Ölümcül körlük: Kadınlar neden daha geç ve yanlış teşhis alıyor?

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.
Ölümcül körlük: Kadınlar neden daha geç ve yanlış teşhis alıyor?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Dünya nüfusunun yüzde 49,7’sini oluşturan kadınların varlık mücadelesinin pek çok kulvarı var. Sağlık bunlardan yalnızca biri. Aristoteles’in “Kadın yarım yaratılmış erkektir” diye küçümsediği kadın anatomisi, bugüne kadar tıbbın birincil dertlerinden biri değildi; erkek bedeni kadar önemsenmediği, araştırmalarda bir karşılık bulamadığı, hastalıkların ikinci plana atıldığı bir sistemde yaşadığımız aşikar. 

  • Sağlık konusunda yaşanan bu acımasız ayrımcılık dünya genelinde yeni tartışmaya açıldı. Yazı dizimizin merkezini de şu soru oluşturuyor: Tıp dünyasının cinsiyet körlüğü ne kadar kadar ölümcül olabilir? 

Kadınların sağlık dünyasındaki görünmezliği, dünyanın her coğrafyasında bir sorun. Yapılan araştırmalar kadınların sağlık hizmetlerinde cinsiyet körlüğüne maruz kaldığını, yani önyargılar yüzünden önleyici hizmetlerden yararlanmakta, teşhis almakta ve tedavi görmekte ayrımcılıktan muzdarip olduğunu ortaya koyuyor. 

Öyle ki, tıp araştırmalarında kadın bedenini referans alarak yapılan çalışmalar yüzde 5 oranında kalıyor. Menstrüel kan üzerine ilk araştırma 2015 yılında yapıldı, yine regl üzerine bir çalışmada ilk kez 2023 yılında gerçek kan kullanıldı. İngiltere’de bir kadının kalp krizi hâlinde yanlış teşhis alma olasılığı bir erkeğe nazaran yüzde 50 daha fazla ve 12 ülkedeki kırsal kesimlerde yaşayan kadın ve kız çocuklarının en az onda biri, regl dönemlerinde yıkanmak ve kıyafet değiştirmek için özel bir alana sahip değil. 

“Kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşıyor.” Nüfus araştırmalarında en çok kullanılan cümlelerden biri bu. Peki bu daha nitelikli yaşam anlamına mı geliyor? Hayır. Aksine, kadın olduğunuz için yanlış teşhis alabilir, teşhis alamayabilir, tedavi olamadığınız için kalan ömrünüzü sağlıksız veya engelli geçirebilirsiniz.  

Sex Matters kitabının yazarı Dr. Alyson McGregor “Tıpta kadınlar yokmuş gibi davrandık” diyor. Tıp dünyası son yıllarda bugüne kadar bilimsel araştırmaların kadınların bedenine uygun planlanmadığını daha sık dile getiriyor hatta üreme, menopoz, regl döngüsü gibi konularda bile kadın bedeninin gerektiği gibi referans alınmadığının itirafları yapılıyor. Bunun anlamı, iki cins arasındaki farklılıklara rağmen, kadınların erkeklerle aynı tedaviyi görmek zorunda kalması. 

Kadınların doktora gittiklerinde dile getirdiği şikayetlerin çoğu erkek bedenine uygun şablonlarla hazırlanmış teşhis prosedüründe “atipik” olarak nitelendiği için, sağlık çalışanları bu semptomları hafife alabiliyor. Mesela, İngiltere’de bir kadının kalp krizi geçirirken yanlış teşhis alma ihtimali bir erkeğe oranla yüzde 50 daha fazla. Üstelik, teşhisi doğru alsa bile, doğru tedaviye ulaşma olasılığı yine az. Bir kadın acil servise kalp krizi yüzünden gitse bile anksiyete, reflü, taşikardi gibi teşhislerle oradan ayrılabiliyor. 

Eşitlik mücadelesinde kaybedilen alan: Sağlık

Kadınlar eşitlik mücadelesini hayatın her alanında veriyor ve tıp sisteminin erkeklere uygun inşa edilmesi yüzünden sağlık sorunlarıyla erkeklerden daha çok uğraşmak zorunda kalıyorlar. İstatiksel olarak erkeklerden daha uzun yaşıyorlar, buna karşılık yaşamlarının yüzde 25’ini daha kötü sağlık koşullarında, doktora ve hastaneye daha az erişimle veya engelli olarak geçiriyorlar. 

  • Az gelişmiş ülkelerde bu konuda yaşanan sorunlar çok daha derin olsa da, gelişmiş ülkeler de bu ayrımcılıktan muaf değil. Bu da kadınların iş gücüne ve çalışma ekonomisine katılımını azaltıyor, kimi zaman ekonomik özgürlüklerini kaybetmeleriyle sonuçlanan bir tabloya yol açıyor.  

Dünya Ekonomik Forumu Sağlık ve Sağlık Hizmetleri Merkezi Başkanı Shyam Bishen bu konuyu şöyle değerlendiriyor: 

“Uzun zamandır araştırma ve ürün geliştirme için varsayılan temel ölçüt erkek sağlığı olmuştur. Bu yaklaşım, kadınları benzersiz, farklı veya orantısız şekillerde etkileyen durumları sistematik olarak gözardı ederek, kritik alanların yetersiz fonlanmasına, yeterince araştırılmamasına ve yeterince hizmet alamamalarına yol açmaktadır.” 

Bir diğer sorun da klinik araştırmalar. 1993 yılına kadar ABD'deki klinik araştırmalar kadınların klinik araştırmalara dahil edilmesini zorunlu kılmıyordu. Bugün, bu araştırmaların yalnızca yaklaşık yüzde 5’i cinsiyete göre ayrıştırılmış veriler sunuyor. Yani kadınlar ile erkekler arasındaki biyolojik farklılıklar araştırmalarda konu edilmediği için kadın bedeni, erkek biyolojisini yansıtan araştırmalara dayalı çözümlerle tedavi ediliyor. Bu da daha fazla yan etki ve yanlış teşhis demek. 

Harvard Tıp Fakültesi'nde tıp doçenti olan kardiyolog Dr. Michelle O'Donoghue, kadınların kalp krizi riskinin erkekler kadar ciddiye alınmadığını vurgulayarak “Kadınların semptomların farkındalığından acil servislerde ve doktor muayenehanelerinde nasıl tedavi edildiklerine kadar her düzeyde cinsiyete dayalı eşitsizlikler var” diyor.  

Sınır Tanımayan Doktorlar, dünyada kadınların en çok karşılaştığı karşılaştığı sağlık sorunlarını “anne ölümleri, sıtma ve hepatit E, cinsel ve cinsiyete bağlı şiddet, meme ve rahim ağzı kanseri, doğum fistülü, HIV/AIDS” olarak sıralıyor. Cinsel şiddet mağdurları da ayrımcılıktan nasibini alıyor ve çoğu zaman ya çözüm bulamıyor ya da çözüm bulana kadar deliller karartılmış veya yok edilmiş oluyor. Kürtaj yaptırmak isteyen kadınların çoğu steril koşullara kavuşamadıkları için hayati risk taşıyan prosedürlere sürükleniyor. 

Tek bir kriter, pek çok yanlış 

“Tüm hastalıklara baktığımızda, kadınların ortalama olarak erkeklerden daha geç teşhis edildiğini görüyoruz. Sadece hastalıklara değil, aynı zamanda hasta bakımının seyrine de baktık.”

Bu sözler Kopenhag Üniversitesi Novo Nordisk Vakfı Protein Araştırma Merkezi’nde görev yapan profesör Søren Brunak’a ait. Merkezde 6,9 milyon Danimarkalının incelenmesiyle yürütülen bir araştırma yapıldı. Araştırmada, nüfus, cinsiyetlerine göre iki gruba ayrıldı ve 1994'ten 2015'e kadar 21 yıllık bir süre boyunca, araştırmacılar her tür hastalığın görülme sıklığını, çoklu hastalık durumunu (birden fazla hastalığa sahip olma) ve hasta bakım süreçlerini analiz etti. 

  • Sonuçta, kadınlar 770 farklı hastalık türünde erkeklerden daha geç teşhis aldı. Geç teşhisin süresi de ortalama olarak yaklaşık dört yıl oldu. Kanser vakalarında kadınlara ortalama 2,5 yıl; diyabet gibi metabolik hastalıklarda ise kadınlara ortalama 4,5 yıl daha geç tanı konuldu.

Bu sorunun başka kritik bir yönü daha var. Dünyada milyonlarca kadının hayat kalitesini ciddi oranda etkileyen endometriozis, menopoz ve polikistik over sendromu gibi rahatsızlıklar yeterince fon bulunamadığı için araştırılamıyor. Yani yalnızca kadınlara özgü hastalıklar tıp araştırmalarının “ilgisini çekmiyor”. 

  • Aynı şekilde kardiyovasküler hastalıklar, osteoporoz, menopoz ve Alzheimer gibi hastalıkların da yalnızca erkek odaklı araştırmalarla desteklenmesi, kadınların bu konuda eksik tedavi almasına neden oluyor. 

Üstelik tıp sektörünün bu yanlı bakışı, ekonomistler için bir fırsatın tepilmesi anlamına geliyor. Boston Consulting Group’un ABD merkezli araştırmasına göre, sadece bu dört hastalığa odaklanmak bile, sağlık pazarını 100 milyar dolar veya daha fazla büyütüyor. Yine Dünya Ekonomik Forumu 2026 Kadın Sağlığı Yatırım Görünümü raporuna göre, kadınların sağlık hizmetlerine erişiminin sağlanmasıyla 2040 yılına kadar küresel ekonomide 1 trilyon dolarlık bir büyümeye neden oluyor. 

Yani tıp dünyasının cinsiyet körlüğü milyarlarca kadının sağlığını ve küresel ekonomiyi etkileyen bir sorun. Üstelik bu sorundan da yine kadınlar zararlı çıkıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün raporuna göre, kadınlar depresyon, anksiyete ve tükenmişlik gibi sorunları erkeklere göre daha sık bildiriyorlar. Bu da işyerlerindeki şartlarını olumsuz etkiliyor. Özellikle gebelik dönemlerinde yüksek iş yükü ve stres, erken doğum ve düşük gibi sonuçlara yol açabiliyor. 

Yeni bir pazar olarak kadınlar

Kadın sağlığı ancak bir “pazar” niteliği taşıdığında tıp dünyasının ilgisi çekebildi. Bugün menopoz bu pazarın en kıymetli parçası. Buna karşılık sınırlayıcı bakış açısı devam ediyor. Şu anda kadın sağlığı özel sağlık yatırımlarının yüzde 6’sını oluşturuyor ve bunun yüzde 1’inden azı kadın sağlığına odaklanan şirketlere ayrılıyor. Araştırmalarda öne çıkan konular üreme sağlığı, kanserler ve anne bakımıyla sınırlı.  

Son yıllarda dünya genelinde menopoz destek ürünleri pazarı 2023 itibarıyla yaklaşık 18 milyar dolara ulaşmış durumda ve 2024-2030 döneminde yıllık yüzde 5.5 civarında büyüme göstererek 26 milyar dolara dayanacak.

Türkiye’nin karnesi de umut vermiyor

Kadınlar açısından Türkiye’nin sağlık sicili de dünyadaki örneklerden bağımsız değil, sağlık sistemine erişmekte ve teşhis almakta güçlükler yaşanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın "2023 Sağlık İstatistikleri Yıllığı" verilerine göre, kanser türlerinde artış gözleniyor. Meme kanseri, rahim ağzı kanseri gibi önlenebilir kanserlerde artan rakamlar, kanser taramaları ve farkındalık çalışmalarının niteliği hakkında soru işareti yaratan bir diğer neden.

  • Kadın forumlarında en çok öne çıkan sorulardan ikisi, “Doktora gitmeye utanıyorum, bu korkumu nasıl yenerim?”, “Eşim doktora gitmeme izin vermiyor, nasıl ikna ederim?”

2017 yılında yapılan bir farkındalık çalışması bu sorunun ne kadar derin olduğunu gösteren örneklerden biri. Araştırmaya göre, Türkiye’de kadınların yüzde 25'inde görülen ve 2,7 milyon hastaya ulaşan idrar kaçırma sorunu yaşayan hastaların sadece yüzde 12’si tedavi için doktora başvuruyor. Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nın sahada yürüttüğü araştırmalarda kadınların en çok dile getirdiği çekinceler arasında jinekoloji muayenesi sırasında kapıda bekleyen insanlardan utanma, bitkilerden çare arama, eşin iznine bağlı çocuk yapma öne çıkıyor.

Kadınların doktora gittiği durumlarda da ayrımcılığa uğraması bir diğer sorun. 2025 yılında Konya’da yaşanan vaka, bu sorunu görünür kılmıştı. Konya Meram Devlet Hastanesi’nde görevli göz doktoru H.H.U., muayene olmak için gelen bir kadın hastasını “kıyafeti açık olduğu” gerekçesiyle muayene etmemiş, “Teşhircileri muayene etmiyorum” demişti.

9 ay kapı kapı dolaştım 

Kolon kanseri teşhisiyle tedavi gören Gizem’in hikayesi, kadınların doktora erişim konusunda dezavantajını ortaya koyuyor. İstanbul’da yaşayan 54 yaşındaki Gizem, ilk kez 2025 yılı Mayıs ayında aile hekimine gidip şikayetlerini dile getirdiğinde “ağrı kesici” verilerek geri gönderilmiş. 

Ağrıları arttığında bu kez hastaneye giden ancak bu sefer de mide ilacı reçete edilen Gizem doktorun o zaman ona tavrını unutamıyor:

“Doktor bana şikayetlerimi sordu. Şişkinliğim olduğunu söyleyince, ‘Strestendir’ dedi. Bağırsak hareketlerimin sorunlu olduğu anlatınca da ‘Kadınlar sürekli kabız oluyor, kayısı ye’ diye geçiştirdi. O gün teşhis almak için bir adım atsaydı hastalığım 9 ay önce tedavi edilmeye başlanacaktı.”

Benzer bir sorunu yaşayanlardan biri Elif. Karşıdan karşıya geçerken elinin üzerine düşen Elif, hastaneye gittiğinde soğuk pres ve ağrı kesiciyle gönderilmiş. Tarak kemiğinin kırıldığını ancak bir hafta sonra anlamış:

“Ağrım devam etti, ailem de, eşim de, iş yerindekiler de ‘Kadınlar ağrılarını abartıyor’ diye azımsadı. Bir hafta boyunca geçmedi. Gündelik hayatıma devam ettim. En nihayet bir gün uyandığımda şişkinliği anormal bir boyuta ulaşmıştı. İkinci gidişimde röntgen çekildi, doktor bu sefer de ‘İlk seferde gelmediğin için daha kötü yapmışsın’ diye azarladı. Neyse en azından çektiğim ağrının gerçek olduğu anlaşıldı.”

Kadınların yaşadığı sorun yalnızca doktora gittiklerinde ortaya çıkmıyor. Doktora gidene kadar da gerçekten hasta olduklarını ispat etmeleri gerekiyor. Ailesinin “gerginlik” diye ötelediği hastalıkla 8 yıl boyunca mücadele eden Ezgi, 27 yaşında endometriosis teşhisi almış. Şimdi de teşhisin getirdiği tedaviyi alabilmek için uğraşıyor. 

Kadınlar, çalışma hayatlarındaki yerlerini, sosyal hayattaki duruşlarını, aile içindeki konumlarını sürekli ispatlamak zorunda kaldıkları bir sistemle sınanıyor. Sağlık da bu sınavın bir parçası. Ancak bu yol ayrımında yaşadıkları çelişki hiçbir şeye benzemiyor. Bu ancak şöyle özetlenebilir: Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?

Sürecek…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Metin V. Bayrak

·

27 Eyl 2026

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

Ayça Örer

·

20 Eyl 2026

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Elif Bayram

·

16 Eyl 2026

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?