Aşırıları belgelemek: Lauren Greenfield


Jam Session sahnesi Büyük Ev Ablukada’yla açılıyor İrlanda ruhunu İstanbul’un en güzel sahnelerine taşıyan ve şehrin iki yakasını alternatif sahnenin öne çıkan isimleriyle bir araya getiren The Irish Spirit Jam Session’ın geri döndüğünü geçtiğimiz hafta duyurmuştuk. Şimdi sıra geldi, hem müziği hem de bir yıldır kapalı kalan mekânları ve sektörü destekleme ana hedefiyle, #RuhunuDinle mottosuyla geri dönen Jam Session'ın mekânlar arası müzik yolculuğunun ayrıntılarını açıklamaya. İstanbul’un en güzel sahnelerinde gerçekleşecek konserlere, oyuncu ve komedyen Efe Tunçer’in sürpriz konuklarla gerçekleştireceği iki söyleşinin de eşlik edeceğini hatırlatalım. Jam Session’ın #RuhunuDinle çağrısına, "Aramıza katıl!" davetine kulak verenleri The Irish Spirit’in Instagram ve YouTube hesaplarına alalım. Sahnede kimler var? 28 Mart - Salon İKSV – Büyük Ev Ablukada Jam Session bu yıl, Tayfun Polat’ın ifadeleriyle “yaptığı her şeyin yolunu kendi açmış, açtığı yolla oyunun kurallarını değiştirmiş” bir ekiple açılıyor. Büyük Ev Ablukada, özlediğimiz performanslarından birini İstanbul’un en güzel sahnelerinden birinde, Salon İKSV’de gerçekleştiriyor. 30 Mart – Blok Mekan - Nilipek. Kendi hikâyelerini sakin bir tavır ve akustik popla alternatif rock türleri arasında gidip gelen müziğiyle anlatan Nilipek., 30 Mart'ta Blok Mekan'da gerçekleşecek performansıyla The Irish Spirit YouTube kanalına konuk oluyor. 31 Mart – Dağ Kulübesi – Can Güngör Can Güngör hem sevdiğimiz bir müzisyen hem de sevdiğimiz müzisyenlerin yanında görmeye alıştığımız bir prodüktör. Yalnız Ölmek teklisiyle Spotify'da Türkiye Viral 50 listesine 1 numaradan giren Can Güngör'ün "zaman zaman sakin, zaman zaman coşkulu, bazen de tekinsiz" müzikleri Dağ Kulübesi’nde. 1 Nisan – Bina - Barış Demirel ft Da Poet 1 Nisan’da Bina sahnesi; Türk müziği, caz, hiphop ve ambient esintili trompetiyle derinlerde mutlu olanların, kanadı kırıkların arkadaşı olan Barış Demirel’le güçlü sözleri ve oturaklı beat'leriyle rap sahnesinin öne çıkan isimlerinden Da Poet’i buluşturuyor. İkili, birlikte çıkardıkları DPBD'de boşuna söylemiyor, Nisan Güzeldi. 2 Nisan – Bina - Evde Ekibi Nova Norda, Sedef Sebüktekin, Birkan Nasuhoğlu ve Canozan'ın Sapanca'da birkaç hafta kapandıkları evde ürettikleri sekiz şarkı, bir müzik projesine dönüştü. Evde, bu deneyimin çıktılarını 2 Nisan'da Bina sahnesinde duyuruyor. 3 Nisan – Arka Oda – insanlar Enerjisi yüksek, neredeyse punk sayılabilecek tutumları Anadolu mistisizminden beslenen techno folk ekibi insanlar, 99'dan bu yana Kadıköy'de alternatif işleri var etme gayesiyle hareket eden arkaoda'da olacak. 6 Nisan – Kulp – KeuS Kerem ve Suat’ın elektronik müzik aşkının bir duo’ya dönüştüğü KeuS’un Asmalımescit'in gözdesi Kulp'ta duyuracağı seti kaçırmak istemeyenler için 6 Nisan’da en doğru adres, The Irish Spirit YouTube kanalı. 9 Nisan – Blok Mekan – Lara di Lara Arka arkaya yayımladığı Bekledim, Çok Yakınken ve Bedeninin Her Bir Kıvrımında teklileriyle 2021'e dair umut veren şeylerden biri olan Lara Di Lara, 9 Nisan'da Blok Mekan'ın konuğu. 10 Nisan – Salon İKSV – Lalalar Ali Güçlü Şimşek, Barlas Tan Özemek ve Kaan Düzarat’ın üçlüsü Lalalar; retro-sinematik baslar, elektronik beat’ler ve kırık vokallerle Anadolu ezgilerini Salon İKSV sahnesine taşıyacak.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2014 kışı. Yine bir festival programı yapma çabası... Çizelgemin ortasında bir gün gözüme batıyor. İlk seans ve son seans arasındaki programım bomboş, bu ya çok fazla kahve içmek ve çok fazla kafede priz aramak demek ya da saatlerce aynı mekânda oturmak. İlgimi çekmediğini zannettiğim filmler arasından bir seçim yapıp dolduruyorum boşluğu. İlgimi çekiyor. The Queen of Versailles (2012), ABD’nin devremülk imparatoru ve eski güzellik kraliçesi eşinin Florida’nın ortasına Versailles Sarayı’nın bir kopyasını inşa ettirme hayallerinden çok daha fazlasını işliyor çünkü. Yönetmen para akıtılan bu inşaatın aşamalarını ve lüks bağımlısı çiftin her anlamda aşırıya kaçan hayatlarını belgelerken, tesadüfen 2008 krizi çıkageliyor. Her şeylerini kaybediyorlar, inşaat duruyor. Film bir anda dümen kırıyor ve bir çöküşe, iki insanın ekonomik dönüşümüne anbean tanık oluyor. Bir tesadüf sayesinde tanışıyorum Lauren Greenfield’ın sinemasıyla ve tıpkı izlediğim filmindeki tesadüf gibi, bu benim ve belgesel sinemayla olan ilişkim için oldukça yararlı oluyor.
Sıfır noktası: Aşırılık. Greenfield’in bir belgesel sinemacı olarak sıfır noktası Thin adlı, anoreksiya ve blumia gibi yeme bozukluklarıyla mücadele eden dört Güney Floridalı genç kadına kamerasını çevirdiği belgeseli olsa da yönetmenin izlemediğim tek filmi olduğundan üzerine fazla konuşmak istemiyorum. Üstelik sıfır noktasını bir film değil, bir tema olarak almak daha çok içime siniyor. Bir foto-muhabir ve fotoğraf sanatçısı olarak başlayan kariyeri, bir belgesel sinemacı olarak da tek bir tema etrafında dönüyor: Aşırılık. Bu çoğunlukla aşırı tüketimi, savurganlığı, lüksü beraberinde getiren aşırı zenginlik oluyor; bazen de insanların kendi bedenleri üzerindeki aşırı müdahaleleri. Yönetmenin üçüncü uzun metrajlı belgeseli Generation Wealth (2018), bu temadaki her şeyi bir araya toplayarak kendi söylemini zayıflatma ve yönetmenin kişisel hikâyesini fazlaca kapsayarak kişiselleşme hatasına düşen zayıf bir film olsa da aşırı uçlardaki farklı özneleriyle Greenfield’ın ilgilendiği dünyayı, üslubunu ve fotoğraf/sinema dilini gayet iyi yansıtıyor. Yönetmen, kendi kariyerini tek bir cümleyle özetliyor sanki bu filmde: “Ana akımı anlamak için aşırı olanlara bakıyorum.”

Lauren Greenfield
Kaynak: girlculture.com
Öznellik belgesel sinemaya karşı: Öznellik belgesel sinemacılığın en büyük günahlarından biri gibi gelse de kulağa, Greenfield’ın muhtemelen öznesini seçtiği andan itibaren yargılamaya ve taraf tutmaya başlayan sinema dili, filmlerini hem eğlenceli ve oyunbaz hem de hayatın sürprizlerinin de katkılarıyla etkileyici kılıyor. Foto-muhabirlik geleneğinden gelen yönetmenin filmlerinde bu öznellik ve gerçekleri gösterme idealinin daimi bir savaş hâlinde olduğunu görmek mümkün. Bu durum en açık olduğu filmi ise Filipinler’in first-lady’si Imelda Marcos’un portresini çizen filmi The Kingmaker (2019). Filmin ilk sahnelerinde sempatik ve iyi yürekli bir lider olarak tanıdığımız Marcos’a dair düşüncelerimizin 100 dakikada 180 derece döneceğinin sinyallerini esprili kurgu hareketleri ve öznesi konuşurken farklı bir yere odaklanan kamerasıyla veren Greenfield, bir yandan da söylemini gerçeklere, belgelere dayandırmayı ihmal etmiyor. Aslında The Queen of Versailles’da gerçek hayatın yaptığı müdaheleyi, bir sinemacı olarak kendisi yaratmaya çalışıyor.
Sırada ne var? Reklam filmi çekimleri ve fotoğraf sergileri süren Lauren Greenfield bu aralar, Better Call Saul dizisiyle tanıdığımız senarist Ann Cherkis'in senaryosunu yazdığı Man Under ile ilk kez bir kurmaca film yönetmeye hazırlanıyor.
Diyor ki… "Tüm filmlerimde, gidişatı ve yönetmenliğimi tamamen değiştirecek, en başta beklentilerim arasında yer alması mümkün dahi olmayan gelişmeler oldu.”
Keşif Sineması Letterboxd’da: İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Bir pop yalnızlığı, aşırılığın belgeleri, heykelden albüm kapağı, problemli oran 85/15 ve dahası.
26 Mar 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




