Bir sonbahar samimiyeti: Helena Deland

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sonbaharın ortasındayız. Gözlerimi kapadım. Kendimi evden çıkıp yürüyerek gittiğim Salon konserinin birinde hayal ettim. Ama herhangi birinde değil. Genelde Salon’un açılış ayında muhakkak yer alan, vokaliyle mevsimin hüznünü üstüne alan, sakin ve geçirgen müziğiyle istemeyerek dolaptan çıkardığımız montların yerine içimizi ısıtan bir konserin hayalini kurdum. Salon’da samimi müzisyenler muhakkak iz bırakır. Tıpkı hoşça kal demeden konuşmasını asla sonlandırmayan arkadaşlarımız gibi… Montreal merkezli şarkıcı ve söz yazarı Helena Deland’ın müziğiyle kaynaştığım ilk andan itibaren onu Salon’un sahnesinde, kendimi de dinleyicilerin ortasında hayal ettim. Belki siz de onunla tanışıp konserde bana katılmak istersiniz.

Fotoğraf: Tess Roby
Söz yazarlığı: İlkokuldayken düzenli günlük tutan arkadaşlarımı çok kıskanırdım. Heveslenir, dört beş gün bir şeyler karalar sonra yine vazgeçerdim. Helena Deland, düzenli günlük yazanlardan. Kendini cümlelerle ifade etmenin yanı sıra kelimelerin ardına geçip düşüncelerini izlemeyi sevenlerden. "Şarkı sözleri yazmak neredeyse her zaman işleri daha netleştirir, düşünceleri düzeltir. Ayrıntıları ortaya çıkarır.” diyen Deland, ekliyor: "Ne düşündüğümü veya hissettiğimi söylemek için değil, ne olduğunu keşfetmek, kelimeyi tam anlamıyla ifade etmek için şarkı sözü yazıyorum.” Böyle düşünen Deland’ın müzikle ilk tanışması lise yıllarında basit piyano şarkıları yazarak oldu. O dönem sevdiği eserlerden ödünç aldığı kavramlar, zamanla kendi anlamını buldu. 20’li yaşlarının başında Deland, artık kendi şarkı sözlerinin arkasında duracak özgüvene sahipti.
Güzel ruh hâlleri yaratan kadınlar: “İçten şarkılarla güzel ruh hâlleri yaratan kadınlar” tanımlamasıyla Angel Olsen, Tiny Ruins, Jessica Pratt, Joni Mitchell, Sea Oleena gibi ilham aldığı sanatçıları açıklayan Helena Deland, vokal ve gitar odaklı müziğe daha en başından karar vermişti. Bununla birlikte yaşamını sürdürdüğü şehir olan Montreal’in güçlü bağımsız sahnesi de Deland’ı müziğin merkezde olduğu bir yaşam için heveslendirdi. Bir kafede barista olarak çalışmaya başlayan Deland, her fırsatta şarkılarının yanına koştu. "Hepimiz çok savunmasızız ve eğer bunu hatırlayabilirsek kendimizle bağ kurabildiğimiz düzeyde başkalarına da dokunabiliriz.” diyen Deland, çok geçmeden dinleyicinin gözlerinin içine bakarak şarkılar söylediği solo konserler vermeye başladı.
Iggy Pop konserini açmak: İlk şarkılarını 2016 yılında Drawing Room isimli bir EP’de buluşturan Helena Deland, bu sayede müzik sahnesine resmî girişini de yaptı. İki yıl sonra Another Unaccompanied adını verdiği bir seriye başlayan Deland, ikili şarkılar hâlinde dört bölümlük bir hikâye yayımladı. Hikâye kelimesini bilerek kullandım; çünkü Deland, yaşadıklarını müzikle ifade edebilen sanatçılardan. Another Unaccompanied serisinde yer alan Claudion ve Take It All şarkılarıyla dikkat çeken Deland, Whitney, Weyes Blood ve Connan Mockasin gruplarıyla turnelere çıkarak bilinirlik kazandı. Bu sayede Iggy Pop’un Paris konserinin açılışı yaptı ve ününü Amerika kıtasından Avrupa’ya taşıdı.

İlk albüm: Tedirgin benlik hisleriyle işaretlenmiş bir dönemden geçen Helena Deland, tetiklenen yaratıcılığını üretime dönüştürdü. Bir kavram, anlatım ve kapsayıcı duygu arayan Deland için Someone New şarkısı, tematik anahtar rolünü üstlendi ve saklı kalan sözleri ortaya çıkardı. Bu da ilk albümün yolunu açtı. Üretkenliğiyle özgüvenini arttıran Deland, şarkılarını bir prodüktöre emanet etmeden önce kayıt sürecinin her aşamasına izini bıraktı. Bu onun için bir başkaldırıydı. Erkek egemen bir sektörde dayatılanı değil, istediğini yapma çabasıydı. Geçtiğimiz hafta yayımlanan Someone New albümü, temasa açık sözleri, yalın enstrümantasyonu ve samimi vokalleriyle Helena Deland’a ait pek çok müzikal dokuya ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden albümün kapağına yerleşen Xavier Beldor’a ait Helena Deland portresi tesadüf değil. Helena Deland, yıllar sonra dönüp baktığında, yirmili yaşlarının sonunda neler hissettiğini ve düşündüğünü hatırlayacağı bir albüm yarattı. Şimdilik hiç konseri yapılamayan bu albüm, ona kulak veren dinleyiciler için bir toplanma yeri. Belki bir Salon’da da buluşuruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın kültür sanat gündemi: “Paramız yok'un nesinden anlamıyorsunuz?” diyen bir plak şirketi, açık artırmada milyon dolarlar kazanan bir müzayede evi, Sherlock Holmes setlerinin gizli kahramanlanları ve dahası.
23 Eki 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.



