Bir gıda hakkı davasının anatomisi: Greenpeace'in Zehir Etme kampanyası emsal olabilir mi?

Greenpeace'in pestisit analizlerinin açıklanmasına dair "Zehir Etme" kampanyası için yürüttüğü hukuki mücadele, önemli bir emsal oluşturabilir. Greenpeace Türkiye Direktörü Berkan Özyer, taleplerinin karşılanmasının gıda ile kurduğumuz güven ilişkisini yeniden tesis etmek adına önemli bir adım olduğunu söylüyor.
Bir gıda hakkı davasının anatomisi: Greenpeace'in Zehir Etme kampanyası emsal olabilir mi?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Yazı: Berkan Özyer - Greenpeace Türkiye Direktörü

Gıdayı sadece hayatta kalmak için tüketmiyoruz. Gıda ile kurduğumuz bağ, bir güven ilişkisi. Sofraya konan bir kase salatanın içinde, çiftçinin emeğine ve devletin denetimine duyulan inanç olmalı diye düşünüyoruz. Peki, bu güven zedelendiğinde ne olur? 

Greenpeace yılın son günlerinde, tam da bu güven ilişkisini sorgulayan bir hukuk mücadelesine girişti. Süreç, görünüşte teknik bir veri talebiyle başladı ama sonuçta Türkiye’de vatandaşın bilgi edinme hakkına dair tarihî bir emsale dönüştü. "Zehir Etme" kampanyasıyla başlayan ve mahkeme salonlarına taşınan bu sürecin anatomisini, kelime oyunlarına başvurmadan, tüm şeffaflığıyla anlatmak istiyorum.

Eksik bir 'şeffaflık' hamlesi ve sürecin başlangıcı

Hikaye, 15 Ekim 2024’te başladı. O günlerde Tarım ve Orman Bakanlığı, uzun bir aradan sonra taklit ve tağşiş yapılan (yani hileli) gıdaları anlık olarak yayımlamaya başlamıştı. Bu olumlu bir adımdı, ancak eksikti. Listelerde sahte bal veya at eti vardı ama sofralarımızdaki asıl sinsi tehlike olan "pestisit" (tarım zehiri) analizleri yoktu.

Biz de Greenpeace Türkiye olarak "Zehir Etme" diyerek yola çıktık ve Bakanlığa şu çağrıyı yaptık: "Taklit ürünleri açıkladığınız gibi, limitlerin üzerinde zehir saçan ürünleri ve firmaları da açıklayın." Diğer yandan pestisitle mücadelede yoğun mücadele sürdüren Bakanlığın faaliyetlerini daha iyi incelemek adına da internette sadece bir başlık olarak karşımıza çıkan 2022-2025 yıllarını kapsayan Kalıntı Eylem Planı’nı incelemek istedik. 

Basit bir soru ve derin bir sessizlik

Çağrımızdan iki ay sonra, 10 Aralık 2024 günü bilgi edinme hakkı çerçevesinde Bakanlığa CİMER üzerinden resmî ve çok temel iki talep yönelttik: 

1. Kalıntı Eylem Planı: 2022-2025 yıllarını kapsadığı ifade edilen Kalıntı Eylem Planı'nın tam metni,

2. Pestisit Denetim Sonuçları: 2022-2024 yılları arasında gerçekleştirilen 246.946 pestisit denetimine ilişkin aşağıdaki bilgileri içeren detaylı bir rapor

a. Denetlenen ürün ve numune sayıları

b. Tespit edilen uygunsuzlukların sayısı

c. Uygunsuzluklarda tespit edilen değerler

d. Bu değerlerin yasal mevzuatta belirlenen sınırları ne oranda aştığı

e. Uygulanan idari yaptırımlar ve alınan önlemler

Bu soruların yanıtı, hepimizin ortak merakıydı. Ancak yasal süre doldu ve derin bir sessizlikle karşılaştık. Hukukta Bakanlığın yanıt vermemesine "zımni ret" deniyor. Dolayısıyla sonuçların açıklanmasına dair bir cevap alamadık.

Pazardan markete gerçeklerin fotoğrafı

Bilgi edinme başvurusu sürecimiz karşılık bulamamışken biz durumun bir fotoğrafını çekmek istedik. Ve hemen hemen aynı günlerde İstanbul’daki market ve pazarlardan 155 sebze-meyve örneği topladık ve uluslararası akredite bir laboratuvarda analiz ettirdik.

  • Sonuçlar ürkütücüydü. Sofralarımıza giren her 3 üründen 1’i mevzuata aykırıydı. Daha da vahimi, ürünlerin %61’inde tek bir zehir değil, "kokteyl etkisi" yaratan birden fazla pestisit kalıntısı vardı. Özellikle çocukların gelişimi için kritik olan ıspanak, biber ve elma gibi ürünler, ne yazık ki en riskli gıdalar arasındaydı.

Sonuçları analiz eden ve Nisan 2025’te yayımladığımız Pestisitler ve Çocuklar” raporumuz davanın seyrini değiştiren somut bir kanıttı. Ortada "ticari bir sır" değil, çocukların sağlığını tehdit eden somut bir kriz vardı. Sonuçları resmî bir şekilde Bakanlıkla paylaşmamız üzerine ise Bakanlık, “raporu ihbar kabul ederek” pestisit denetimlerini artırdığını açıkladı.

Bakanlığın sunduğu gerekçe

Bilgi edinme başvurumuzun sonuçlanmaması üzerine konuyu Şubat ayında mahkemeye taşıdık (Ek-1 Dava dilekçesi) ve hukuki tabirle “zımnen reddine dair 31.12.2024 tarihli idare işleminin iptali”ne dair dava açtık. Dava sürecinde Bakanlığın mahkemeye sunduğu savunma metni, bizi verilerin gizlenmesinden daha fazla endişelendirdi (Ek-2 Savunma metni). İdarenin verdiği yanıtta şu yanıtlar birebir yer alıyordu:

  • “Ham verilerin davacı derneğe verilmesi kamuoyunda istenmeyen manipülasyonlara, yanlış algı ve anlaşılmalara neden olabilecektir.”
  • “Talep edilen analiz sonuçlarının gerekli hizmetiçi eğitimleri almamış kişilerin eksik veya yanlış yorumlanması durumu üreticilerin ticari faaliyetlerinde geri dönüşü mümkün olmayan zararlara neden olabilecektir.”
  • “Pestisit analiz sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılmasının kamuya bir faydası olmayacağı gibi iç ve dış ticarette de olumsuz sonuçlara neden olabileceği düşünülmektedir.”
  • “Pestisit analiz sonuçlarını paylaşan ülke bulunmamaktadır.” 
  • “Pestisit kullanımına ilişkin ham verilerin bu şekilde paylaşılması halk sağlığı açısından daha büyük bir güvensizlik ve belirsizlik ortaya çıkaracaktır.”
  • “Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgelerin, bu Kanun kapsamı dışında olduğu hüküm altına alınmıştır.”
  • “Avrupa Birliği'nin en önemli yaş meyve sebze ihracatçısı olan ülkemizin ekonomik çıkarlarının zarar görebileceği hususu da gözardı edilememelidir.”

Ayrıca Kalıntı Eylem Planı’nın paylaşılmasına dair talebimize cevaben de planın bu adresten erişilebilir olduğu belirtildi.

Özetle bir kamu kurumu, halk sağlığını doğrudan ilgilendiren bir verinin halk tarafından bilinmesinin "faydasız" olduğunu düşünüyordu. Savunmanın devamında ise verilerin uzman olmayan kişilerce "yanlış yorumlanabileceği" ve açıklanırsa "ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verebileceği" ki zaten “sonuçları açıklayan başka ülke de olmadığı” iddia ediliyordu.

Gerekçelere yanıtlarımız

Bakanlığın cevabı üzerine mahkemeye sunduğumuz yanıtımızda (EK-3 savunma dilekçesine cevaplarımız) bilgiye erişim ve şeffaflık ilkelerini vurgularken ticari sır değil çevresel bilgi olan verilerin “yanlış yorumlanabileceği” endişesiyle bilgiye erişim hakkının kısıtlanmasının meşru olmadığını belirttik. 

Bununla birlikte: Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Almanya (BVL), İngiltere (FSA) ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bu verileri düzenli olarak halkıyla paylaştığını hatırlattık. Dünya, şeffaflığın ticareti bozmadığını, aksine "güvenli gıda" markasını güçlendirdiğini keşfedeli çok olmuştu.

Dahası: Paylaşılan Kalıntı Eylem Planı’na dair yaptığımız incelemede, bilgi edinme başvurumuzun yapıldığı 10.12.2024 tarihinden yaklaşık 3.5 ay, zımni ret işleminin gerçekleştiği 31.12.2024 tarihinden yaklaşık 3 ay ve hatta davalı idarenin mahkemenize sunduğu savunma dilekçesinin (28.03.2025) hazırlanmasından sadece 4 gün öncesine denk geldiğini de yanıtımızda belirttik.

Mahkemenin kararı: 'Gıda verisi, çevresel bilgidir'

Ve nihayet, Ankara 5. İdare Mahkemesi, 28 Ekim 2025’te sözünü söyledi (EK-4 Karar). Karar, Türkiye’deki gıda güvenliği mücadelesi için bir dönüm noktası niteliğindeydi.

  • Mahkeme özetle şunu dedi: Gıdadaki zehir miktarı, ticari bir sır değildir. Bu veriler, Çevre Kanunu kapsamında "çevreye ilişkin bilgi"dir ve halkın erişimine açık olmalıdır.

Yargı, "İstatistiksel veriler açıklansın" talebimizi haklı buldu. Denetlenen ürün sayıları, uygunsuzluk oranları, limit aşımları ve alınan önlemler artık "sır" olmaktan çıktı. Mahkeme sadece, firmalara uygulanan spesifik yaptırımların açıklanması talebini reddederek ticari itibar ile kamu yararı arasında hassas bir denge kurdu.

Güven ancak şeffaflıkla inşa edilir

Bu dava, bir kazanan-kaybeden hikayesi değil; 15 Ekim’de "Zehir Etme" diyerek başlattığımız hak arama mücadelesinin bir sonucu. Mahkeme kararı şunu bir kez daha gösterdi: Soframızdaki gıdanın güvenliği, hiçbir ekonomik kaygının veya bürokratik refleksin gölgesinde bırakılamaz.

Şimdi gözümüz, mahkeme kararının uygulanmasında. Mahkeme kararının hemen ardından CİMER üzerinden kararı da referans vererek yeni bir bilgi talebinde bulunduk. Beklentimiz, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yargı kararına uyarak 2022-2024 verilerini ve eylem planlarını eksiksiz olarak paylaşması. Çünkü gıda güvenliği, laboratuvarlarda başlar ama şeffaflıkla tamamlanır. 

Biz, tarladan sofraya uzanan bu zincirde, halkın "bilme hakkının" en az gıdaya erişim hakkı kadar kutsal olduğuna inanıyoruz. Ve bu hakkın takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Elif Bayram

·

25 Ağu 2026

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Sinem Dönmez

·

22 Ağu 2026

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?
AngstAngst

HİKAYE

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Ümit Alan

·

21 Ağu 2026

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak
AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?