

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Geçen yaz Gömeç kıyılarında bir plajda oturuyordum. Suyun rengi hâlâ o ege mavisi, ama bir şey yoktu — o her zamanki küçük balık sürüleri, denizanasını kovalayan yengeçler, kayaların arasından süzülen kefaller. Boşluk o kadar sessizdi ki fark etmek zaman aldı. Doğanın yokluğu, bir deprem ya da kasırga gibi anında kendini hissettirmiyor. Yavaş yavaş, neredeyse fark ettirmeden eriyor.
İklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybı hakkında konuşurken de benzer bir algı yanılması yaşıyoruz: İkisini ayrı sorunlar olarak görüyoruz. Birini IPCC raporlarıyla, diğerini IPBES değerlendirmeleriyle takip ediyoruz; biri için iklim zirveleri, diğeri için biyoçeşitlilik zirveleri düzenliyoruz. Oysa bu iki kriz, aynı sistemin iki farklı yüzünden başka bir şey değil.
"İklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı birbirinden bağımsız değil — biri diğerini besleyen, ikisi birlikte ekosistemleri çökerten tek bir krizdir."
IPCC ve IPBES'in 2021'de yayımladığı ortak atölye raporu, bu iki kurumun tarihinde ilk kez bir araya gelerek ürettiği bir belgedir ve söyledikleri son derece nettir: İklim değişikliği, habitat kaybı, kirlilik, istilacı türler ve aşırı tüketim, birbirinden ayrılamaz bir yıkım döngüsü oluşturmaktadır. Bunlardan yalnızca birine odaklanmak, yangını sadece bir taraftan söndürmeye çalışmak gibidir.
Bu konudaki veriler bize şunları söylüyor:
Yaklaşık 1 milyon tür şu anda yok oluş tehdidiyle yüz yüze (IPBES, 2019)
1970'ten bu yana yaban hayatı popülasyonları ortalama %73 azaldı (WWF Yaşayan Gezegen Raporu, 2024)
Biyoçeşitlilik eyleminin 10 yıl gecikmesi, bugünkü maliyeti iki katına çıkarıyor (IPBES, 2024)
Türkiye'nin sulak alanlarının %50'sinden fazlası son 50 yılda yok oldu
Türkiye bu tablonun seyircisi değil, tam ortasında duruyor. Anadolu, dünyanın biyoçeşitlilik sıcak noktalarından biri; üç kıtanın kesiştiği bu coğrafyada yüzlerce endemik tür yaşıyor ya da yaşıyordu. Kaçkar Dağları'ndaki buzulların erimesiyle birlikte bölgeye özgü canlı formların kompozisyonu da değişmeye başladı. Burdur Gölü'nde bir zamanlar görülen dikkuyruk ördeği artık görülmüyor. Tuz Gölü 2021'de çekildiğinde, flamingo yavrularının toplu ölümünü hepimiz izledik ama birkaç hafta sonra gündemden düştü.
Akdeniz ise ayrı bir kriz bölgesi. Küresel ortalamanın yüzde yirmi üzerinde ısınan deniz suları gezegenin en hızlı değişen deniz ekosistemlerinden biri haline geldi. Deniz memelileri, kaplumbağalar, mercanların tümü bu ısınmadan doğrudan etkileniyor ve bu değişim yalnızca ekolojik değil, Türkiye'nin balıkçılık ekonomisini, turizmini, kıyı güvenliğini de doğrudan tehdit ediyor.
Uluslararası arenada umut verici adımlar atıldı. 2022'de Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ile 2030'a kadar karaların ve denizlerin en az yüzde otuzunun korunması hedeflendi. Paris Anlaşması ise karbon salımlarını sınırlamak için dönüm noktası olmaya devam ediyor. Ama bu iki çerçeve hâlâ ayrı masa başlarında hayata geçirilmeye çalışılıyor. IPBES'in Aralık 2024'te onaylanan "Nexus" değerlendirmesi, biyoçeşitlilik, su, gıda, sağlık ve iklim bağlantılarını birlikte ele alarak bu duvarı yıkmaya çalışıyor. Bu doğru yönde atılmış, gecikmiş ama kıymetli bir adım.
Türkiye için bu, iki ayrı strateji belgesinin ötesine geçmek anlamına geliyor: Ulusal iklim taahhütleri (NDC) ile ulusal biyoçeşitlilik eylem planlarının (NBSAP) birlikte tasarlanması, birlikte finanse edilmesi, birlikte izlenmesi gerekiyor. Korunan alan ağlarının iklim projeksiyonlarına göre güncellenmesi, tarım politikalarının ekosistem sağlığını da hesaba katması, sulak alan restorasyonunun hem karbon hem de biyoçeşitlilik hedefi olarak tanımlanması artık birer slogan değil, acil teknik gereklilik.
O Gömeç plajına dönecek olursak: Deniz hâlâ maviydi, güneş hâlâ batıyordu. Ama o sessizlik, geçmiş yazların sesini daha da gürültülü kılıyordu. İklim krizini ve biyoçeşitlilik kaybını ayrı ayrı çözeceğimizi sanmak, tam da bu yanılsamaya benziyor, yüzeyde her şey yerli yerinde görünürken, derinlerde birbirini besleyen bir çöküşü kaçırmak. Sikkenin hangi yüzüne bakarsak bakalım, elimizdeki tek bir para. İnşallah bu yaz kefaller geri dönmüş olurlar, denizanaları açısından pek meraklı değilim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Biyoçeşitlilik ve yaşamın görünmeyen ilişkileri, doğa tarihi, şehirde doğayı fark etmek, İzlanda’dan gözlemler ve biyoçeşitliliğin farklı yüzleri bu sayıda sizleri bekliyor.
14 May 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







