Bir varmış, bir yokmuş: Türkiye’de müzik festivalleri

Türkiye'deki müzik festivallerinin dünü, bugünü ve yarını.
Bir varmış, bir yokmuş: Türkiye’de müzik festivalleri

27 Mart - Borusan Sanat - Duende
Borusan Sanat ile birlikte

Keyif serpiştiren notalar: BİFO ile Igudesman Joo Nedir? Konser. 2016’da John Malkovich iş birliğiyle çıkarttıkları You Just Have to Laugh adlı albümle müziğin neşeli raflarında yerlerini alan Aleksey Igudesman ve Hyung-ki Joo, Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ’yla sahnede. Nerede ve ne zaman? 6 Nisan Perşembe günü saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi ’nde. Neden gitmeli? Özgün bir müzikal kimliğe sahip olan ve esprili tarzlarını yansıttıkları gösterilere imza atan ikili, mutluluğu gümüş bir orkestra tepsisinde sunarak müziğin her porsiyonuyla seni dünyanın sorunlarından biraz da olsa uzaklaşmaya davet ediyor. Ayrıca değinmeden de geçemeyiz ki dünya çapında geniş bir hayran kitlesine sahip olan ikilinin yakından takipçileri arasında Hans Zimmer ve Billy Joel gibi isimler de bulunuyor. Not almalı: Sahnede ekibe Viyana’dan dünyaya açılan ödüllü perküsyoncu ve besteci Lucy Landymore ’un da eşlik edeceği keyifli akşam için biletleri ve detaylı programı şurada bulabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Büyük Ev Ablukada’dan Bartu Küçükçağlayan’ın “Hayrını görün!” sözleriyle festival açılışını yaptığı son Rock’n Coke’tan bu yana 10 yıl geçti. Aradan geçen zamanda ülke sınırlarında şekil değiştiren, hem sayısal anlamda hem de müzik festivali kültürü olarak kuraklaşan bir dönemin temsili var. Hafıza tazelemeye, yeni kazanımlar için kaybettiklerimizin farkına varmaya ihtiyaç var.

Bir müzik festivali, mümkünse bir temayla sunulan canlı müzik performanslarından oluşan topluluk etkinlikleridir. Bu festivaller, müzik hayatının en önemli performans alanlarından biri olmanın yanı sıra taşıdığı kültürü bizzat yerinde deneyime açan etkinliklerdir. Ersin Antep’in 4 Kasım 2012 tarihli Andante yazısında alıntıladığı Prof. Dr. Önder Kütahyalı’nın deyimiyle müzik festivalleri “Şehirlerin dışarıya açılan pencerelerdir.” O pencereler; kimi zaman bir vokalin ardından acıların insanları buluşturduğu evrene, kimi zaman da bireysel kazanımların çılgınca kutlandığı devasa bir partiye açıldı. Artık pek öyle değil. Bu yazı da nedenlerin ve sonuçların peşinde.

Jimi Hendrix, 1969 yılında Monterey International Pop Festival sahnesinde. | Fotoğraf: Ed Caraeff

Nereden nereye?

Günümüzdekilere yakınsayan müzik festivallerinin ilk örneklerine bakmamız için 1960’lara gitmemiz gerekli. Geç 1960’larda Monterey International Pop Festival ile açılan yolu Newport Pop Festival takip etti. 70’lerin hemen arifesindeyse Woodstock ve Altamont Speedway Free Festival listeye eklendi. Bunlar Amerika’da gerçekleşen festivallerdi. Aynı dönemlerde Montreux Jazz Festival ve 1970 yılında 1.500 katılımcıyla ilk kez düzenlenen Glastonbury Festival da Avrupa kıtasında modern festival çağının başlangıcını yapan etkinlikler oldu. 1970’ler ve 1980’lerde gerçekleşen müzik festivalleri, bir grup müzik tutkunu insanın kendin yap kültürüyle ideallerindeki dünya için hazırladıkları birer kutlama sahnesiydi. Müziğin hükümdarlığındaki özgürlük alanlarıydı. 

90’lı yılların sonlarında ve 2000’lerde kurumsal dünyanın şaşkınlığı sona erdi. Aradaki mesafe hızla kapandı. Müzik festivalleri, çok geçmeden milyonlarca insanın katılarak dev bir ekonomi oluşturduğu gösteri sektörüne dönüştü. Bugün yıl takvimi içinde İngiltere 1000’e yakın, ABD 800’den fazla, Almanya 500’ü aşkın müzik festivaline sahip. Kısaca, müzik festivalleri artık yaşam biçiminin bir parçası. 2019 yılında Deloitte'un müzik festivallerine katılan 32 milyon kişinin en az %45’ini oluşturan Y kuşağına ilişkin yaptığı ankette çoğunluğun festivallerde deneyime önem verdiğini tespit etti: Ankete katılanların %57’si, bir ev sahibi olmaktansa seyahate çıkmayı ve dünyayı gezmeyi önceliklendirdiğini söyledi. Bu da müzik festivallerine keşfe ve farklı deneyimlere açık olan insanların daha çok gittiğinin bir göstergesi.

Şef Zubin Mehta, New York Filarmoni Orkestrası ile 13. Uluslararası İstanbul Festivali’ne konuk oldu. Yer: Spor ve Sergi Sarayı. Yıl: 1985 | Fotoğraf: İKSV Arşiv

Türkiye’nin müzik festivali geçmişinde de kısa bir tur atmakta fayda var. 1973 yılında başlayan ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Festivali (1994 yılında İstanbul Müzik Festivali’ne dönüştü) ilk modern müzik festivali örneklerinden. 1985-1989 yılları arasında gerçekleşen Bilsak Caz Festivali ve hemen 90’lar arifesinde başlayan ve 2010’lara kadar devam eden Efes Pilsen Blues Festival, belli bir müzik türüne odaklanan öncü festivallerden. Akbank Caz Festivali (1991) ve İstanbul Caz Festivali (1994) de 90’lı yıllardan günümüze erişmeyi başarmış sayılı örneklerden. Milenyuma geldiğimizde, müzik festivallerinin hem etki alanının hem de yaş aralığının arttığını söylemek mümkün. H2000’le başlayan popüler kültür kadrajlı müzik festivalleri; Rock’n Coke, Radar Live, Efes Pilsen One Love ile devam etti. 

Her festival kendi içinde farklı tartışmalara ve etki alanlarına sahipti. Festival sayılarındaki artış, beraberinde hem festival kültürüne dair tartışmaları hem de organizasyonel ve programlama olarak beklentileri ön plana çıkardı. Hatta mevcut düzenin tamamen karşıtını istemek ve bunu hayata geçirmek de mümkündü. 2003-2008 yılları arasında gerçekleşen Barışarock, Rock’n Coke’a karşı olarak sponsorsuz ve ücretsiz olarak düzendi. Festival, 2006 yılında 80 bin müzikseveri ağırladı. Başka bir ihtimalin mümkün olduğunu kanıtladı. Tüm bu festivaller gelişmekte olan, sorgulanan ve katılımcı taleplerinin dikkate alındığı bir kültürün ürünleri oldu. Ta ki 2013 yılında gerçekleşen Gezi Parkı olaylarına kadar. 

Yepyeni kurallar, normlar ve ritüeller

Bugünün festivalleri etrafında nedensellik ilişkisi kurmak için müziğin toplum hayatındaki yerine daha yakından bakmak gerekir. Bu ayın başında kaleme aldığım “Birlikteliğimizin şahidi, eşlikçisi ve eylemcisi: Müzik” başlıklı yazıda müziğin taşıdığı değerleri “İnsanlığın hesabını tutan bir defter, aksaklığın ritme, hataların öznelliğe dönüştüğü bir oyun alanıdır. Hayali toprakların gösterişli bir temsili, her dinleyicinin kendi duygularını yanaştırabildiği bir liman ve raflara sığmayan gündelik birikimlerin ortak bir hafızasıdır.” sözleriyle aktarmıştım. Buna müziğin dilediği zaman ve mekâna yerleşme özelliğine sahip olduğunu da eklemem gerekli. Bu sayede farklı düşünceleri, ilişkileri ve temel düzenleri bir araya getirir. Bağlar kurar. Dışavurulduğu toplumların bizzat yansıtıcısı olur, temsiliyetini de üstlenir. 

Müzik festivalleri tüm tüketim objelerinin ardında yeni bir birlikteliğin kurulabildiği; bununla birlikte yepyeni kurallar, normlar ve ritüellerin oluşturulabildiği etkinliklerdir. Hayatta kalmak için dikenli tellerle korunan tavizsiz ve sınırlı etkileşim alanlarının aksine taşmaya izin veren, baskıdan uzak kolektif bilincin beslendiği yegâne organizasyonlardır. Aylar öncesinden planlar yapılır. Performans saatleri açıklanır açıklanmaz kimlerin dinleneceği belirlenir. Turnelerinin setlist’lerine bakılarak çalma listeleri oluşturulur. Festivalde giyilecek kıyafetler seçilir. Müzik topraklarında geçirilecek günler için ön hazırlıklar yapmak şarttır. Yaşanan koşulsuz heyecan, festival alanına varmak için katedilen mesafelerdeki en büyük motivasyon olur. Yıl takviminde uzunca zamandır işaretli olan zaman dilimi, neticede büyük bir kutlamayla sonlanır.

One Love 14, Yer: Life Park. Yıl: 2015. | Fotoğraf: One Love Arşiv

Müzik festivallerinin bir diğer öznesi pek tabii sanatçılardır. Sahneden indikten sonra onlar da birer festival izleyicisidir. 2015 yılındaki One Love’a kapılar açılır açılmaz gitmiştim. Alanı keşfe çıkmışken festival iletişim ekibinden gelen bir telefonla kendimi sahne arkasında Everything Everything’le sohbet ederken bulmuştum. Müzik dinleme alışkanları üzerine laflarken yanımızdan The Away Days geçti. Bir süre sonra tüm Everything Everything üyeleri, The Away Days’in performansını çok merak ettiklerini söyledi ve hep birlikte grubun çıktığı sahneye geçtik. Konseri baştan sonra festival erkencilerinin arasından takip ettiler. Festivaller, müzisyenler için de kendi aralarında dayanışma, kaynaşma ve paydaş bulma alanlarıdır. 

Müzik festivalleri, gündelik yaşamın sıkıcı düzeninden bir süreliğine uzaklaşarak koşulsuz yakınlaşmayı beraberinde getirir. Müziğin liderliğinde oluşan bu yeni toplum, elbette mevcut iktidarı sorgulama hakkına sahiptir. Eleştirel düşünceler yüksek sesle dile getirilir, paydaş hisler dışavurulur. Baskı ve öfke yerini özgürlük ve coşkuya bırakır. Bu da pek doğaldır ki yönetim özgüvenine sahip olmayan muktedirlerin hoşuna gitmez. 

Sistematik müdahaleler

2011 yılında çıkan TAPDK* yönetmeliğiyle hız kazanan müzik festivallerine iktidar tarafından uygulanan sistematik müdahale, son dönemde yasaklara dönüştü. Hâlihazırda kendine taraf seçerek bir yaşam şekli belirlemiş iktidarın ve yaşanan ekonomik krizlerin yarattığı tahribat, festivalleri pek çok alanda sekteye uğrattı. Kısıtlanan temel organizasyon ihtiyaçları, başta markalar olmak üzere dış etkenlere bağlılığı artırdı. Nitekim gündelik hayattaki ifade alanları da daralınca festivaller müziğin araç olduğu, para vererek belli bir zaman dilimi içinde şehrin muhtelif yerlerinde paket özgürlüklerin satın alındığı alanlara dönüştü. Konaklamalı festivallerin yerini 01.00’den sonra müziğin yasak olduğu ve eve dönmek zorunda kalınan günübirlik eğlence anlayışı aldı. Burada eğlence kelimesini bilerek kullandım. Mevcut anlayış beraberinde her toplumsal olayda yasaklamayı, mahrum bırakmayı ve görmezden gelmeyi daha kolay hâle getirdi. 

Müzik festivali deneyimini idealize ederek bünyesinde barındırdığı her şeye romantik bir yerden yaklaşmak istemem. Evet, festivallerde toplumsal baskının büyük ölçüde aşılabildiği, özgürleştirici bir atmosfer hâkim. Ancak festival alanlarının taciz ve şiddetten arındırılmış ütopik bir yer olduğu söylemek mümkün değil. Öte taraftan temel ihtiyaçların sorunsuz bir şekilde karşılanmasını beklemek de çok olası değil. Burada organizatörler en büyük sorumluluğa sahip. Zira binlerce insanın bir arada vakit geçireceği alanları tasarlamak oldukça mühim. Nitekim festivallerin de tıpkı diğer topluluk alanlarında olduğu gibi kitlesel ve bireysel şiddete açık yerler olduğunu unutmamak lazım.

Coachella Festival. Yılı: 1999 | Fotoğraf: The Desert Sun

Festival sponsoru mu, sponsor festivali mi?

1999 yılında düzenlenen ilk Coachella Festival’da Beck, Jurassic 5, Rage Against the Machine’i dinlemek üzere bir araya gelen 10 bini aşkın kişi; 20. yılına varmadan 100 milyon dolardan fazla hasılat elde etmeyi başaran bir müzik festivalinin ilk ziyaretçileri oldu. 2000’li yıllarda müzik festivallerinin sayısındaki artış, beraberinde bu festivallere gelen izleyici sayılarında da yükselişi getirdi. Müzik festivalleri etrafındaki ekonominin büyümesi, bu alanda çalışan bağımsız organizasyonların yerini kâr amacı güden firmalara bırakmasıyla sonuçlandı. Hâl böyle olunca sponsorların festival alanlarında çok daha fazla görünür olmasının önü açıldı. Türkiye’de buna bir de direkt logolarıyla reklam yapamama mağduriyetlerini sosyal markalarına tanımlı renkleri ve sloganlarını neredeyse her yere yerleştirerek avantaja dönüştüren sponsor tutumları eklendi. 

Kendini pazarlama stratejilerinde hedef kitlenin dikkatini ve ilgisini çekmek için festival kültürünün etrafında konumlayan markalar, zamanla destekçi rolünden muhtaç olunana dönüştü. Bu baskın rol, bilet satış sayısından festival programının markanın hayali hedef kitlesiyle uyuşmasına ve hatta sosyal medya kadrajı için estetik ve sansasyonel etiketlerini barındırmaya kadar ulaştı. Zamanla ortaya pazarlama bütçesinden arta kalanlarla bir organizatör firmasına ısmarlanan müzik festivalleri çıktı. Bu da sözde sahiplenilen (burada sahiplenme kelimesinin ne kadar sıkıntılı olduğunu söylememe gerek yok) müziği kullanarak tek kullanımlık, tekrarı önemsenmeyen ve daha önemlisi üretimi geride bırakan ortamlar yarattı.

Festival Park Kadıköy | Kaynak: kultur.istanbul

Bugün uzun yılları devirmiş festivallerin kimliklerinden uzaklaşmaları ve bunun neticesinde başta programlamaları olmak üzere pek çok alanda eleştiri almalarının önemli bir nedeni de sponsor markanın stratejilerine uyma zorunluluğu olduğunu söyleyebilirim. Gelinen noktada yerel yönetimler ve devlet kaynaklarından bu konuda destek almadan bilet fiyatlarını makul düzeylerde tutarak bir tema ya da kurgu dâhilinde festival programı oluşturmak mümkün değil. İstanbul özelinde Kültür AŞ’nin şehrin iki yakasında açtığı ve Festival Park adını verdiği alanların müzikal içerik olarak nasıl kurgulanacağı önemli. Özellikle kültürel etkinliklere erişimin sınırlı olduğu yerlere müziğin ulaşıyor olması, kentsel eşitsizliklerin azalmasını da sağlayacaktır.

Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hatırlanan müzik festivalleri sadece hafızamızda kalan güzel anıların ortak paydası değil. Müzik festivalleri; umudun tazelendiği, birlikteliğin kutlandığı ve özgürlüğün topluluk olarak hissedildiği zaman dilimleridir. Bu etkinlikleri anarken yenilerini beklemek de yaşam motivasyonunun değerli bir parçasıdır. Son yıllarda festivallerin sayısındaki ve kapsamındaki azalma, pandemiyle birlikte üniversite ortamı yaşayamayan jenerasyonları müzik etrafında buluşan bir kültürden de mahrum bıraktı. Bu da kolektif hayalleri uzaklara öteledi. Oysa topluluk bilincinin oluşmasında gerçekleşeceğine inanılan hayallerin çok önemli bir yeri var.

Festivalsizleşme

Müziği yeniden festival alanı dışına çıkaralım. Müzik, hiçbir zaman dönüştürücü gücün kendisi olmadı. Ancak bir arada yaşanılanlarla artan ortak bilinçlerde filizlenen eleştirel düşüncelerle dönüşüme hizmet etti. Korkuların ardına geçen topluluklara destek verdi. Her alana denetlenmeden sızabilen müzik, festivallerin ve beraberindeki topluluk kültürünün kuşkusuz en temel ögesidir. Hızla artan festivalsizleşme iklimi değiştiğinde nice güzelliklere pencerelerin açılacağına inancım tam. Hep birlikte “Hayrını görmek!” dileğiyle.

TAPDK*: Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı Kurumu

Büyük Ev Ablukada'nın açılış performansını hatırlayanlar var mı?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Bir varmış, bir yokmuş: Türkiye’de müzik festivalleri

Odakta: Türkiye’nin müzik festivalleri ve “festivalsizleşmeye” giden yoldaki sosyo-ekonomik / politik müdahaleler.

27 Mar 2023

Borusan Sanat ile birlikte
Fotoğraf: Burak Çıngı

YAZARLAR

Taner Turna

grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'