
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Yılda birkaç kez tık avcısı internet sitelerinde HIV’in kesin tedavisinin bulunduğuna dair haberlere rastlıyoruz — bunların HIV’in sadece medikal bir süreç olarak ele alındığı, HIV’le yaşayanların sadece hasta olarak değerlendirildiği, tek sorunlarının sağlık durumları olduğunun varsayıldığı Türkiye’de tık uğruna piyasaya sürülmesi elbette kaçınılmaz.
HIV’in vücuttan tamamen atıldığı bir tedavi şu an için mevcut değil. Ancak HIV’le yaşayan bir kişi düzenli ilaç tedavisine eriştiğinde, viral yükü belli bir seviyenin altına iniyor ve B=B adını verdiğimiz durum ortaya çıkıyor. Yapılan testlerde virüs tespit edilemeyecek seviyeye geriliyor. Bu durumda virüs hem kişinin sağlık durumuna herhangi bir etkide bulunmuyor hem de bulaş durumu ortadan kalkıyor.
HIV, 1980’lerde tüm dünyada özellikle hem önleyici sağlık hizmetlerine hem de tedaviye erişimi kısıtlı olan belli gruplarda çok büyük yıkımlara yol açtı. Binlerce insan AIDS’in neden olduğu hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetti; HIV’le yaşayanların beden bütünlükleri zarar gördü. Bundan 30-40 yıl önce HIV’i konuşurken HIV’in tıbbi boyutunu ön plana çıkartmanın acil ihtiyaçlar sebebiyle anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Günümüzde HIV’le yaşayanlar tanı aldıktan sonra tedaviye başlamaları durumunda günde alacaklar bir veya birkaç ilaçla HIV'le enfekte olmadan önceki sağlık durumlarında hayatlarına devam edebiliyorlar. Yukarıda B=B’yi anlatırken söylediğim gibi, HIV’in partnerlere aktarılması da söz konusu olmuyor. Yani tıp, HIV’e dair yapabileceklerinin çok önemli bir kısmını yaptı. Hâlâ alınacak çok yol olsa da HIV’in tıbbi boyutunu doktorlara bırakıp artık HIV’e dair ayrımcılığı daha fazla konuşmamız gerekiyor. Ayrımcılıkla mücadele de ancak öznelerin sesinin daha fazla duyulmasıyla anlamlı oluyor.
Örgütlenme
Türkiye’de HIV’e dair ilk örgütlenmeler ilk yıllarda genellikle doktorlar tarafından başlatıldı. Öznelerin çok az yer aldığı, anahtar grupların klinik vakalar olarak değerlendirildiği bu yapılanmalar kendi döneminde çok anlamlı olsa da artık günümüzde yerlerini özne temelli örgütlenmelere bırakmaları gerekiyor.
HIV’in tek başına medikal süreçler üzerinden değerlendirildiği ve HIV’le yaşayanların sosyal, ekonomik, toplumsal sorunlarıyla gündem olmadığı her türlü alan HIV pozitif kişilerin uğradıkları ayrımcılıkları tetikliyor ve hatta güçlendiriyor — kişisel olarak bunu en net gözlemlediğim alan sağlık hizmetleri. HIV’e dair çok uzun bir süre en çok söz söyleyenin doktorlar olmasına rağmen hâlâ en yoğun ayrımcılık, sağlık hizmetlerine erişirken yaşanıyor. Özellikle küçük şehirlerdeki enfeksiyon doktorlarının konuya dair bilgisizliği; HIV’le yaşayanlara çeşitli cerrahi işlemlerde verilen yüksek fiyatlar; doktorların sıklıkla tedaviden kaçınması gibi durumlar HIV’le yaşayanların sağlık hizmetlerine erişirken önünde engel olarak duruyor.
Bunun sebeplerinden biri ne yazık ki HIV’le yaşayanların hakları, çeşitlilikleri, duyguları, sorunları ve kimlikleriyle bireyler olarak değil kan değerlerinden ibaret hastalar olarak görülmesi. Hem sağlık hizmetlerinde hem de diğer tüm alanlarda HIV’in bu derece tıbbileştirilmesi kişilerin test yaptırıp tanı almasını; tanı aldıktan sonra tedaviye başlamasını; tedaviye başladıktan sonra tedaviyi sürdürmesini de zorlaştırıyor. Ayrımcılık son bulmadığı sürece, HIV’le yaşayanların fiziksel olarak iyileşmesini sağlayacak olan test-tanı-tedavi sürecinin sürdürülebilir olması güçleşiyor.

"Kimseye HIV statümüzü açıklamak zorunda değiliz!"
Görsel: Pozitif Dayanışma
Bulaşı önleme faaliyetleri
Alanda yaşanan sorunlardan biri de bulaşı önlemek için yürütülen faaliyetler oluyor. HIV pozitiflerin yaşadığı sorunların ve haklarının konuşulması gereken platformlar, birdenbire HIV negatiflerin kondoma erişimini konuştuğumuz alanlara dönüşüyor. Bu yolla hem HIV pozitiflerin gündemleri geri plana itiliyor hem de oldukça eksik bir yaklaşımla kurumlar bir başarı yakaladıklarını düşünüyorlar.
Bu tutum özellikle devlet politikalarında da sıkça ahlakçı ifadelerle kendine yer buluyor: “Cinsel aktiviteden tamamen kaçınarak veya sadece enfekte olmayan partnerle monogamik ilişki sürdürülerek HIV enfeksiyonunun bulaşması önlenebilmektedir.” — bu ifadeler, Sağlık Bakanlığı tarafından 5 yılda bir yayımlanan 2019-2024 HIV/AIDS Kontrol Programı’ndan.
Sağlık Bakanlığı’na göre hiç seks yapmamak veya sadece HIV negatiflerle seks yapmak bir korunma yöntemi olarak belirtiliyor. Kesinliği ispatlanan, HIV’le yaşayanların da HIV negatif olan ancak anahtar gruplar arasında yer alan kişilerin de cinselliklerini büyük ölçüde özgürleştiren PEP (temas sonra profilaksi), PrEP (temas öncesi profilaksi) ve B=B bu programda neredeyse hiç yer almıyor.
Devlet kurumları ve alanda çalışan STK’lar tarafından hazırlanan bu rehberin içinde aynı zamanda birçok anahtar grup da görünmez kılınıyor. Örneğin bu rehber eşcinsel, gey gibi sözcükler hiç geçmezken “erkeklerle ilişkiye giren erkekler” ifadesi sadece 2 kere yer alıyor. STK’ların da kabulüyle oluşturulan bu ahlakçı ve yok sayan politikalar, HIV’le yaşayan seks işçilerinin, LGBTİ+’ların, mültecilerin, sakatların, kadınların ve diğer birçok grubun sorunlarını da görünmez kılıyor ve sağlık hizmetine erişmesinin de önünde engel olarak duruyor.
Özne odaklı mücadele
Ancak ne mutlu ki özellikle son yıllarda Türkiye’de alanda hak temelli ve özne odaklı mücadele veren kişi ve kurumların sayısı artıyor. Aynı zamanda LGBTİ+ hareketi, kadın hareketi gibi çeşitli kesişimsel alanlar da HIV mücadelesini daha fazla gündemlerine alıyor. Yaşanan bu değişimin daha kalıcı hâle gelebilmesi için alandaki tüm kurumların hizmet temelli oldukları kadar hak temelli olmaları; HIV’i bir mücadele başlığı olarak görmeleri; HIV’le yaşayanları sadece danışanları olarak değil aynı zamanda mücadele arkadaşları olarak tanımaları ve güçlendirmeleri gerekiyor.
HIV’in kendisi bir sorun değil. HIV’le yaşayanlar teste, tanıya, tedaviye erişebilmek için ayrımcılığın olmadığı alanlara ihtiyaç duyuyorlar. Bu sebeple de yıllardır virüsün kendisiyle verilen “sembolik” mücadelenin artık daha farklı bir boyuta taşınarak HIV’in sebep olduğu ayrımcılığa karşı verilmesi gerekiyor.
HIV’le mücadele etmiyorum. HIV’le yaşıyorum. Taşıdığım tüm kimlikler gibi, bu kimliğimle de onur duyuyorum. 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nü de AIDS nedeniyle hayatını kaybeden, ayrımcılığa uğrayan kişileri anarak HIV’den kaynaklı ayrımcılıkla mücadele etmeye ve HIV pozitiflerin yaşamlarını kutlamaya adamamız gerektiğini düşünüyorum. Dünya AIDS Günümüz kutlu olsun!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün 1 Aralık Dünya AIDS Günü. Sosyal medyada HIV üzerine dönen tartışmaları bir kenara bırakın ve öznelere, bu çetrefilli konuda savunuculuk yapan aktivistlere kulağınızı verin!
01 Ara 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



