Ayvalık Günlüğü: Festival filmlerinden kısa kısa

Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin ardından, 2024 seçkisindeki filmlerden bazılarına dair yorumlar.
Ayvalık Günlüğü: Festival filmlerinden kısa kısa

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Son dört yıldır, Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ni yazmak için bilgisayar başına geçtiğimde parmaklarımdan otomatik olarak bu cümle dökülüyor: “Ayvalık bana iyi geliyor.” Gerçekten öyle. Sanki İstanbul’dan uzaklaştığım o birkaç gün başka bir dünyaya geliyor, sevdiğim insanlarla bir sinema fanusuna kapanıyorum. Bizi besleyense sadece filmler ve sohbetler olmuyor elbette: Leziz zeytinyağlılar ve güzel yemekleri de unutmamak gerek.

Festival direktörü Azize Tan açılış töreninde izleyiciyi selamlıyor. | Fotoğraflar: Yücel Kurşun ve Emre Topdemir

Festival bu yıl 17-22 Eylül tarihleri arasında düzenlendi ve her güzel şey gibi sona erdi. Geriye, her zamanki gibi, unutulmaz bir festival deneyimi, yeni dostluklar, sohbetler ve tabii (birkaçı dışında) harika filmler kaldı. İşte bunlardan bazıları:

  • Festivalin açılış filmi olarak bir amfitiyatro dolusu izleyiciye gösterilen Megalopolis, hiçbirimizi memnun etmedi. Francis Ford Coppola’nın, 40 yıllık hayalini gerçeğe dönüştürürken 40 yıllık bir düşünce yapısı ve fikirlere hapsolduğunu, bunun için de dev bir bütçe harcadığını görmek üzücüydü. 
  • Donald Trump’ın yükselişini konu alan biyografik yapım The Apprentice, vasat bir senaryoya sahip vasat bir film olsa da oyuncu performanslarıyla ağızları açık bıraktı. Özellikle Trump’ın mentoru Roy Cohn’u canlandıran Jeremy Strong’un eminim bu ödül sezonununda tekrar tekrar ödüllendirildiğine şahit olacağız.
  • Festivalin bazı kısa metraj filmleri iyi bir diyalog oluşturacağını düşündükleri uzun metraj filmlerle eşleştirerek birlikte göstermesi akıllıcaydı. Kosta Rika’dan Memories of a Burning Body / Memorias de un cuerpo que arde de Ezgi Ay’ın Maşallah! filmiyle eşleştirilmişti. Filmler farklı coğrafyalara ait olsa da, toplumun kadına ve kadın bedenine bakışının farklı tezahürleri olan bu iki film de hem izleyicilerine geçirdikleri hislerle hem de deneysel ve yaratıcı biçimleriyle tatmin ediciydi.

Bird | Kaynak: Ayvalık Uluslararası Film Festivali

  • Mohammad Rasoulof’un The Seed of the Sacred Fig / Daneh Anjeer Moghadas filmi, 2022’de başörtü yasağını ihlal gerekçesiyle gözaltına alınan Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan ve İran’da kitlesel bir harekete dönüşen protestoları fonuna yerleştirdiği bir hikaye anlatıyor. Filmin odağındaki, yargıç bir babanın yönettiği çekirdek aile, ülkenin bir simgesine dönüşüyor. 3 saate yakın süresine rağmen temposu hiç düşmeyen, kadın karakterleri iyi yazılmış, sosyal medyadan alınmış gerçek görüntüleri kullandığından tüyler ürperticiliği daha da artmış, kaçırılmaması gereken bir film.
  • Andrea Arnold sinemasının son mucizesi Bird, büyülü gerçekçilikle yoğrulmuş bir büyüme hikayesi. Yönetmenin sinemasının zamana ayak uyduran görselliği ve çağdaş teknolojileri bir araç olarak kullanma şekli takdir edilesi. Franz Rogowski’nin Bird tasvirindeki tuhaflığı, genç bir babayı canlandıran Barry Keoghan’ın doğallığı ve başroldeki harika keşif Nykiya Adams’ın varlığı filmi güzelleştiriyor. Festivalde (ve muhtemelen bu yıl) izlediğim en iyi filmlerden.
  • Payal Kapadia’nın All We Imagine as Light filmi, Hindistan’da farklı toplumsal sorunlarla mücadele eden üç kadının dayanışmasını anlatan duygusal yoğunluğu yüksek bir film. Üç kadının bireysel ve ortak hikayeleri oldukça etkileyici, filmdeki yönetmenliğin başarısı da inkar edilemez. Fakat filmin Terrence Malick filmlerini anımsatan yavaş ve büyülü aurası beni hiç içine çekemedi.
  • Universal Language / Une langue universelle, festivalde izlediğim en yaratıcı ve “yeni” fikre sahipti. Kanada’daki Quebec’te Farsça konuşulan bir alternatif evren yaratan Matthew Rankin, Roy Andersson sinemasının mizah anlayışını, Wes Anderson’ın renk paletiyle birleştirmiş sanki. Öte yandan iyi esprilerle bürünmüş bu “küçük anlar” filmi, döngüsel hikayesine rağmen uzun metrajlı bir film olarak beklenen etkiyi yaratmıyor.

Memoir of a Snail | Kaynak: Ayvalık Uluslararası Film Festivali

2009’da Mary and Max ile gelmiş geçmiş en iyi stop-motion animasyonlardan birine imza atan Adam Elliot’ın yeni filmi Memoir of a Snail’den hüngür hüngür ağlayarak çıktım. Ebeveynlerinin ölümünün ardından Avustralya’nın iki ucunda koruyucu ailelere verilen ikiz kardeşlerin yıllara yayılan mektuplaşma ve kavuşamama hikayesi, hem animasyon tekniğindeki yetkinliğiyle hem de senaryosuyla doyuruyor. Festivalin dediği gibi “Büyükler için” bir animasyon bu; içinde büyük bir karamsarlık, çokça ölüm, homofobi, şiddet ve istismar var. Grace, salyangozlara yönelik bir saplantı geliştirmiş, kendi de hayatındaki zorluklarla bir salyangoz gibi içine kapanarak mücadele eden sağlam inşa edilmiş bir karakter. Film ise sadece onu değil, en ufak yan karakteri bile derinlemesine işliyor ve damla damla bir duygu seli hazırlıyor. Sarah Snook ve Jacki Weaver başta olmak üzere, seslendirme performansları da dikkate ve takdire değer.

  • Nerede izleyebilirsin? Bu yazıda adı geçen filmlerden Megalopolis 27 Eylül’de gösterime giriyor; All We Imagine as Light, The Apprentice, Bird, Memoir of a Snail ve The Seed of the Sacred Fig ise 4 Ekim’de başlayacak Filmekimi’nin programında yer alıyor.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🌬️ Ayvalık’tan festival notları, Sinan Kesova röportajı

Ayvalık Uluslararası Film Festivali notları, Büyük Kuşatma filminin yönetmeni Sinan Kesova ile röportaj, İzlanda’dan When the Light Breaks.

25 Eyl 2024

Ayvalık Uluslararası Film Festivali

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Emre Eminoğlu

·

25 Eyl 2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Aslı Perker

·

25 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Burcu Dimili

·

25 Eyl 2026

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Mehmet Sindel

·

24 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.

Soner Can

·

24 Eyl 2026

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah