Ruhu dinlendiren müzik: Thee Sacred Souls

Bazen yorgun geçen bir günün ardından bir şarkı açarsınız ve ruh hâliniz tamamen değişir. Thee Sacred Souls’un müziği de tam olarak böyle. Müzikleri R&B ve soul’un ruhunu taşıyan grup İstanbul Caz Festivali kapsamında 1 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne alacak. Gruptan Alejandro Garcia ile konser öncesi sohbet ettik.
Ruhu dinlendiren müzik: Thee Sacred Souls

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Bazen yorgun geçen bir günün ardından bir şarkı açarsınız ve ruh hâliniz tamamen değişir. Thee Sacred Souls’un müziği de tam olarak böyle. O görünmez kapıyı kapatıp tüm gürültüyü dışarıda bırakmak gibi... San Diegoda’da kurulan grubun müzikleri R&B ve soul’un ruhunu taşıyor. Grup, 33. İstanbul Caz Festivali kapsamında 1 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne alacak. Gruptan Alejandro Garcia ile konser öncesi e-posta üzerinden buluştuk.

Şarkılarınızı dinlemek, kapıyı kapatıp tüm gürültüyü dışarıda bırakmak gibi hissettiriyor. Dinleyicileriniz üzerinde nasıl bir his bırakmayı umuyorsunuz?

Dinleyicilerimizin müziğimize kattığımız sevgiyi ve adanmışlığı hissetmelerini umuyorum.

“Easier Said Than Done”, “Can I Call You Rose?” gibi şarkılarınız milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Başarılar müziğe bakışınızı değiştiriyor mu?

Müzik yapmaya bir hit çıkarma fikriyle yaklaşmıyoruz. Üzerimizde böyle bir baskı kurmuyoruz. Sadece duymak istediğimiz ve keyif aldığımız müziği yapıyoruz. İnsanların da bundan keyif alması ve şarkıların kendi yolunu çizmesi işin artısı oluyor.

Günümüzde soul müziğin ruhunu nasıl tanımlarsınız? Hâlâ zamansız bir ifade biçimi mi?

Soul müziğin her zaman zamansız bir tür olduğunu düşünmüşümdür. Bugün geçmişten ilham alan ve yenilikçi ayrıca yaratıcı da hissettiren işler yapan pek çok harika sanatçı var. Soul her zaman devam edecek; çünkü büyük bir değer taşıyan bir müzik tarzı ve geçmişten öğreneceklerimiz asla bitmez.

'Daha saykedelik şarkılar üretmeye başladık'

Şu an yeni bir albüm üzerinde çalışıyor musunuz? Son üretimleriniz nasıl bir müzikal yöne evriliyor? 

Geçen yıldan beri yeni kayıt sürecindeyim ve birçok materyalin demosunu hazırladım. Turneye ara vermiş olmak, enstrümantal anlamda müzik üzerine daha fazla deney yapmamı sağladı. Gidilen yöne bir isim koymak zor ama şarkıların geleneksel anlamda olmasa da daha saykedelik hissettirdiğini söyleyebilirim. Son zamanlarda tekrar çok fazla resim yapmaya başladım ve resmin, şarkı yazımında farklı kapılar açtığını hissediyorum.

Yapay zeka çağında, günümüz dinleyicilerinin sizin gibi gerçek enstrümanlarla müzik yapan sanatçılara daha çok çekildiğini düşünüyor musunuz? Analog kaydın değeri son zamanlarda arttı mı?

Yapay zekanın bugünlerde neler yaptığıyla pek ilgilenmiyorum ama ham müzisyenliğin (raw musicality) yerini tutacak bir şey olmayacağını biliyorum. İnsanlar sanatçıları desteklemeye ve müziği eski usul dinlemeye devam edecek. Canlı bir grubu izlemek ya da fiziksel bir albüm satın almak gibi deneyimlerin kendine özgü bir değeri var.

'Resim yapmak üretim sürecime iyi geliyor'

Yaratıcı rutininiz nasıldır?

