bôa: 'Duvet'in popüler olmasını hiç beklemiyorduk

bôa’nın 1998’de yayımlanan “Duvet” şarkısı 25 yıl sonra TikTok’ta popüler oldu ve genç kuşağın kadrajına girdi. İngiliz grup, 9 Mayıs’ta Zorlu PSM’de sahne alacak. Grup ile “Duvet”in sırrını konuştuk.
bôa: 'Duvet'in popüler olmasını hiç beklemiyorduk

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

bôa’nın “Duvet” şarkısı ilk olarak 1998’de Serial Experiments Lain adlı anime dizisinin açılış müziği olarak duyulmuştu. Anime, siber dünya ve insan bilinci gibi temalarıyla kısa sürede kült bir klasik hâline gelmişti. Şarkının asıl patlaması ise yaklaşık 25 yıl sonra TikTok sayesinde oldu. Parçadaki melankolik ama huzurlu hava, sosyal medyadaki “sadcore” ve “nostalji” akımlarının fon müziği oldu.

Genç kuşak, şarkıyı hem modern hem de nostaljik bulduğu için hızla sahiplendi. “Duvet”in hızlandırılmış ve yavaşlatılmış versiyonları bir milyardan fazla kez dinlendi. Uzun yıllardır hiçbir yeni üretimi olmayan İngiliz grubun eski parçaları teker teker gün yüzüne çıktı ve 20 yıl aradan sonra ilk kez Whiplash adında bir albüm yayınladılar.

Grup, “Duvet”e bu ilgiyi hiç beklemediğini söylüyor:

"Görmesi en inanılmaz şeylerden biriydi, böyle bir şeyi hiç beklemiyorduk. Şarkının yer aldığı anime ‘Serial Experiments Lain’, müziğimizi küresel bir kitlenin tanımasında çok önemli bir rol oynadı. Bu bağa minnettarız; 'Lain' kült bir anime klasiği. İnternetin başlangıcını ve bağlantısallığı anlatıyor. O dönemde sorduğu soruların cevaplarını belki de daha yeni yeni vermeye başlıyoruz.” 

bôa, şarkının yazım sürecini ise şöyle anlatıyor:

"Başlangıçta şarkının ana iskeleti oluşturuldu, ardından üzerine hep beraber çalarak doğaçlama yaptık ve sevdiğimiz o ‘Duvet’ hâlini aldı. Şarkıdaki en güzel şey gruptaki herkesin sesini duyabiliyor olmanız; herkese ait bir alan var. Biz sadece sevdiğimiz müziği yaratmak ve onu çalmak istedik."

Şu an ortaya çıksaydık o gizemi mahvederdik 

bôa, “90’ların alternatif rock sahnesi oldukça canlıydı. Müziğinizi bugünün dünyasında nerede görüyorsunuz?” soruma şu yanıtı veriyor:

"Bence biz oraya tam olarak ait değildik çünkü ‘Twilight’ albümünde tek bir türe bağlı kalmadık. Sanırım artık hepimiz bir çalma listesinde bir türden diğerine geçiş yapma konusunda çok daha rahatız; bu yüzden bôa o 90’lar nostaljisine sahip olsa da aynı zamanda o çeşitliliği de içinde barındırıyor. Müziğimizde rock, caz ve trip-hop öğeleri de var. Hepimiz o kadar farklı müziklerden hoşlanıyorduk ki, her birimiz tüm bunları gruba taşıdık. Her şarkıda ve her şeyin içinde bir güzellik ve derinlik olmasına hep dikkat ettik.”

Grup, ilk kez bugün piyasaya çıksaydı, müziğe ve sektöre yaklaşımlarının nasıl olacağını şöyle anlatıyor:

"Sanırım sosyal medyada ya çok harika ya da çok berbat olurduk. Muhtemelen başından hiç ayrılmazdık. O gizemimizi de mahvederdik!”

Peki bôa kendini “underground” bir grup olarak görüyor mu?

“Asla ticari olma amacıyla yola çıkmadık ama underground mıyız bilemiyorum. Sanırım sadece olabildiğince gerçek kalmak istiyoruz."

Şimdiye kadar çıktığımız en iyi sahne Türkiye'dekiydi

bôa, Türkiye’de sahne alma deneyimini şöyle hatırlıyor:

"Türkiye’de seyirci tek kelimeyle harikaydı! O kadar enerjiktiler ki, şimdiye kadarkilerin en iyilerinden biriydi. Havada davul ve gitar çalmalarını (air drumming/guitar) izlemekten çok keyif aldık. Ayrıca Türkiye’deki ilk konserimizde kar fırtınasında mahsur kaldık, o da çılgıncaydı. Gitar dükkanlarını gezme fırsatımız oldu, o da harikaydı."

Gruba hayallerindeki festivalin sanatçı listesini ise şöyle sıralıyor:

"Deftones, QOTSA, The Cure, Placebo, Siouxsie and the Banshees, PJ Harvey, Dream, Ivory, Francis of Delirium, Amyl & the Sniffers, Dead Can Dance... Ama aynı zamanda Bob Marley, Nina Simone, Blondie, Jimi Hendrix, Free, Renaissance, Soundgarden, The Police’in erken dönemleri, Ween, Gong? Çok büyük bir festival olurdu ve çok fazla sahne olması gerekirdi!"

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti