Bibliyoterapi'de bu hafta: Hayallerini kaybedenlere kitap reçetesi

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2020'de yazıyla başlayan, ardından podcast'le devam eden "Bibliyoterapi" artık Aposto çatısı altında!
Nedir? Bazen bir karakter, bazen bir kurgu, bazen de konusunda uzman bir yazar hiç beklemediğimiz bir anda yolumuzu aydınlatabiliyor. Bibliyoterapi'nin amacı da bu: Kitaplar aracılığıyla hayattaki dertlerinize deva olmak.
Ne beklemelisiniz? Bu köşede edebiyat bölümü mezunu, yüksek lisansını psikolojide tamamlamış 20 yıllık bir yazarın biriktirdiği deneyimlerden yola çıkan, edebiyatı ve psikolojiyi dengede tutmaya çalışan kitap tavsiyeleri bulacaksınız.
Nasıl ulaşabilirsiniz? Sorularınızı [email protected] e-posta adresi ya da @bibliyoterapi_asliperker Instagram hesabı üzerinden, ister isminizle isterseniz de bir rumuzla gönderebilirsiniz.
'Ben hayal kurma yetimi kaybettim'
"Merhaba Aslı Hanım,
Ben hayal kurma özelliğimi kaybettim. 52 yaşında olmamla bir ilgisi olabilir mi diye düşünüyorum hayli zamandır. Öyle olmadığına karar verdim. İnsan ölene kadar hayal kurabilmeli. Hayalleri gerçeğin üstünde yaşayan ve delice mutlu olabilen ben, bir sabah kalktım ve hayal kaynağımı kaybettiğimi fark ettim.
Bir karikatür görmüştüm seneler önce. Bir sokak çocuğu rüyasında bir karton kutuda uyuduğunu görüyordu. Karikatüre de bak tabii… Gülmemiştim hâliyle, gözlerim dolmuştu. Yani insan her şartta hayal kurabilir, buna inanıyorum. Ama işte ben kaybettim sanki bir süredir.
Nasıl çıkılır buradan, ne okumalı, nasıl canlandırmalı bu hayal kaynağını?
B.İ."
Sevgili B.İ.,
Bu fevkalade önemli sorunun cevabına çalışırken pek çok psikoloji kuramına bakmam gerekti ve aralarından sizin durumunuza en uygun olanı Jung’un yaklaşımı gibi geldi. Dolayısıyla oradan yola çıkarak derdinize deva olmaya çalışacağım.
- Maalesef çok fazla hayal kurmanın mümkün olmadığı günlerden geçiyoruz. Faşizmin kol gezdiği, kendi ülkemizde ekonomik sıkıntılarla boğuştuğumuz ve nasıl çıkış yolu bulacağımızı bilemeyeceğimiz günler. Sizin durumunuzda bir de üstüne “emeklilik” işin içine giriyor.
Şöyle açayım: Yaşınıza bakıldığında ya emeklisiniz ya kıyısındasınız ve aslında emeklilik kavramının bizde sebep olduğu bir ruh hâli var. O da bir şeylerin sonuna gelmiş olduğumuz hissi. Yıllarca çalışıldı, topluma, aileye fayda sağlandı, üretken olundu ve birden bunlar bitti. Farkındaysanız çalışırken hayallerimiz de devam ediyor. Hele bir yaz gelsin, hele bir tatil olsun, bir emekli olayım… Daha sakin bir hayata kavuşmak çoğu çalışanın hayali değil midir mesela? Bir sahil kasabasına taşınmak ve orada toprakla uğraşmak. Emekli olmak sanki yaşam çabasını ve bununla beraber hayalleri de bırakmak gibi geliyor. Daha doğrusu bir “anlığına” öyle hissedebiliyoruz.
Ancak Jung’a göre hayal kaybolmaz, yalnızca “yaşama enerjisi”, yani nam-ı diğer libido hayal kurduğu kanaldan geri çekilir. Psişe için bu, bilinçli bir tercih değil, otomatik bir ayarlamadır.
Özellikle orta yaşta görülmesinin nedenini de şöyle açıklayabiliriz: İnsan bu döneme gelene kadar hayallerini gerçekleştirmeye çalışmış, o hayallerin sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış ya da başkaları için güçlü durmuştur. Bir noktada psişe şunu söyler: “Artık enerji israf edilemez.” Böylece hayal, lüks, tehlikeli ya da duygusal olarak riskli bir alan gibi algılanır ve geri çekilir.
Aslında bu yaratıcılığın ölmesi, yaşlanmak ya da duygusuzlaşmak değildir, hayalin biçim değiştirmesidir. Jung’un ifadesiyle, enerji artık eski sembollerle hareket etmek istemez, eskiden heyecan veren hayaller psişeye dar gelmeye başlar. Eskiden bir tatil, bir aşk ihtimali ya da “başka bir hayat” fikri canlıyken şimdi her düşüncenin önüne “Evet ama”, “Gerçekçi değil” ya da “Bunun bir bedeli var” cümleleri gelir. Bu, hayal kuramamak değil, hayalin filtreden geçmesidir.
İyi haber şu: Yaşanan zorlayarak değil, yönünü izleyerek geçilen geçici bir evredir. Hayatlar bitmiş hikayeler değildir, son tüketim tarihi geçmiş ürünler değildir ve yaş sadece deneyim ve derinlik demektir.
Yeniden hayal kurmak isteyenlere kitaplar
Şimdi bu konuda bize yol gösterebilecek birkaç kitaptan bahsetmek istiyorum. İlki Simyacı. Sizden ricam, ben bu kitabı okumuştum zaten diye düşünmemeniz, başka bir görüşle kitabı elinize almaya gönüllü olmanız.
- Simyacı genellikle bir büyüme hikayesi olarak okunsa da kitabın asıl gücü aslında zamanlama, cesaret ve kendine yaşamaya verdiğin izinle ilgili olmasından kaynaklanıyor. Santiago yaşça genç fakat çıktığı psikolojik yolculuğa çoğu insan ancak hayatının ilerleyen dönemlerinde adım atabiliyor.
Paulo Coelho'nun ana fikri olan “kişisel efsane” gençlik hırsı değil, yaştan bağımsız varoluşsal bir çağrı. Coelho'nun işaret ettiği trajedi ise insanların hayallerini gerçekleştirememeleri değil, bu hayallerin kendileri için olduğuna inanmayı bırakmalarıdır.
İşte 50 yaş civarında biri için bu ayrım çok önemli. Romanın en önemli fikirlerinden biri, çoğu insanın kişisel efsanesini imkansız olduğu için değil, kendileri artık “gerçekçi” oldukları için bırakmaları. Coelho, gerçekçiliğin bilgelik olmadığını, çoğu zaman olgunluk kılığına girmiş korku olduğunu defalarca vurguluyor.
Bu, sizin anlattığınız deneyimle doğrudan ilişkili: Hayal kurmanın artık bir anlamı olmayabileceği yönündeki sessiz kabulleniş. Simyacı'da bu, özlem yerine güvenliği seçen karakterler tarafından somutlaştırılıyor. Coelho'nun uyarısı şu: Tehlikeli olan başarısızlık değil, ertelemenin kimliğe dönüşmesidir. Santiago genç olduğu için başarılı olmuyor; dinlediği, risk aldığı ve hareket hâlinde kaldığı için başarılı oluyor.
Coelho'nun evreninde hayallerin son kullanma tarihi yoktur, arzu yaşlanmaz, anlam, içsel koşullar uygun olduğunda ortaya çıkar. Bu açıdan bakıldığında, 50 yaşın üzerinde olmak bir dezavantaj değil, aslında bir avantaj olabilir. Bu yaşa geldiğinde kişi alçakgönüllülüğü öğrenmiştir, kaybı anlamıştır, hayal kırıklığıyla yüzleşmiştir ve ayırt etme yeteneği kazanmıştır.
- Tabii önemli bir ayrım da şu, Simyacı "Hayallerin tam olarak hayal ettiğin gibi gerçekleşecek" demiyor; "Çağrıyı onurlandırırsan hayatın anlam kazanacak" diyor.
Sebastian Barry’den Gizli Defterler
Önereceğim ikinci roman Sebastian Barry’den Gizli Defterler. Bu roman bize hayaller hâlâ gerçekleşebilir demiyor, hayal kurma eylemi sistematik olarak yok edildiğinde geriye ne kaldığını soruyor. Aslında bugünlerde yaştan bağımsız olarak çoğumuzun hissettiği duyguyu deşiyor. Ya bir hayat, hayallerin başarısız olması nedeniyle değil, hayal kurmaya asla izin verilmemesi nedeniyle yaşlılığa ulaşırsa?
- Roseanne McNulty, gerçekçi ya da alçakgönüllü olduğu için 50 yaşında hayal kurmayı bırakmıyor. Hayal kurma yeteneği, sosyal, kurumsal ve ahlaki olarak ondan alınıyor. Tanıdık geldi mi?
Jung'un terimleriyle, şu ikisi arasında önemli bir fark vardır: Yaşama enerjisinin doğal olarak çekilmesi ve yaşama enerjisinin travma, utanç ya da susturulma nedeniyle donması. Romanın kahramanı Roseanne'in hayatı ikinci kategoriye giriyor. Hayalleri zorla dibe itiliyor.
Roseanne 100 yaşına yaklaşırken, hayal kurmak artık onun için geleceği hayal etmek, farklı bir hayat planlamak değil, hatırlamak, anlatmak ve en önemlisi anlamı geri kazanmak. Yani varoluşsal bir direniş. Bu kelimelerin altını çizmek gerekir. Bana kalırsa Barry’nin söylemek istediği şu: Hayal kurmak sadece gelecekle ilgili değildir, geçmişinizin anlamının çalınmasına izin vermemekle ilgilidir. Hayallerinin peşinden git, evren sana cevap verecektir söylemini bir kenara bırakıp evren sana cevap vermese de içsel yaşamın yine de önemlidir anlayışıyla ilgilidir.
Roman, çok rahatsız edici ama çok da dürüstçe şunu diyor: Bazen insanlar zayıf oldukları için değil, hayat onlara hayal kurmanın güvenli olmadığını öğrettiği için hayal kurmayı bırakırlar. Kendinize şu soruyu sormanızı öneririm: Hangi hayallerimi gerçekçilikten dolayı, hangilerini korku, utanç veya sessiz kalmak nedeniyle terk ettim?
Elizabeth Strout’tan Olive Kitteridge
Üçüncü roman çok sevdiğim Elizabeth Strout’tan geliyor, Olive Kitteridge. Her şeyden önce kitabın basın bülteninde şu satırları okumanızı rica edeceğim, zira hayallerin bir son kullanma tarihi olmadığının en güzel örneği:
"İlk romanı 42 yaşındayken yayımlanan Elizabeth Strout asıl büyük başarısını 2008 yılında yayımlanan Olive Kitteridge’le elde etti. Roman Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü, Ulusal Kitap Eleştirmenleri Birliği Ödülü için finale kaldı. Daha sonra televizyon dizisine de uyarlanan bu kitabın satış rakamı milyonları aştı."
Ancak bununla beraber Olive Kitteridge, illüzyon ortadan kalktığında geriye kalanlar hakkında. Olive gelecekte olabileceklerle, hayallerle ilgilenmemektedir; onun psişik enerjisi gerçekçilik, ahlaki netlik ve dayanıklılığa kaymıştır. Çoğu insanın anladığı şekliyle hayal kurmak, ona dürüst olmayan bir şey gibi gelir. “Hayat böyle değildir,” der, “İnsanlar zayıftır,” der, “Ben zor biriyim ve bunun farkındayım” der.
Olive umut yerine hiç lafı dolandırmadan gerçeği sunar. Şimdi can alıcı noktaya geliyoruz. Strout şunu söylemek ister: Belki de hayal kurmak her zaman en büyük canlılık belirtisi değildir. Belki de dayanıklılık, algı ve dürüstlük öyledir. Yani soru “Nasıl tekrar hayal kurabilirim?” değil, “Şu anda nasıl canlı kalabilirim?”dir.
Hayal kurmayı bırakabilirsiniz, geleneksel anlamda umudunuzu da kaybedebilirsiniz ama yine de bu, iç dünyanızın sona erdiği anlamına gelmez. Hatta o derinleşir, sertleşir ve daha gerçek hâle gelir. Strout hayatının göreceli olarak geç bir döneminde hayallerine kavuşan bir yazar olarak kendisine bu soruyu çokça sormuştur diye düşünüyorum. Dolayısıyla cevabı bizim için de kıymetli olabilir.
Umarım bu romanlar size fayda sağlar sevgili B.İ. Aşağıda reçeteyi de veriyorum:
- Elizabeth Strout, Olive Kitteridge, İthaki Yayınları, 328 syf.
- Sebastian Barry, Gizli Defterler, Ketebe Yayınevi, 320 syf.
- Paulo Coelho, Simyacı, Can Yayınları, 180 syf.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Aslı Perker
Lisansını Edebiyat, Yüksek Lisansını Psikoloji alanında tamamladı. Başkalarının Kokusu, Cellat Mezarlığı, Sufle, Eylülde Dört Yıl, Bana Yardım Et, Ayrılığın İlk Günü, Flamingolar Pembedir ve Kaybedilen Bütün Savaşlar isimli romanları bulunmaktadır. Sufle başta olmak üzere eserleri 33 dile çevrilmiştir. Çocuk edebiyatı eserlerinden Annepot 17 dilde yayımlanmış, diğerleri pek çok baskı yaparak binlerce çocuğa ulaşmıştır. Kısa öyküleriyle pek çok antolojide yer almış, makaleleri 1998 yılından beri Radikal, Yeni Binyıl, Sabah, Vatan, Milliyet, Oksijen gazetelerinde ve Milliyet Sanat, Roman Kahramanları ve Aktüel dergilerinde yayımlanmıştır. Perker, 2020 yılında yazmaya başladığı Bibliyoterapi yazılarından daha sonra aynı isimle bir podcast yaratmıştır. Aslı Perker Türkiye’nin en prestijli tiyatro ödülleri olan Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde jürilik yapmaktadır.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