Rutinim genelde uyanmak, kahvaltı yapmak ve çalışmaya başlamak üzerine kurulu. Şarkı yazmayı bir iş olarak görüyorum ve günde en az bir şarkı yapmaya çalışıyorum. Eğer tıkanıklık yaşarsam, resim yapıp müzik dinliyorum ve o şekilde yeni fikirler ediniyorum. 

Çok çalıştığımı hissettiğimde bir hafta ara veriyorum; o noktada şarkıları dinlendiriyorum, hiç müzik dinlemiyorum ve sonra neyin iyi neyin kötü olduğunu süzmek için tekrar üzerinden geçiyorum.

'60 ve 70’lerin Türk saykedelik müziklerini dinliyorum'

Hakkınızda yapılan bir yorumda “Onları eski bir grup sanmıştım ama aslında yenilermiş” dendiğini gördüm. Bu yorumlar hoşunuza gidiyor mu?

Bilemiyorum ama sanırım bu tür yorumlar almak kaçınılmaz. Özellikle de ağırlıklı olarak eski müzikler dinliyorsanız ve 60’larda, 70’lerde kullanılan enstrümanlar ve ekipmanlarla kayıt yapıyorsanız...

Hiç Türk müziği dinlediniz mi?

Tabii ki. Cem Karaca, Barış Manço, Alpay, Sevil & Ayla, Esin Afşar ve Moğollar gibi isimler başta olmak üzere, 60 ve 70’lerin pek çok Türk saykedelik müziğini dinliyorum.


33. İstanbul Caz Festivali’nin dikkat çekenleri

İKSV tarafından düzenlenecek 33. İstanbul Caz Festivali, bu yıl 30 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak. Festival, 14 gün boyunca 30’a yakın konserde 200’e yakın sanatçıyı ağırlayacak.

Festival, açılışını 30 Haziran’da Marcus Miller, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda yapacak. Bas gitarın yaşayan efsanesi, doğumunun 100. yılında ustası Miles Davis’i anmak için Bill Evans, Mike Stern, Mino Cinelu ve Russell Gunn’ın da yer aldığı We Want Miles! projesiyle sahnede olacak. 

2 Temmuz Perşembe akşamı ise rock tarihinin tartışmasız en önemli vokallerinden Led Zeppelin’den Robert Plant ve yeni grubu Saving Grace ile Suzi Dian Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda olacak.

Festivalin gizli yıldızı ise 3 Temmuz’da Atatürk Kültür Merkezi’nde sahne alacak Arooj Aftab. Sanatçı, Pakistanlı anne ve babanın çocuğu olarak Riyad’da doğdu. Aftab, ABD’de müzik eğitimini tamamladıktan sonra şarkılarını dünyaya sundu. Barack Obama, “Mohabbat” şarkısını 2021 Yaz Çalma Listesi’ne dahil etti. Aftab, Grammy’de bu şarkısıyla “En İyi Küresel Müzik Performansı” ödülünü kazanarak bu ödülü kazanan ilk Pakistanlı oldu. Taklit edilemez bir sese sahip olan sanatçı, Urdi şiirlerinden ilham alarak müziklerini üretiyor.

Sosyal medyadaki çoğu videonun arka planında yer alan “Vaitimbora” şarkısını seslendiren Mari Froes, Türkiye’deki ilk konserini 6 Temmuz’da The Marmara Esma Sultan Yalısı’nda verecek. Froes, modern Brezilya müziğinin önemli isimlerinden. Kariyerinin en parlak döneminde dinleyicisini sıcak ezgileri ile dans ettirecek.

Festivalin geleneksel etkinliklerinden +1’li Gece Gezmesi, 8 Temmuz akşamı Kadıköy’de Moda Sahnesi ve Komünite’de gerçekleşecek. Moda Sahnesi’nde ISHA, L’Eclair ve TurkodiRoma yer alacak. Komünite’de ise Lhodos Project, 3pillie ve Jazzbois olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

Emre Eminoğlu

·

02 Kas 2026

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Ömer Şentürk

·

02 Kas 2026

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken