Bir ağaç kovuğu kadar iklim politikası

Küçük bir kovuk, büyük bir iklim meselesi.
Bir ağaç kovuğu kadar iklim politikası

147 - bmw i - Dünyahali hep
BMW i ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Prof. Dr. Utku Perktaş

Bazen büyük meseleleri anlamak için ölçeği küçültmek gerekiyor. İklim krizinde de yalnızca küresel ortalamalara, karbon bütçelerine ya da zirve metinlerine bakınca gözden kaçan şeyler var. Bazen bütün hikâye, bir ağacın gövdesindeki birkaç derecelik serinlikte saklı.

Dört derecelik sığınak


İklim krizini konuşurken alıştığımız ölçekler büyüktür: gigatonlar, trilyon dolarlar, 1.5 santrigrat derece. Oysa bu yıl yayımlanan bir akademik derleme, meselenin bir başka ölçekte de çözüldüğünü hatırlatıyor: Bir ağaç gövdesindeki karanlık, nemli, birkaç litre hacimli bir kovuk. Forest Ecology and Management dergisinde yayımlanan ve beş kıtadan 36 çalışmayı bir araya getiren analize göre, ağaç kovukları dış hava sıcaklığının günlük maksimumundan ortalama 2,7 °C daha serin. Sıcaklık 30 °C'yi aştığında bu tampon etkisi 4,1 °C'ye çıkıyor; kışın, hava 10 °C'nin altına düştüğünde kovuk içi dışarıdan 3,1 °C daha ılıman oluyor. Daha büyük ve derin kovuklarda ölçülen fark 15 °C'ye kadar çıkıyor.

Çalışmanın kıdemli yazarı Joy O'Keefe'in ifadesiyle, "nereye baktıysak ağaçlar dış hava sıcaklığındaki uç değerleri tamponlamakta harikaydı." Bu, yarasalar, ağaçkakanlar, baykuşlar, sincaplar ve sayısız omurgasız için akademik bir ayrıntı değil elbette, doğrudan ölümle yaşam arasındaki fark. 2014'te Doğu Avustralya'da bir sıcak hava dalgası tek günde yaklaşık 46 bin uçan tilkinin ölümüne yol açtı; 2018'de Cairns'te 23 bin gri başlı uçan tilki, yani türün kıtadaki nüfusunun üçte biri yok oldu. Ocak 2026'da güneydoğu Avustralya'yı vuran sıcaklarda yine binlerce uçan tilki öldü; Naracoorte'de bir koloninin yüzde 80'inden fazlası kayboldu. Aynı yılın mayısında Chhattisgarh'ta 700'den fazla kuş, yarasa ve memeli sıcaktan telef oldu. Bu ölümler salgın ya da avcılık kaynaklı değil; yalnızca termometre kaynaklı.

Buradan çıkan sonuç sade ama politik olarak rahatsız edici: İklim uyumunun en etkili altyapısı bazen betondan değil, yüz yıllık bir kayın gövdesinden yapılıyor. Ve o gövdeyi kimse üretemiyor.

Yaşlı ağaç, üretilemeyen sermaye


Kovuklar zamanla oluşur. Bir dal kırılır, mantar çürütür, ağaçkakan oyar, yıllar içinde iç hacim genişler. Bu yüzden kovuk bolluğu yaşla korelasyon gösterir ve yaşlı, anıtsal, "habitat ağacı" niteliğindeki bireyler orantısız biçimde değerlidir. Yeni araştırmanın en çarpıcı yan bulgusu da tam bu noktada şunu söylüyor: İnsan yapımı ikameler işi görmüyor. Örneğin yarasa kutuları neredeyse her zaman dış hava sıcaklığını aşıyor, sonra da gece boyunca o ısıyı tutamıyor. Yani kutu, gündüz fırın, gece buzdolabı gibi davranıyor; canlının ihtiyacı olanın tam tersi.

Bu, koruma politikasının en yaygın hatasına ışık tutuyor: Bir ekosistem işlevini teknik bir nesneyle ikame edilebilir sanmak. Ağaç kovuğunun yaptığı şey, ısı kütlesi, nem dengesi ve yalıtımın uzun bir zaman ölçeğinde bir araya gelmesidir. Bunu bir kontrplak kutuyla taklit etmek, sulak alanı beton havuzla, mercan resifini çelik iskeleyle ikame etmeye benzer. Telafi (offset) mantığının biyoçeşitlilikte neden bu kadar sık başarısız olduğunu bundan iyi anlatan örnek az.

Ölçek de küçük değil. Dünya 2025'te 4,3 milyon hektar tropik birincil orman kaybetti; bu, 2024'ün rekor düzeyine göre yüzde 36'lık bir düşüş olsa da hâlâ olağanüstü bir tahribat. Avrupa'da tablo daha az konuşuluyor ama benzer: Romanya'daki 738 bin hektar yaşlı ormanın yüzde 90'ı sıkı koruma altında değil, İsveç'in boreal yaşlı ormanları mevcut kesim hızıyla 50 yıl içinde tükenebilir. Her kesilen olgun ağaçla birlikte, önümüzdeki on yılların sıcak hava dalgalarında işe yarayacak bir mikro-sığınak da siliniyor. Karbon muhasebesi bunu görmez: Fidan dikimi karbon tablosunda "denk" görünür, kovuk tablosunda sıfırdır.

COP'ların kör noktası


Bu yüzden ağaç kovuğu, iklim diplomasisine dair iyi bir turnusol kâğıdı. Kasım 2025'te Belém'de toplanan COP30, Amazon'un ortasında yapılan ilk iklim zirvesi olmasına rağmen ormansızlaşmayı sonlandıracak bir yol haritası üretemedi; nihai "global mutirão" metninde fosil yakıtlara ilişkin yol haritası da yer almadı. Brezilya, ormansızlaşma ve fosil yakıt geçişine dair gönüllü yol haritalarını BM sürecinin dışında yürütmeyi taahhüt etti. Metin biyoçeşitlilik kaybına atıf yaptı, ama iklim-biyoçeşitlilik sinerjileri başlığındaki üç iş kolunda da somut çıktı üretilemedi.

Eleştirim COP'ların gereksiz olduğu değil — aksine, elimizdeki tek çok taraflı zemin onlar. Sorun, sürecin doğayı bir muhasebe kalemine indirgeme eğilimi. İklim COP'larında orman, çoğunlukla bir karbon deposu olarak konuşulur; içindeki kovukların bir termal altyapı, bir uyum hizmeti sunduğu neredeyse hiç konuşulmaz. Oysa yeni akademik çalışmalar tam bunu söylüyor: Ormanlar yalnızca karbonu tutmakla değil, ısıyı tamponlamakla da iklim politikasının parçası. Ormanı ton cinsinden ölçtüğünüzde, 300 yaşındaki kovuklu bir meşe ile aynı biyokütleye sahip bir plantasyon eşdeğer görünür. Ekolojik olarak eşdeğer değildirler.

İkinci ve daha yapısal eleştiri, iklim ve biyoçeşitlilik COP'larının birbirinden kopukluğu. Ekim 2026'da Erivan'da toplanacak Biyoçeşitlilik COP17 ile kasımda Antalya'da yapılacak İklim COP31 arasında yalnızca birkaç hafta var. Aynı gezegen, aynı ormanlar, iki ayrı müzakere kültürü, iki ayrı ekonomik mimari. Bu kopukluğun bedeli belli: Ulusal biyoçeşitlilik strateji ve eylem planlarını güncelleyen ülke sayısı hâlâ sınırlı; ulusal hedef bildiren taraf oranı yüzde 75 olsa da bunların küresel iddiayla arasında ölçülebilir bir boşluk var.

Mikro-iklim, makro-politika


Bu kopukluğun bilimsel tarafı da var. İklim modellerinin çözünürlüğü kilometrelerle ölçülürken, canlıların gerçekte deneyimlediği sıcaklık santimetrelerle belirlenir. Bir kuş yavrusu, meteoroloji istasyonunun kaydettiği havayı değil, içinde bulunduğu kovuğun havasını yaşar. Tür dağılım modellerinin ve iklim risk haritalarının makro veriye dayandığı, mikro-sığınakların ise büyük ölçüde hesap dışı kaldığı bir dünyada, hem riski hem de dirençliliği yanlış tahmin ediyoruz. Sıcak hava dalgalarında hayatta kalan popülasyonlar, çoğu zaman iklime en iyi "uyum sağlamış" olanlar değil, en iyi sığınağı bulmuş olanlardır. Bu ayrım, koruma önceliklerini şüphesiz kökten değiştirir: kimi durumda yapılacak en etkili müdahale bir tür için üretim programı kurmak değil, o türün sığınabileceği yaşlı ağaçları kesmemektir.

Üstelik elimizdeki kanıt tabanı da eşitsiz. Bu yazıya konu olan akademik çalışmanın yazarları, 65 yıla yayılan literatürün ağırlıklı olarak Kuzey yarımkürenin zengin ülkelerinden geldiğini, Güney Amerika ve Asya'da, Afrika'nın büyük bölümünde ise kovuk sıcaklığı ölçümü bulunmadığını belirtiyor. Yani biyoçeşitliliğin en yoğun olduğu bölgelerde, kovukların ne kadar hayat kurtardığını henüz bilmiyoruz. Bu, müzakere masasında "kanıt yetersiz" gerekçesiyle erteleme yapmanın değil, araştırma finansmanını yeniden dağıtmanın nedeni olmalı.

Antalya'nın ev sahipliği bu tartışma için ironik bir uygunluk taşıyor. Akdeniz havzası, ısınmanın küresel ortalamanın üzerinde seyrettiği, yangın rejiminin değiştiği, aynı zamanda olağanüstü bir tür zenginliğine sahip bir bölge. Anadolu'nun yaşlı meşelikleri, sedir ve ardıç ormanları, ağaçkakanlardan yarasalara uzanan kovuk kullanıcıları topluluğunu besliyor. Zirveye ev sahipliği yapan bir ülkenin kendi habitatlarını şekillendiren ağaçlarını korumaya yönelik ölçülebilir bir taahhütle masaya gelmesi, retorikten çok daha güçlü bir sinyal olurdu.


Biyoçeşitlilik ve iklim zirvelerinin arasında


Bu iki zirvenin takvimsel yakınlığı, aslında bir fırsat. Ekimde Erivan'da alınacak kararların kasımda Antalya'da iklim gündemine taşınabilmesi, "sinerji" retoriğinin ilk kez somutlaşması anlamına gelebilir. Bunun için gereken şey yeni bir kavram değil, üç basit tercih.

Birincisi, ölçüm birimini genişletmek: uyum göstergelerine mikro-iklim kapasitesini eklemek. Kaç hektar orman "korundu" sorusuna, kaç habitat ağacı ayakta bırakıldı, kaç kovuk yoğunluğu korundu sorularını eklemek teknik olarak mümkün.

İkincisi, yaşlı ve kovuklu ağaçları —ölü ağaçlar dahil— orman yönetiminde pazarlık dışı bırakmak. Sıcak hava dalgalarının kitlesel ölümlere yol açtığı bölgelerde öncelik doğal habitatın korunması ve yeniden üretilmesi olmalı. Yapay yuvalar kullanılacaksa, tasarımları doğanın termal performansını taklit edecek biçimde yenilenmeli; bugünkü kutular çoğu durumda bir çözüm değil, bir risk.

Üçüncüsü, finansmanın niteliği. Karbon odaklı orman finansmanı, hızlı büyüyen tek tür plantasyonları ödüllendirmeye eğilimli olabilir. Termal tampon işlevini fiyatlamayan bir mimari, kovuğu olan ormanı sistematik biçimde cezalandırır.

Bu üç tercihin hiçbiri yeni bir teknoloji, yeni bir fon ya da yeni bir müzakere başlığı gerektirmiyor. Yalnızca mevcut metinlerde geçen "doğa temelli çözüm" ifadesinin içini, biyolojinin işleyişine sadık bir biçimde doldurmayı gerektiriyor. Bir kovuğun üretilmesi için on yıllar gerekirken yok edilmesi için birkaç dakikanın yettiğini kabul etmek, bu asimetriyi iklim ve koruma politikalarına ait metinlere yazmak demek.

Ağaç kovuğu, iklim uyumunun en ucuz, en dayanıklı, en yaygın altyapısı. Bakımı bedava; tek şartı zaman ve dokunulmazlık. Antalya'da fosil yakıt yol haritası yeniden masaya gelecek ve gelmeli. Ama zirveden çıkacak metnin, ormanı yalnızca tonaj olarak değil, içinde barındırdığı serinlik olarak da tanıması gerekiyor. Aksi halde 1,5 derece hedefini tartışırken, dört derecelik sığınakları kaybetmiş olacağız.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

175: Dünyanın Değişen Ritmi🌍

Nepal’de iklim krizinin büyüttüğü sel riski, ağaç kovuklarının sunduğu sığınaklar, Kaçkarlar’da doğayla koşmak, rüzgârın şekillendirdiği yavaş yaşam ve eko-anksiyetenin geleceğe dair kaygılarımızdaki yeri; bu sayıda ve çok daha fazlası.

17 Eyl 2026

BMW i ile birlikte
Mo, Unsplash

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR

DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Kaçkar’ı Koşarak Deneyimlemek

Dağların ritminde, doğayla uyum içinde koşmak

17 Eyl 2026

Kaçkar’ı Koşarak Deneyimlemek
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Rüzgâra Göre Yaşamak

Bir teknenin motorunu değiştirmek mi daha sürdürülebilir, yoksa denizle kurduğumuz ilişkiyi mi?

17 Eyl 2026

Rüzgâra Göre Yaşamak
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Eko-Anksiyete: Gelecek Kaygısının Yeni Yüzü

İklim krizinin ruhumuzdaki yankısı

17 Eyl 2026

Eko-Anksiyete: Gelecek Kaygısının Yeni Yüzü