Apartheid'e karşı: Tarihin en büyük spor boykotu

İsrail'e yönelik artan boykot çağrıları sonrası Güney Afrika'nın apartheid rejimine karşı uygulanan tarihin en büyük spor boykotunu hatırlamakta fayda var.
Apartheid'e karşı: Tarihin en büyük spor boykotu

8 Kasım - Tissot - Punto
Tissot ile birlikte

Aktif yaşam tarzının sembolü: Tissot T-Touch Connect Sport Tissot’nun yeni T-Touch Connect Sport modeli, spor ve sağlık yolculuğunuzun ayrılmaz bir parçası olacak. Gücünü güneşten alan saat, İsviçre saatçiliğini Tissot’nun özgün çizgisinde gösteriyor. Klasik kol saati görünümüyle tasarımdan taviz vermeden teknolojisi ve fonksiyonlarıyla öne çıkıyor. Dokunmatik AMOLED ekranlı safir camı ve 43mm çapındaki kasa tasarımıyla sportif bir şıklık sunan Tissot T-Touch Connect Spor saat, quartz mekanizması sayesinde güneş enerjisiyle şarj ediliyor. Fırçalanmış ve perdahlanmış sofistike yüzeyinde seramik bezel ve titanyum kasa gibi malzemeleri birleştiren saat, aylar boyunca şarj gerektirmeden kullanılabiliyor. Neler var? Egzersizler özelliği ile aktiviteler arasından dilediğinizi seçin, egzersiz boyunca katettiğiniz mesafeyi, kalp atış hızınızı ve ne kadar kalori yaktığınızı anlık takip edin. Egzersiz rutininize mercek tutun. Stats özelliği ile gelişiminizi takip edebilir, performans grafiklerini içeren detaylı bir analiz için uygulamayı inceleyebilirsiniz. Çağrılar, aktif zamanlayıcılar, alarmlar, hatırlatmalar ve daha fazlası için bildirimlerle hiçbir şeyi kaçırmayın. Yeni Strava entegrasyonu ile koşu, bisiklet ve diğer sporlar için aktivite takibini doğrudan bileğinize getirin. Performans izlemenin her zamankinden daha kolay ve erişilebilir olmasının keyfini çıkarın. Antrenman zonları belirleyin ve izleyin ve fitness hedeflerinize hassas bir biçimde ulaşın. Klasik ve şık tasarımla fonksiyonu biraraya getiren, aktif yaşam tarzının tamamlayıcısı Tissot T-Touch Connect Sport ile buradan tanışabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Paris’te boykot çağrıları yapılan ve boğucu güvenlik önlemleri altında oynanan Fransa-İsrail maçı kazasız belasız geride kaldı. Golsüz sona eren Uluslar Ligi maçında tribünler boş kalırken Paris sokaklarında Filistin destekçilerinin eylemleri vardı. Geçen hafta Punto’da değindiğimiz İsrail karşıtı eylemlere hafta boyunca Avrupa spor sahalarında rastlamaya devam ettik. Türkiye, İrlanda ve Celtic tribünlerini saymazsak EuroLeague’de Atina’da Panathinaikos-Maccabi Tel Aviv maçında da “Soykırıma son, Filistin’e özgürlük” pankartlarının kendine yer bulduğunu gördük. Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi (BDS) de İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 344 futbolcuyu öldürdüğünü belirterek FIFA ve UEFA’ya İsrail’e karşı harekete geçme çağrısı yaptı.

Geçen hafta Punto'da merkeze Beşiktaş-Maccabi Tel Aviv maçının tarafsız bir stadyumda, seyircisiz oynanması kararını ve Amsterdam’daki çatışmaları alarak “İsrail’in uluslararası spordan men edilmesi” talebinin yaygınlaştığını belirtmiş, tarihten Güney Afrika örneğini vermiştik. Haklı olarak bu konuda daha açıklayıcı olmamızı isteyenler, Güney Afrika örneğinin tam olarak ne olduğunu merak edenler oldu. Öyleyse spor tarihinin en büyük boykot hareketinde kısa bir gezintiye çıkalım.

Apartheid rejiminin spor politikası

Güney Afrika, 1948’de Ulusal Parti’nin Nazilerden ve ABD’de segregasyon politikalarını yaşatan eyalet yönetimlerinden aldığı ilhamla ırksal ayrım temelli politika ve uygulamaları hayatın her alanında hakim hâle getirdi. Rejimin adı “ayrım” anlamına gelen “apartheid” kelimesiyle özetleniyordu. 2. Dünya Savaşı’nın hemen arkasından, dünyanın önemli bir ekonomik merkezinde böylesi açık bir ırkçı yönetimin kurulabilmiş olması kulağa şaşırtıcı geliyor. Ama Batı’nın hakimiyetindeki uluslararası spor örgütlerinin önde gelen figürlerinin spesifik olaylara verdiği tepkiler ve yaptıkları açıklamalar dahi dönemin hakim ruhunu anlamak için yeterli.

1950’lerin sonunda Güney Afrika’nın siyah sporcuları ayrımcılığa maruz bırakarak Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tüzüğünü çiğnediği gerekçesiyle yükselen şikayetler sonrası IOC Başkanı Avery Brundage, Güney Afrika Olimpiyat Komitesi’ne (SANOC) bir mektup yazmış ve “Bakış açınızı anlıyorum, bizim de ABD’de benzer sorunlarımız var ve bunlarla akıllıca baş edemedik” demişti.

Boykotu getiren koşullar: İç muhalefet ve bağımsızlığına kavuşan uluslar

1963’te Güney Afrikalı Irkçılık Karşıtı Olimpiyat Komitesi’nin (SANROC) başkanı Dennis Brutus’ün, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne (IOC) yaptığı, “ırkçı rejime boykot uygulanması” talebi dönemin Yeni Zelandalı IOC üyesi Arthur Porritt tarafından “Brutus’ün meşhur bir baş belası” olduğu gerekçesiyle gözardı edilmişti. Aynı dönemde Brutus’le görüşen ve IOC’ye konu hakkında bir rapor yazan İsviçreli Rudolf Balsiger, Güney Afrika’daki sistemin beyazların ve siyahların, “barışçıl ve düzenli gelişimini” sağladığını savunmuştu. Balsiger’in bu görüşleri sadece dönemin IOC Başkanı, eski Nazi hayranı, ABD’li Avery Brundage tarafından değil birer “Beyaz Aristokratlar Kulübü” kıvamında olan uluslararası spor örgütlerinin tamamı tarafından paylaşılıyordu. Ancak IOC, kendi kurallarının kendi üyesi tarafından çiğnenmesini daha fazla meşrulaştıramadı çünkü bu yıllar aynı zamanda Afrika ve Asya’da çok sayıda ülkenin bağımsızlığını kazanarak kendi spor federasyonlarını kurduğu ve en azından delegeler yoluyla politikaların belirlenmesinde etkili olabildiği yıllardı. Post-kolonyal politik atmosferin uluslararası spor kurumlarının iç dengeleri üzerinde doğrudan sonuçları olmuştu. Bu sayede Güney Afrika, 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları’na siyahları da içeren bir kafile gönderme zorunluluğuyla karşı karşıya kaldı. Ancak SANOC bu talebi yerine getirmeyi reddedince oyunlardan men edildi.

1968 manevralarına örgütlü yanıt

1968 Mexico City Olimpiyat Oyunları öncesi Güney Afrika, diplomatik çabalarını artırdı ve birkaç değişiklikle yasağın üstünden atlayabileceğini düşündü. Ancak sosyalist bloğun, Afrika ülkelerinin ve ABD’li siyah sporcuların öncülüğünde başlayan boykot hareketi (‘68’in meşhur kahramanları Tommie Smith ve John Carlos da bu hareketin üyeleriydi) üstün geldi ve IOC, Güney Afrika’nın 1968 Olimpiyatları’nda yer alamayacağına hükmetti. Bu dönem, aynı zamanda Güney Afrikalı boksör Ronnie van der Walt’ın eşinin melez olduğunun tespit edilmesi(!) üzerine spordan men edildiği dönemdi. Van der Walt, ülkesinde spordan uzaklaştırılmakla kalmamış, beyaz olmayan bir kadınla evlenerek Ahlak Yasası’nı çiğnediği gerekçesiyle hapis cezasıyla yüz yüze gelmişti. Bu yüzden ülkeden kaçarak İngiltere’ye gitmiş ve onun hikayesinin acımasızlığı, absürtlüğü ve medyatikliği, Batı’da “Güney Afrika sorunu”nun daha kolay anlaşılmasını sağlamıştı.

Bu noktadan sonra Güney Afrika’nın ırkçı rejiminin uluslararası çevrelerde meşru görülmesini sağlamanın imkanı yoktu ve 1970’lerin başına gelindiğinde rejimin spor komiteleri neredeyse tüm olimpik sporların federasyonlarınca dışlanmıştı. Güney Afrika, tarihin en büyük spor boykotuyla karşı karşıyaydı.

  • 1976 Montreal Boykotu: Yeni Zelanda ragbi takımının Güney Afrika’yı ziyareti sonrası çok sayıda ülke IOC’den Yeni Zelanda’nın da 1976 Montreal Olimpiyat Oyunları’ndan men edilmesini talep etti. IOC bu isteği, ragbinin olimpik spor olmaması gerekçesiyle reddetti bunun üzerine 26 Afrika ülkesi, Irak ve Guyana, 1976 Montreal’i boykot etti.

1970’lerin ortalarından itibaren Güney Afrika yönetimi, belli adımlarla spordaki ayrımcı politikaları gevşetmeye çalışsa da apartheid rejiminin sonuna kadar “olimpik aile”den dışlandı. 1960 Roma sonrası Güney Afrika’nın ilk olimpiyat oyunları 1992 Barcelona oldu.

  • Bilgi notu: BM Genel Meclisi, 10 Aralık 1985’te Sporda Apartheid’a Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzaladı. IOC de 21 Haziran 1988’de sporda apartheid’a karşı deklarasyonu kabul etti.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

✊ En büyük boykot, 'kayıp Cezayirli'

İsrail'in men edilmesi yönündeki çağrılar, spor tarihinin en büyük politik tokadını, Güney Afrika boykotunu hatırlatıyor. Cezayir'in kariyerine bağımsızlık mücadelesi arası veren efsanesi Raşid Meklufi, hayatını kaybetti.

15 Kas 2024

Tissot ile birlikte
✊ En büyük boykot, 'kayıp Cezayirli'

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen

Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi
Punto Punto

HİKAYE

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Deniz Kaynak

·

02 Tem 2026

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?