Aşırıları belgelemek: Lauren Greenfield

“Ana akımı anlamak için aşırı olanlara bakıyorum.”
Aşırıları belgelemek: Lauren Greenfield

Jam Session - Duende - 27 Mart
Jam Session ile birlikte

Jam Session sahnesi Büyük Ev Ablukada’yla açılıyor

İrlanda ruhunu İstanbul’un en güzel sahnelerine taşıyan ve şehrin iki yakasını alternatif sahnenin öne çıkan isimleriyle bir araya getiren The Irish Spirit Jam Session’ın geri döndüğünü geçtiğimiz hafta duyurmuştuk. Şimdi sıra geldi, hem…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2014 kışı. Yine bir festival programı yapma çabası... Çizelgemin ortasında bir gün gözüme batıyor. İlk seans ve son seans arasındaki programım bomboş, bu ya çok fazla kahve içmek ve çok fazla kafede priz aramak demek ya da saatlerce aynı mekânda oturmak. İlgimi çekmediğini zannettiğim filmler arasından bir seçim yapıp dolduruyorum boşluğu. İlgimi çekiyor. The Queen of Versailles (2012), ABD’nin devremülk imparatoru ve eski güzellik kraliçesi eşinin Florida’nın ortasına Versailles Sarayı’nın bir kopyasını inşa ettirme hayallerinden çok daha fazlasını işliyor çünkü. Yönetmen para akıtılan bu inşaatın aşamalarını ve lüks bağımlısı çiftin her anlamda aşırıya kaçan hayatlarını belgelerken, tesadüfen 2008 krizi çıkageliyor. Her şeylerini kaybediyorlar, inşaat duruyor. Film bir anda dümen kırıyor ve bir çöküşe, iki insanın ekonomik dönüşümüne anbean tanık oluyor. Bir tesadüf sayesinde tanışıyorum Lauren Greenfield’ın sinemasıyla ve tıpkı izlediğim filmindeki tesadüf gibi, bu benim ve belgesel sinemayla olan ilişkim için oldukça yararlı oluyor.

Sıfır noktası: Aşırılık. Greenfield’in bir belgesel sinemacı olarak sıfır noktası Thin adlı, anoreksiya ve blumia gibi yeme bozukluklarıyla mücadele eden dört Güney Floridalı genç kadına kamerasını çevirdiği belgeseli olsa da yönetmenin izlemediğim tek filmi olduğundan üzerine fazla konuşmak istemiyorum. Üstelik sıfır noktasını bir film değil, bir tema olarak almak daha çok içime siniyor. Bir foto-muhabir ve fotoğraf sanatçısı olarak başlayan kariyeri, bir belgesel sinemacı olarak da tek bir tema etrafında dönüyor: Aşırılık. Bu çoğunlukla aşırı tüketimi, savurganlığı, lüksü beraberinde getiren aşırı zenginlik oluyor; bazen de insanların kendi bedenleri üzerindeki aşırı müdahaleleri. Yönetmenin üçüncü uzun metrajlı belgeseli Generation Wealth (2018), bu temadaki her şeyi bir araya toplayarak kendi söylemini zayıflatma ve yönetmenin kişisel hikâyesini fazlaca kapsayarak kişiselleşme hatasına düşen zayıf bir film olsa da aşırı uçlardaki farklı özneleriyle Greenfield’ın ilgilendiği dünyayı, üslubunu ve fotoğraf/sinema dilini gayet iyi yansıtıyor. Yönetmen, kendi kariyerini tek bir cümleyle özetliyor sanki bu filmde: “Ana akımı anlamak için aşırı olanlara bakıyorum.”

Lauren Greenfield
Kaynak: girlculture.com

Öznellik belgesel sinemaya karşı: Öznellik belgesel sinemacılığın en büyük günahlarından biri gibi gelse de kulağa, Greenfield’ın muhtemelen öznesini seçtiği andan itibaren yargılamaya ve taraf tutmaya başlayan sinema dili, filmlerini hem eğlenceli ve oyunbaz hem de hayatın sürprizlerinin de katkılarıyla etkileyici kılıyor. Foto-muhabirlik geleneğinden gelen yönetmenin filmlerinde bu öznellik ve gerçekleri gösterme idealinin daimi bir savaş hâlinde olduğunu görmek mümkün. Bu durum en açık olduğu filmi ise Filipinler’in first-lady’si Imelda Marcos’un portresini çizen filmi The Kingmaker (2019). Filmin ilk sahnelerinde sempatik ve iyi yürekli bir lider olarak tanıdığımız Marcos’a dair düşüncelerimizin 100 dakikada 180 derece döneceğinin sinyallerini esprili kurgu hareketleri ve öznesi konuşurken farklı bir yere odaklanan kamerasıyla veren Greenfield, bir yandan da söylemini gerçeklere, belgelere dayandırmayı ihmal etmiyor. Aslında The Queen of Versailles’da gerçek hayatın yaptığı müdaheleyi, bir sinemacı olarak kendisi yaratmaya çalışıyor. 

Sırada ne var? Reklam filmi çekimleri ve fotoğraf sergileri süren Lauren Greenfield bu aralar, Better Call Saul dizisiyle tanıdığımız senarist Ann Cherkis'in senaryosunu yazdığı Man Under ile ilk kez bir kurmaca film yönetmeye hazırlanıyor.

Diyor ki… "Tüm filmlerimde, gidişatı ve yönetmenliğimi tamamen değiştirecek, en başta beklentilerim arasında yer alması mümkün dahi olmayan gelişmeler oldu.”

Keşif Sineması Letterboxd’da: İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Hayat ve sanat arasındaki boşlukta

İçindekiler: Bir pop yalnızlığı, aşırılığın belgeleri, heykelden albüm kapağı, problemli oran 85/15 ve dahası.

26 Mar 2021

Jam Session ile birlikte
Kaynak: Artsy Fotoğraf: Terry Van Brunt

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar