Adana Günlüğü: Festival filmlerinden kısa kısa

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Adana Altın Koza Film Festivali’ni ilk kez ziyaret ettim. Geçen yıl Antalya’da yaşananların etkisiyle bu yıl Türkiye sineması adına benim de, diğer sinema yazarı arkadaşlarımın da, yönetmenlerin de ilgi odağı Adana’ya kaymış durumda. Yolu Venedik’ten, Toronto’dan geçmiş birçok uzun metrajlı yerli yapımın Türkiye prömiyerinin yapıldığı festival de bu yıl Adana oldu.
Festivalin konuklarını çok iyi ağırladığını söylemem gerek. Fakat tıpkı Antalya ya da İstanbul gibi diğer büyük şehirlerdeki film festivallerinde olduğu gibi, festivalin şehirle entegrasyonu ve konuklarını şehri keşfetmeye itme gücünün, küçük yerlerdeki festivallere göre anlaşılır şekilde zayıf kaldığını söyleyebilirim. Ayvalık’tan direkt Adana’ya geçmenin de etkisiyle bu çok daha güçlü şekilde hissedildi. Ayvalık’ın taze anıları; otelden çıkmak istemediğim, sokaklarda yürümediğim ya da bir AVM sinemasında olduğum anlardaki üzüntümü artırdı.

Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali
Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’ndaki 11 filmden Vuslat Saraçoğlu imzalı Bildiğin Gibi Değil’i 43. İstanbul Film Festivali’nde izlemiştim, 8’ini ise Adana’da izleme fırsatı buldum:
Festivalin yıldızı Nuri Bilge Ceylan’ın başkanlık ettiği jüri tarafından En İyi Film seçilen Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri (yön. Murat Fıratoğlu) idi. Bunda filmin senaryosu, yönetmenliği ve oyuncu performansları kadar filmin izleyiciyle kurduğu diyalogun da payı var kuşkusuz. Siverek halkından amatör oyuncuların festivalde izlediğimiz birçok profesyonel oyuncuyu gölgede bırakan küçük ve doğal performansları film boyunca salondan kahkahayı eksik etmezken, Adana izleyicisi filmin kapanış jeneriğindeki düğün halayına salonda halay çekerek ve zılgıt atarak eşlik etti.
- Film, bir domates tarlasında çalışan mevsimlik işçi Eyüp ile ustabaşı Hemme arasındaki gerilimi ve Eyüp’ün Hemme’yi öldürmeye karar verdiği gün yaşananları konu alıyor.
Gabriel García Marquez’in hayranı olduğum ve defalarca okuduğum romanı Kırmızı Pazartesi, tüm kasabalıların işleneceğini bildiği bir cinayeti gün boyunca müstakbel kurbandan sakladığı bir günde geçer. Romanın antitezi gibi bir matematiğe sahip bu filmde ise, hiçbir kasabalının işleneceğini bilmediği bir cinayetin müstakbel failinin gün boyunca gündelik sebeplerle alıkonuluşuna tanık oluyoruz. Kırmızı Pazartesi’nin kırmızılarını ödünç almış, yerel ve evrensel arasındaki köprüyü sapasağlam inşa etmiş bu ilk film, büyük bir yönetmenin (ve aynı zamanda en az o kadar iyi bir oyuncunun (filmin başrolünde yönetmenin kendisi yer alıyor) sinemamıza girişini müjdeliyor.

Hiçbir Şey Yerinde Değil | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali
- 1978’deki Bahçelievler katliamını konu alan Hiçbir Şey Yerinde Değil (yön. Burak Çevik), festivalin hem en iyi filmlerindendi hem de en tartışma yaratan filmlerinden oldu. Filmle ilgili yazımı gösterime gireceği 18 Ekim günü yayımlanacak sayımızda okuyabilirsin.
- Gecenin Kıyısı (yön. Türker Süer), ikisi de asker olan iki kardeşten üst rütbeli olanın diğerini askerî mahkemeye bizzat sevk etmekle görevlendirildiği gergin bir yol filmi olarak başlıyor ve söz konusu gecenin yakın tarihimizdeki en tuhaf gecelerden biri, 15 Temmuz 2016 gecesi olduğunu anlamamızla farklı bir boyut kazanıyor. Ahmet Rıfat Şungar ile Berk Hakman’ın performanslarıyla öne çıkan film, kurgu ve müziğiyle de aklımda kaldı.

On Saniye | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali
- Filmin künyesini incelediğimden beri Ceylan Özgün Özçelik sineması ile Erdi Işık senaryoları hayalgücümde iyi eşleşmemesine rağmen On Saniye beklentilerimin çok üzerinde bir filmdi. Bir kediyi öldürdüğü videoyu paylaştığı için prestijli bir özel okuldan atılmak üzere olan çocuğunu okula geri aldırmak için çırpınan bir veli ile okulun rehberlik öğretmeni arasındaki gerginliği konu alan film, “kutsal annelik” ve “kutsal öğretmenlik” kurumlarını alaşağı eden bir gerilim filmi. Festivalin en iyi performanslarından birini sergileyen Bergüzar Korel, yaygın akım sinema dışına çıkabildiğini kanıtlıyor. Öte yandan Ceylan Özgün Özçelik sinemasının gerilimi yüksek, teknik işçiliği üst düzeydeki tarzından beslenen film, bir tiyatro uyarlaması olduğunu unutturacak kadar sinema kokuyor.
- Kendi adıma Ölü Mevsim’in (yön. Doğuş Algün) ödül töreninde de defalarca tescillenen oyuncu performanslarıyla, Yeni Şafak Solarken’in (yön. Gürcan Keltek) teknik anlamdaki (hem görsel hem işitsel) yetkinliğiyle, Hakkı’nın (yön. Hikmet Kerem Özcan) ise sanat yönetimiyle öne çıktığını söyleyebilirim. Festivalin en iyileri arasında sayamamamın nedenleri ise Ölü Mevsim için senaryosuna çok fazla konuyu ve derdi sıkıştırma çabası, Yeni Şafak Solarken için tekrara düşen metnini daha da göze batıran yersiz uzunluğu, Hakkı için yeni bir hikaye anlatmıyor oluşuydu. Sembolizme boğulmuş Su Yüzü (yön. Zeynep Köprülü) ise ne yazık ki birçok açıdan yetersiz bir filmdi.

Dilan Hakkında Konuşmalıyız | Kaynak: MUBI
- Uluslararası Kısa Film Yarışması’ndaki yerli yapımlardan büyük çoğunluğunu yıl boyunca farklı festivallerde ya da yönetmenler vasıtasıyla izlemiştim. Türkiye’deki ilk gösterimleri Adana’da yapılan Dilan Hakkında Konuşmalıyız (yön. Umut Şilan Oğurlu) ve Merhaba Anne, Benim, Lou Lou (yön. Atakan Yılmaz) filmlerini ilk fırsatta izlemenizi öneririm. Festival yolculukları yılın ilk yarısında başlayan Eksi Bir (yön. Ömer Ferhat Özmen) ve Kaçanlar (yön. Deniz Cengiz) da bu yıl bende iz bırakanlardan.
Nerede izleyebilirsin? Yazıda adı geçen filmlerden Hiçbir Şey Yerinde Değil’in 18 Ekim 2024, Bildiğin Gibi Değil’in ise 11 Nisan 2025’te gösterime girmesi planlanıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İran yeni bir provokasyon olmaması hâlinde saldırılarının sona erdiğini belirtirken, IDF "Saldırının sonuçları olacaktır" açıklamasında bulundu. Netanyahu, Roş Haşanah dolayısıyla yayımladığı mesajda F-35 ile olan bir fotoğrafını kullandı.
02 Eki 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.





