Bozayıların kaşındığı ağaçlar güvende

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Sarıkamış, Kars’taki ormanlarda yaşayan bozayıların rahatlama ve kaşınma ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan ağaçlar ve bu ağaçların 50 metrelik çevresi, doğa ve hayvanların korunması amaçlı olarak kesimden muaf tutulacak.
- Durum ne?: Sarıkamış Ormanlarındaki Yırtıcı Etoburların Araştırması çerçevesinde, özellikle bozayıların ve diğer yaban hayvanlarının ormanda kaşınmak için kullandıkları ağaçların bulunduğu bölgelerde ağaç kesimi gerçekleştirilmeyecek.
- Bir adım geri: Proje; KuzeyDoğa Derneği, Iğdır ve Koç Üniversiteleri’yle Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün işbirliğiyle yürütülüyor.

Fotoğraf: HaberTürk
- Takip nasıl sağlanıyor?: Literatürde göç edebilen tek bozayı türü olarak kaydedilen ve Türkiye’nin en büyük kara yırtıcısı olarak tanımlanan Sarıkamış bozayıları, gizli kamera yerleştirmeleri yardımıyla ormanda izlenmeye devam ediliyor.
- Bir adım ileri: KuzeyDoğa Derneği’nin bilim koordinatörü Emrah Çoban, proje sürecinde bozayıların kaşındığı belirtiler ve izler ararken bu eylemi tespit ettiklerini belirtti. Ayrıca, bu ağaçların bozayılar tarafından nasıl seçildiği konusu üzerindeki araştırmaların hâlâ devam ettiğini ekledi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Minimalizm sadece eşyaları azaltmakla mı ilgili?
07 Tem 2023

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporuna göre El Niño fenomeni, gelecek aylarda yağış ve sıcaklık düzenlerinde büyük etkiler yaratacak; sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri artarak ortaya çıkacak. “Son 40 yılın en güçlü El Niño’su” olabileceği belirtilen bu durum için dünya genelinde olağanüstü hazırlık çağrıları yapılıyor.

Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.



