirttiğini, ESA’dan astronotların taykonotlar ile birlikte eğitime başladığını ve istasyonun ilk onaylı seçilmiş deney grubuna uluslararası projelerin dahil edildiğini düşündüğümüzde Çin’in şimdilik bir “uzay tehdidine” dönüşmeyi planlamadığı söylenebilir.
Çin’in uzay planlarının ardında ne yatıyor?
Açıklanan uzay programına göre 2022 yılında Tiangong uzay istasyonunu kullanıma açmayı planlayan Çin, 2025 yılında Dünya’ya yakın konumda bulunan göktaşlarından numune almayı hedefliyor. 2030 yılı içinse Çin’in uzay alanında üç adet planı bulunuyor: Mars’tan numune almak, Jüpiter’e insansız uzay aracı göndermek ve Ay’a insanlı iniş gerçekleştirmek. Bunları takiben 2035 yılında yeniden kullanılabilir taşıyıcı roketler; 2040 yılında ise nükleer enerjili uzay mekikleri geliştirmeyi öngören Çin, 2045 yılına gelindiğinde ise lider bir uzay gücüne dönüşmüş olmayı hedefliyor.
Çin telekomünikasyon, hava trafik yönetimi, hava tahmini ve navigasyon gibi pek çok farklı alanda uydu teknoloji geliştirmek için son derece hevesli görünüyor; ancak Çin’in uydularının birçoğunun askeri amaçlarının olması da dikkat çekiyor. Buna göre bu uyduların, rakip güçlerin gözetlenmesi ve uzun menzilli füzelere yol göstermesi için kullanılabileceği düşünülüyor. Çin’in yüksek profilli uzay görevlerinden çok daha fazlasına odaklandığını belirten Portsmouth Üniversitesi’nden uzay proje yöneticisi Lucinda King, "Uzayın her alanında üretkenler. Planladıkları programları finanse etmek için siyasi motivasyona ve kaynaklara sahipler," şeklinde kaydediyor.
Öte yandan Çin’in Ay misyonları, gezegenimizin tek uydusunun yüzeyinden nadir bulunan değerli toprak metalleri çıkarma fırsatı yakalama isteği tarafından motive ediliyor. Ancak Londra Üniversitesi’nde Londra Uzay Politikası ve Hukuku Enstitüsü müdürü olarak görev yapmakta olan Said Mosteshar’a göre Çin, Ay’da tekrar eden madencilik misyonlarını maddi olarak destekleyecek bir konumda bulunmuyor. Çin’in uzay programının ardında aslında dünyanın geri kalanını etkileme arzusu yattığını düşünen Mosteshar, Çin’in uzay programını, teknolojide ne kadar ilerlediklerini göstermek adına bir gövde gösterisi olarak nitelendiriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünya, kuantum kıyametine karşı hazırlıklı mı? Tiangong, ISS ile boy ölçüşebilecek mi?
13 Haz 2022

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadın sesiyle konuşan, kullanıcılarının ihtiyaçlarına göre şekillenen ve hayatı kolaylaştırmayı vadeden yapay zeka, gerçek kadınlar söz konusu olduğunda bambaşka bir tablo ortaya koyuyor. Dijital şiddetten işe alım süreçlerine, toplumsal cinsiyet önyargılarından ekonomik eşitsizliklere kadar pek çok alanda mevcut sorunları yeniden üretme potansiyeli taşıyan bu teknoloji, kadınlar için nasıl bir gelecek tasarlıyor?

Apple, 13 Ekim Salı günü “Eve hoşgeldin” sloganıyla hayata geçirdiği lansmanda en yeni akıllı ev ekosistemi ürünlerini tanıttı. Uzun zamandır şirketin üzerinde çalıştığı söylenen akıllı ev ekranı HomeView, lansmanın yıldız ürünü oldu. Şirket, lansman kapsamında ayrıca LG ve Schneider Electric ile işbirliği içinde geliştirdiği Apple Home Collection ürünleri, HomePod mini 2 ve yeni Apple TV 4K’yı da tanıttı.

Bugün şirketler, faaliyet gösterdikleri süre boyunca müşterilerinden çalışanlarına, iş ortaklarından tedarikçilerine kadar milyonlarca kişi ve kuruma ait veri topluyor. Şirket kapandığında ise bu devasa dijital arşiv bir anda ortadan kaybolmuyor. Verilerin bir bölümü yasal yükümlülükler nedeniyle saklanmaya devam ederken bazıları, başka şirketlere devredilebiliyor; hatta iflas sürecinde satışa çıkarılan varlıklar arasında yer alabiliyor.

Algoritmalar artık iş dağıtıyor, çalışanları puanlıyor ve hatta işten çıkarma kararlarında belirleyici oluyor; insan denetimi ise otomasyon yanlılığı ve gig ekonomisinin hukuki boşlukları nedeniyle her zaman gerçek bir güvence sağlamıyor. Kaliforniya, “Robot Patrona Hayır” yasası ile işten çıkarma ve disiplin kararlarının yalnızca yapay zekaya bırakılmasını yasaklayan ilk ABD eyaleti oldu belki ama asıl sorunun kapitalizmin ulaştığı noktayla ilgili olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Şirketler yapay zekayı toplantı notu çıkaran araçlardan operasyon yürüten ajanlara dönüştürmek istiyor; ancak bir yandan da güvenilmez veri, eksik bağlam ve belirsiz sorumluluklar kurumların yıllardır kapalı odalarda tuttuğu dağınıklığı da su yüzüne çıkarıyor. Üstelik ajanların gerçekten işe yaradığı bir düzende asıl mesele, onlara hangi işleri devredeceğimiz kadar açılan zamanı insanın muhakemesine, öğrenmesine ve daha nitelikli üretime ayırıp ayıramayacağımız da.



