Alışverişte "Biri Bizi Gözetliyor" dönemi


Architecht’ten BDDK Yönetmeliğine Uygun Dijital Bankacılık Platformu Architecht'ten Dijital Bankacılık Platformu BDDK tarafından yayımlanan “ Dijital Bankaların Faaliyet Esasları ile Servis Modeli Bankacılığı Hakkında Yönetmelik ”, 1 Ocak 2022 itibarıyla şubesiz formatta, tamamen dijital kanallar üzerinden yeni nesil bir bankacılık deneyiminin önünü açtı. Müşterilerin geleneksel bankalarda hissettikleri güven, gizlilik ve kesintisiz hizmet kriterlerinin dijital bankalarca eksiksiz olarak sunulması müşteri kazanımı açısından oldukça kritik. Dolayısıyla sadece dijital kanallardan hizmet vermeleri nedeniyle uygulamanın hızlı ve kesintisiz çalışması, fraud ve diğer güvenlik açıklarına karşı yüksek önlemlerle donatılmış olması, düzenlemenin gerektirdiği gibi 7/24 kesintisiz hizmet vermesi teknolojik altyapılarında olmazsa olmaz kriterler arasında. Geleneksel bankalarla rekabet edebilmek için de kendini bu alanlarda kanıtlamış teknolojik çözümlerin dijital bankaların teknoloji seçiminde öncelik kazanmalı. Tam bu noktada Architecht ’in 30 yıllık bankacılık tecrübesiyle ulusal ve uluslararası alanda birçok banka ve finansal kuruluşa sunulan teknolojik altyapının gücüyle oluşturulan Dijital Bankacılık Platformu , tüm bu endişeleri ortadan kaldıracak bir teknolojik altyapı çözümü sunuyor. Nasıl? Yüksek güvenlik önlemleri, gelişmiş antifraud sistemleri, tanım tabanlı yapısı ve kolay entegrasyon özellikleriyle BDDK’nın yönetmeliğinde tanımlanan dijital bankacılık için ihtiyaç duyulan teknolojik çözüm tamamen karşılanabiliyor. Architecht Dijital Bankacılık Platformu hakkında detaylı bilgi ve demo talebi için burayı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Pazarlama teknolojileri sayesinde kişiselleştirmenin gücünün başarılı bir şekilde kullanılması bir yandan sürekli izleniyormuşuz gibi hissettirirken diğer yandan alışveriş alışkanlıklarımızı kökten değiştiriyor.
Pandemi sonrası büyük bir çoğunluk gibi ben de yürüyen merdivenlerin, mağazaların ve deneme kabinlerinin varlığını çoktan unutmuş, çevrimiçi alışverişin konforunu sonuna kadar yaşamaya alışmıştım. Geçen ay çok uzun zaman sonra bir alışveriş merkezine yolum düştüğünde daha kapıdan girer girmez telefonuma gelen bir mesajla irkildim. Hayatım boyunca toplasanız 2-3 kere alışveriş yaptığım markalardan birinden gelen mesajda şöyle diyordu: "Sizi gördüğümüze sevindik! Size özel en yakın X (gitmiş olduğum AVM'nin adı) mağazamızda yeni sezon alışverişinizde geçerli %15 indirim tanımladık." Dünyanın bu kadar hızlı değişmesini bir türlü kabullenemeyen biri olarak bu mesaj karşısında da oldukça etkilendim ve bizim alışverişe gittiğimiz günlerden, alışverişin bize geldiği günlere nasıl bu kadar çabuk geldiğimizi düşünerek hayret ettim.
Dijital kuşatma
Yaşadığım bu olay dijital pazarlama teknolojilerinin hayatımıza kattığı kişiselleştirilmiş alışveriş deneyiminin en küçük örneklerinden biri. İşin çevrimiçi tarafındaysa çok daha büyük bir hikaye var. Örneğin günün her anı nerede olduğumuz veya saatin kaç olduğu fark etmeksizin perakendeden tutun da çevrimiçi marketlere kadar tüm markalar bizi alışveriş yapmaya davet ediyor.
- Arama moturuna adını yazdığım bir markanın ayakkabı modeli gün içinde sosyal medya platformlarından haber sitelerine kadar her yerden bana göz kırpıyor ve "Beni arıyordun, işte buradayım." diyor. Geçen hafta hamburger siparişi verdiğim restoran, bu siparişim sayesinde indirimi hak ettiğimi, en sevdiğim menüyü bugüne özel indirimli olarak sipariş edebileceğimi müjdeliyor.
- Damacana su siparişi verdiğim uygulama son siparişimin üzerinden neredeyse 1 haftanın geçmek üzere olduğunu pusuya yatarak takip ediyor ve "Son siparişini tekrarlamak ister misin?" diye soruyor. En çok kullandığım video akış platformu bana dizi önerisinde bulunurken "Daha önce şu dizileri izlediğin için bu diziyi öneriyoruz." diye vurgulamayı ihmal etmiyor.
- Konaklama hizmeti sunan uygulamanın baktığım otelde sadece 1 oda kaldığını, acele etmem gerektiğini söyleyen bildirimi ekranımda beliriyor. Telefonumun tarayıcısı artık resmen kendini bir satış görevlisi gibi hissediyor ve arama motoruna "siyah kaban" yazdığım an "elimizdeki seçenekler bunlar" dercesine alternatiflerin hepsini önüme seriyor.
Bir farkla: Fiziksel dünyada satış görevlilerinin mağazadan çıkar çıkmaz biten görevi artık asla sona ermiyor, o siyah kabanlar bütün dijital kanallardan gözümün içine bakmaya devam ediyor. Bu ve bunun gibi örnekler her alanda çoğalıp gidiyor.
Hepimizin günde onlarca kez yaşadığı bu dijital kuşatmadan bazen ürkütücü, bazen yorucu olarak söz etsek de bu deneyimin bir ürüne sahip olmayı hızlandırdığı ve müşteriye kendini özel hissettirdiği aşikar. Böylece hem markaların hem de tüketicilerin işi oldukça kolaylaşıyor. Yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey'in "Next in Personalization 2021" raporu Covid-19 sonrası dönemde kişiselleştirmenin her zamankinden daha önemli olduğuna dikkat çekerek tüketicilerin %71'inin şirketlerin kişiselleştirilmiş etkileşimler sağlamasını beklediğini ve bu olmadığında %76'sının hayal kırıklığına uğradığını gösteriyor. Yine aynı raporda kişiselleştirmenin çoğunlukla markanın gelirlerinde %10-15 artış sağladığına da vurgu yapılıyor.
Boston Consulting Group'un (BCG) araştırması, kişiselleştirmenin harcama miktarını da artırdığını gösteriyor. Buna göre, kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi müşterilerin harcamalarını artırıyor ve her geçen gün daha fazla perakendeci, müşterileri satın almaya teşvik edecek mağaza içi deneyimler sunmanın yeni yollarını arıyor. Bunun bir nedeni, raporda belirtildiği gibi, alışveriş deneyimi kişiselleştirildiğinde müşterilerin sepetlerine ekstra ürün ekleme olasılıklarının %110, planladıklarından daha fazla harcama yapma olasılıklarınınsa %40 artması.
Bu veriler ışığında hem müşterinin hem markanın odağını bu yöne çevirdiğinden bir kez daha emin oluyor ve soruyoruz: Nedir bu kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi?
Kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi
Dijital çağ, markaların tüketiciler hakkında bir zamanlar hayal dahi edilemeyecek şekillerde veri toplamasını ve analiz etmesini mümkün kıldı. Böylece kişiselleştirilmiş alışveriş çağı da başlamış oldu.
Tüketicinin internette dolaşıp göz attığı her şey, eylemleri, bireysel beğeni kriterleri, alışveriş alışkanlıkları, doldurduğu anketler ve sağladığı kişisel bilgiler o internet sitesinin algoritmaları içindeki yapay zekaya aktarılıyor. Yapay zeka tarafından kaydedilen bilgilerse yukarıda bahsettiğim bildirimler olarak bize geri dönüyor. Verileri kullanıcıların önceki davranışına dayalı olarak derlenmesi ve buna bağlı olarak özelleştirilen reklamlar, doğru müşteriye doğru ürünün veya hizmetin ulaşmasını sağlıyor.
Her ne kadar "yapay zeka", "kişiselleştirilmiş alışveriş" gibi kavramları kullanınca aklımıza ilk çevrim içi platformlar gelse de fiziksel mağazalar için de beklentinin farklı olmadığını eklemekte fayda var. Şimdi yüzlerce yıl öncesinde kalmış gibi görünen bir zamanda sevdiğimiz bir mağazaya gider, tek tek kıyafet askılarını elden geçirirdik. Covid-19 sonrası yapılan PwC Tüketici İçgörüleri Araştırması 2021 Türkiye bulgularına göre katılımcıların %36'sı bir mağazaya girdiğinde cep telefonunda kendi satın alma geçmişine göre oluşturulmuş kişiselleştirilmiş mesajların gelmesinin alışveriş deneyimini daha cazip kılacağını söylüyor.
Gelecek de bir gün gelecek
Teknoloji alanındaki gelişmeler, dijital pazarlamacıların satın almanın çeşitli kanallarında ve aşamalarında çok daha kişiselleştirilmiş deneyimler yaratmasını sağladı. Peki her geçen an yeni bir gelişmenin yaşandığı dijital dünya, kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi için nasıl bir gelecek tablosu çiziyor?
Abonelik hizmetlerinin ilerlemesi: Küresel abonelik hizmetleri pazarının büyüklüğünün bu yıl, 2021'e kıyasla %64,4 büyüme ile 120 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bugün tüketicilerin ürün satın almak yerine hizmetlere abone olmayı tercih etmeye başlamasının nedenlerinden biri, hiç şüphesiz kişiselleştirme. Netflix, Spotify başta olmak üzere pek çok örnek, önümüzdeki dönemde abonelik hizmetleri aracılığıyla kişiselleştirmenin e-ticaret pazarındaki alanın çoğuna hükmedeceğini gösteriyor.
Kişiselleştirilmiş fiyatlandırma ve teklifler: Kişiselleştirme sayesinde markaların önceki alışveriş verilerine ve harcama güçlerine dayalı olarak bireysel tüketiciler için farklı fiyatlar sunmalarının önümüzdeki dönemde en çok karşılaşacağımız senaryolardan biri olacağı tahmin ediliyor.
Yapay zeka ve makine öğrenimi: Yapay zeka veya makine öğreniminde her geçen gün yaşanan gelişmeler sayesinde markaların hedef kitleye ulaşmak için kişiselleştirilmiş hizmetlere ağırlık vereceği öngörülüyor. Ayrıca birçok platform tarafından kullanılan otomatik yanıtlar yerine kullanıcıların sorgularına en alakalı şekilde yanıtlar almasına yardımcı olacak teknolojilerin giderek daha da gelişeceği düşünülüyor.
Çok kanallı pazarlama için otomasyon: Kişiselleştirme ve otomasyon birbiriyle yakından ilişkilidir. Çok kanallı pazarlamanın hızla büyümesiyle, otomasyon gelecekte de kritik bir rol oynayacak. Markaların tüm kanallarda kişiselleştirme sağlamak için otomasyonu etkin bir şekilde kullanmaları geleceğin odak noktalarından biri olacak.
Bütün bu gelişmelerin ışığında algoritmaların gücü önünde saygıyla eğilmekten ve giderek genişleyen dijital ablukayı seyretmekten başka bir çaremiz yok gibi görünüyor. Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günün her anı nerede olduğumuz, saatin kaç olduğu fark etmeksizin perakendeden tutun çevrimiçi marketlere kadar tüm markalar bizi alışveriş yapmaya davet ediyor. Kişiselleştirilmiş alışveriş çağında pazarlamayı metaverse de dönüştürüyor.
21 Eki 2022

YAZARLAR

İrem Özbay
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Shein, Londra ve New York’taki halka arz girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu hafta nihayet Hong Kong borsasında halka açıldı. Birkaç yıl önce hızlı modanın yükselen yıldızı olarak görülen şirket, yatırımcıların karşısına zirve döneminden çok daha farklı bir tabloyla çıktı. Analistlere göre bu tablo, şirketi 100 milyar dolar değerlemeye taşıyan ekonomik koşulların artık ortadan kalktığını da kanıtladı.

Bir çalışanı değerli kılan yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmesi değil; aksaklıkları fark etmesi, sahiplenmesi ve çözümün parçası olmak istemesi de aynı zamanda. Çalışma arkadaşını, müşterisini, itibarını ve geleceğini dert edinen çalışanlar kurumları ileri taşıyor. Ancak dert edinmek yalnızca kişinin tercihi değil; bu çalışanlar sorgulama, fikir belirtme ve sorumluluk alma alanı buldukları ölçüde kurumun gelişimine gerçek bir katkı sunabiliyorlar.

Yapay zeka, artık yazılımı ucuzlatmanın ötesinde, hizmet sektörünün ekonomisini de değiştiriyor. Yeni nesil “AI-native” ajanslar, müşteriye bir araç verip işi ona bırakmak yerine operasyonun tamamını üstleniyor ve ajans hizmetini platform fiyatına sunuyor.

Yıllarca raporlar, hedefler ve uyum kriterleri üzerinden ele alınan sürdürülebilirlik, 2026’nın çoklu kriz ortamında kabuk değiştiriyor. Çevresel ve sosyal riskler büyürken, şirketlerin sürdürülebilirliği ana iş kollarından ayrı, ikincil bir alan olarak görmesi giderek daha işlevsiz hâle geliyor. Yeni dönemin sorusu artık ne kadar sürdürülebilir göründüğümüz değil, sürdürülebilirliği finansal performansa, büyümeye ve organizasyonel dayanıklılığa ne kadar entegre edebildiğimiz.

Güvenin ve itibarın göstergelerini, güven ve itibarın kendisiyle karıştırdığımızda her şeyi “parasını bastırarak” çözebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa göstergeleri satın almak kolay, güvenin kendisini satın almak ise mümkün değil. Çünkü sahici güven; strateji, sabır, emek ve zamana yayılan bir tutarlılık gerektiriyor. Kestirmeler ise yalnızca sahnedeki kağıttan kaplanı parlatıyor; işler ters gittiğinde o kaplan kimseyi korumuyor.




