Bugünün Türkiyesi buysa bugünün rap’i de bu

Bu ülkede artık hiçbirimiz iyi değiliz. Kadınlar iyi değilse kimse iyi değil. Bu yüzden gençler de, şarkılar da, rap de iyi değil. Ray Charles, “Rap, müzikle konuşmaktır” der. Konuşmak, özgürlüğün ifadesidir fakat seni sen yapan, ne hakkında konuştuğundur.
Bugünün Türkiyesi buysa bugünün rap’i de bu

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Her anını “son dakika” olarak yaşayan ülkende, haber sitelerine bir haber düşüyor: İki yaşındaki Sıla bebek… Bu ne kadar korkunç bir haber derken bir diğeri geliyor: "Çocuk istismarı dahil 24 suç kaydı olan bir erkek, bir lise öğrencisini sokak ortasında taciz etti."

Bir yandan internetin karanlık dehlizlerinde, topluma entegre olamayan şiddete meyilli gençler çeşitli komüniteler kuruyor. Kendilerine “incel” adını veren bu grubu kadın, bebek, çocuk demeden toplumun tüm hassas noktalarına küfrederken, çocukları kendilerine zarar vermeye ikna ederken izliyorsun. O esnada yolda yanından geçen arabada bir rap şarkısı çalıyor: 

"Yedim sürtüğü nam nam nam
Vurdum hepsini dan dan dan
Koşturup durur run run run
Kanlar hep damlar arkamdan…"

Gelinen noktada ülkenin her köşesinden kan damlıyor ve dönemin başbakanının yıllar önce bir 8 Mart günü yaptığı tespit halen arşivlerde duruyor: 

"Kadına şiddet abartılıyor!"

Seni sen yapan neyle ilgili konuştuğundur

Bilhassa son dönemde toplumda infial yaratan kadın cinayetleri, mizojini, pedofili ve zoosadizm olaylarının artması, kadını bir nesne olarak gören ve şiddeti güzelleyen popüler rap şarkılarını da tartışmaya açtı.

Bir adım geriye gidelim. Rap, 1970’lerde Amerikan gettolarındaki siyahların müzikal bir ifadesi olarak ortaya çıktı. Zaman içinde aldığı biçimle, ırkları ve sosyal statüleri nedeniyle gözardı edilen gençliğin şiiri olarak tanımlandı. Rap, 50 yıldır çok farklı süreçlerden geçti; birçok duyguyu ifade etmek, birçok konuyu konuşmak için bir araç olarak kullanıldı. Peşine sevgi, nefret, umut, savaş, öfke, gurur, intikam, şiddet, uyuşturucu ve maalesef kadın düşmanlığını da takarak bugünlere geldi. 

  • Baba figürünün olmadığı (muhtemelen hapiste), bozuk aile yapısında büyüyen siyah çocukların yaşadığı sokaklardan gelen rap jargonunda ne yazık ki kadınlar başından beri sürtüktü, “bitch”ti.

Ray Charles, “Rap, müzikle konuşmaktır” der. Konuşmak, özgürlüğün ifadesidir fakat seni sen yapan, ne hakkında konuştuğundur. Bir sanat disiplininde sadece kadın kalçasından bahsetme özgürlüğü evet var fakat bakış açın (eğer böyle bir kaygın varsa) kendi değerini de belirler. Müzik satılabilir hâle geldiğinden bu yana gittikçe daha fazla kışkırtıcı, kavramlardan, bilinçten daha uzak, daha mizojinist oldu. Diğer yaratıcı endüstrilerdeki dönüşüm gibi hip hop’ta da yapımcılar ve rapçiler zamanla tünelde "ışığı" görmüştü, “Sex sells”di.

1980’li yılların ortalarında Amerikan rapçilerin odakları da müzikten paraya, salt şöhrete kaydı, para kazanmanın en iyi yolunun seks ve şiddet hakkında rap yapmak olduğunu keşfettiler ve gangsta rap'i yarattılar. Gangsta rap bugün kadını aşağıladığını düşündüğümüz, şiddeti öven rap'in atasıdır denilebilir. Def Jam Records’un eski başkanı Carmen Ashhurst-Watson bir röportajında şöyle diyor:

"Gangsta rap’e geçtiğimiz zaman plak mağazalarında daha büyük bir yer edinebildik ve bu büyük pazarlama kapasitesi sayesinde daha büyük bir varlık gösterebildik. Bu dönemde rap müzik giderek daha bilinçsiz hâle geldi, bu tesadüf olamaz."

90’lı yıllarda siyah kadın hareketleri, akademi ve müzik medyası bu bilinçsiz "gangsta ideolojisi"nin şiddet ve kadın düşmanlığının toplumda benimsenmesine, normalleşmesine yol açtığına dair tereddütlerini dile getirse de bu kaygının bugüne etkisi olmadı, maalesef hâlâ aynı şeyleri konuşuyoruz.

Şarkılarında yoğun olarak günlük yaşamlarını, yoksulluğu, zenginliği, uyuşturucuları, silahları, polis şiddetini anlattılar. Günümüz rapçileri de benzer simgeleri kullanıyor olabilir fakat bugün yaşadıkları hayat biçimleri düşünülürse birçoğununkinin hayal dünyasından ötesine geçmediği bir gerçek.

Türkiye'de durum

Afro-Amerikalılar hip hop kültürünü, sokakta yaşadıklarını kınamanın bir yolu ve ezildikleri sisteme karşı bir mücadele aracı olarak gördüler. Bazısı ölmedi veya öldürmediyse şarkı yapabiliyordu. 

Bugün de bir genç için Türkiye’de yaşamak tartışmasız çok zor. Şarkılarında bilinçli ya da bilinçsiz olarak şiddeti öven yeni nesil rapçiler, ülkede her noktada karşılarına çıkan baskılardan bunaldıkları için rap yapmaya meyletmiş olabilirler. Argo kullanmaktan öte, kadını bir seks objesi olarak betimleyen, müzikal olarak ise hiçbir değer sunmayan bu şarkıları yapan rapçilerden önce, ilk etapta bu şarkı sözlerinin yazılmasını teşvik eden toplumdaki baskı sistemlerine ve kurumsallaşmış cinsiyetçiliğe daha derin dikkat gösterilmesi gerekli. 

  • "Rap şarkılarındaki kadın düşmanlığını nasıl azaltabiliriz" diye sonsuza dek tartışabiliriz, tartışmalıyız da pek tabii ki fakat ülkedeki tüm kadına şiddet olaylarını rapçiler üzerinden okumak hedef saptırmaktan başka bir şey değil.

Ünlü bir mafya babasının ağzından çıkacak cümlede umut ışığı aramaya muhtaç bırakılan bir toplumda, çocukların da marka montlarının altında mafyaya özenerek sağa sola kafa tutmaları, şiddet övmeleri, slut-shaming yapmaları, silahlarla video çekmeleri normal. Bugünün Türkiyesi bu; bugünün rap’i de bu. 

Türkçe rap’te hâlen şairane sözler yazan, edebi, kültürel değer sunan, argo kullanan fakat kadını salt seks ojesi olarak görmeyen rapçilerin üretmeye devam ettiğinin de altını çizmek gerekir. Tabii bu rapçilerin toplam dinlenme sayısı bir tane “Tanıştım Bebek’te adı Natasha, dedim uzatma bebek yat aşağı…” etmiyor. Aşk olsun.

Türkçe rap'in ilk dönemleri

Daha önce rap vokal tekniği denemeleri yapan müzisyenler olsa da Türkiye’de hip hop tabanlı rap müzik ilk kez, 1995 yılında Almanya’dan gelen Cartel grubuyla tanındı. Bugün trend olan, listeleri dolduran, herkesin üzerine düşündüğü, proje ürettiği, sevdiği, nefret ettiği Türkçe rap müziğin temelleri Almanya’da atıldı. 

Almanya’ya göç eden ilk ailelerin orada doğan ilk jenerasyon çocukları kendilerini rap müzikte buldular. Bugüne baktığımızda çok da kalabalık değillerdi. Cartel, King Size Terör, İslamic Force, Fuat, Azra, Sert Müslümanlar, İkinci Nesil gibi isimler Türkçe rap'in ilk ekosistemini oluşturan kişiler. 

  • İslamic Force, Fuat ve Cartel’in Almanya’da başlayan hikayeleri sonrasında Türkiye’deki ilk rap çevresini de fazlasıyla etkiledi. Bu isimlerin şarkı sözleri bugünkülerle kıyas edilemeyecek kadar politikti ve sosyal konuları kapsıyordu. 

Dünyada onca konu varken kadınlar ve para, hedonizme kapılan rap müzikte her zaman önemli başlıklardan oldu. Dünyada hip hop’un ticarileşmesinin temel mimarlarından biri olarak kabul edilen Sean “Diddy” Combs da yıllardır tüm dünyanın gözünün içine baka baka işlediği, herkesin bildiği fakat sesini çıkarmadığı suçlardan daha bu yıl tutuklandı. Geç ama olumlu bu gelişmede Combs, yüzlerce kadını taciz etme, tehdit, zorla çalıştırma, adam kaçırma, kundaklama, rüşvet vermek gibi çeşitli suçlardan yargılanıyor. Puff Daddy’nin günlerdir mahkemedeki tek cümlesi, “Asla yapmadım” oluyor. Parayla dünyanın her yerinde serbest kalmaya çalışabilirsiniz, evet. 

  • Milyonlarca dolarlık teklifleri mahkeme henüz kabul etmedi, ilerde neler yaşanacak; Puff Daddy mi, şiddet mi, kadınlar mı haysiyet mi kazanacak göreceğiz.

Dünya genelinde müzik endüstrisi erkek, rap müzik erkek, yapımcı erkek, prodüktör erkek, yönetici erkek, dünya total olarak erkek... Pek tabii ki onayladığım için altını çizmiyorum, gerçek şu ki böyle eril bir havada rapçilerin başka bir hissiyatı yansıtmaları imkansız. 

Rap, kadın düşmanı tek müzik türü de değil maalesef. Rock müzikte de pop müzikte de, diğer birçok türde de kadını aşağılayan sözler duymak mümkün. Halk türkülerimizin içinde reşit olmayan kızlara duyulan sevgi, kadınların bedenleri, salt cinsiyetleri üzerinden tanımlanması ve ciddi şekilde kadına şiddet içeren tabirler var:

"Kız seni vurmaz mıyam?
Saçlarından asmaz mıyam?
Senin gibi bir zalimi tarihlere yazmaz mıyam?"

Sanatta sansür tartışmaları

Rock müzisyeni Nick Cave, 1996 yılında yayınladığı Murder Ballads'ın kadına yönelik şiddet içerdiğine dair iddialara geçen yıl cevap vermişti. Bir gerilim yazarının şiddet içeren konular hakkında yazmaktan hoşlanması gibi, kendisinin de şiddet içeren konular hakkında yazdığında sadece dilin heyecanından keyif aldığını söylemişti. 

İçeriğin edebi tarafından da bahsetti tabii, Türkiye’deki gibi “Suçluları ön kapıdan alıp arka kapıdan çıkarıyorlar, benim şarkı yazarken daha mı caydırıcı olmam gerekli?” demek durumunda hissetmemiş olabilir. Sanatta sansür konusuna değinirken, punk’ların imza attığı bir numaralı değişimin, insanların erdemlerine meydan okumak olduğunu da ekledi. Temelde rapçiler de esasen punk’lar… 

  • “İncel”ler ve kadın düşmanı rapçiler ise estetik hislerden yoksun oldukları için sanatsal, kültürel bir temelde punk, hip hop, grunge vs. başlığında yer almıyorlar.

Her dönem içinde bulunduğu kültürü popülizme kurban eden sanatçılar olduğu gibi hip hop’ta da her dönem sadece dinlenme odaklı, kadınları obje olarak gören ve gösteren ticari işler yapan, bir kısmı gelip geçici isimler oldu. Müzik endüstrisindeki rekabet, dijital platformlardan akan sıcak para, şöhret olma sevdası; bugün yeni nesil rapçileri toplumun ahlaki ilkelerini de ihlal ederek daha da kışkırtıcı olmaya teşvik etti. 

İfade özgürlüğünün kısıtlanmaması gerektiği fikrinden yola çıkarsak yapılması gereken en önemli şeylerden biri, bilhassa 13 yaş altı çocukların bu rap şarkılarına erişimini filtreleyecek bir yöntemin oluşturulması. Yoksa 5-6 yaşındaki çocuklar sokakta "Sürtük önce kafama sonra yatağıma yatarsın" diye dolaşır—gerçi bir çocuğun sürtük kelimesini duyması için sadece müzik dinlemesine gerek yok, bazı siyasilerimiz de bu konuda "cömert."

Birçoğumuz çocukken dinlediğimiz bir şarkıyı bugün duyduğumuzda sözlerinin aslında çocuklar için oldukça uygunsuz olduğunu fark ediyoruz. Bunun nedeni, çocukken henüz işlemediğimiz "günahları" elemek için gerekli deneyime sahip olmamamız olmalı. Ebeveynler içinse çocukların çalma listelerini kontrol etmek, iyiyi kötüyü ayırt edebilme bilinci kazandırmak bu noktada yasak koyma fikrinden daha değerli.

“Rap müzik şiddet suçlarına katkıda bulunur mu?” sorusu akademik tartışmaların da konusu. ABD'de yapılan çeşitli araştırmalar, gangsta rap dinlemenin cinsel saldırganlığa ve uygunsuz davranışlara yol açtığını doğruluyor ancak bir diğer çalışma, rap şarkılarıyla davranış sorunları arasında nedensel bir bağlantı bulamıyor. Aynı şekilde rap’in kaygıya ve intihar düşüncesine yol açtığı hipotezi de tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. 

  • Farklı araştırmalar, farklı dengeleri yansıtsa da şiddet içeriğine maruz kalmak bu sapkın düşünceleri kesinlikle zamanla normalleştirip bir çocuğun dünya görüşünü zehirleyebilir. Bunların hepsi çevresel, ailesel, belki genetik bile olabilecek yatkınlıklarla ilgili dikkat edilmesi gereken önemli konular.

Kariyerini ve rap camiasındaki şöhretini 2007 yılında Eksik Etek ismini verdiği ve içinde “Tekrar tekrar dinle, bak bir söz daha yerinde duramazsın, sen benim sevdiğim kız değil, s.ktiğim o. bile olamazsın” sözleri geçen şarkısıyla yapan Norm Ender, bugün yeni nesil rapçiler eleştirilirken, bir Endonezya marşından kopyalayarak yaptığı “Parla” marşıyla efsane olabiliyor.

Aynı şekilde yıllarca karı-koca olarak rap camiasında tanınan Sagopa Kajmer ve Kolera çiftinin ayrıldıklarında yaşadıkları da iyi örnek teşkil etmiyor. Eski eşi Sagopa Kajmer tarafından şiddete uğradığını, dayak yediğini, sakat kalma riski taşıdığını belgelerle ispat etmesine rağmen Sagopa Kajmer, Kolera’nın albüm çıkardığı gün yeni şarkı yayınlayıp eski karısına “motor, larva, seni d.zdüğüm güne lanet olsun” gibi sözler söyleyebiliyor. 

  • Kimin dışlanacağına algoritma karar veriyor. Sagopa Kajmer çok fazla dinlenildiği ve üzgün şarkıları büyük bir kitle tarafından sevildiği için belirli bir kitle dışında insanlar ona karşı omurgalı davranmakta zorlanıyor.

Belli camiaların kadını zorbalayan kişileri dışlayamayışı, toplum önündeki yüzlerce kötü örnek, bizi bugünlere getirdi. İbrahim Tatlıses "İmparator"luktan indi mi? Ahmet Kural komik mi? Bas gitarist Can Tunaboylu, yüzyüzeyken konuşabiliyor mu? Hatta ben bu yazıyı yazarken Altın Portakal’da aldığı ödül sonrası konuşma yapan oyuncu Nur Sürer, kadına şiddete karşı konuşup ödülü Nebahat Çehre’nin kemiklerini kıran Yılmaz Güney’e adamadı mı? Olmadı mı bunlar?

Ceza görmemiş bir suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur

Rap ile suç arasında ilişki kurmak en kısa yol. Memleketimizde kadının değersizleştirilmesi uzun zamandır bile isteye yokuş aşağı giden bir süreç. “Üç çocuk yapın,” “Doğum yapmak vatani görevdir” diyen, İstanbul Sözleşmesi’ni askıya alan, suçluya gereken cezayı veremeyen herkes suçlu. 

  • Belki de Türkiye’deki kadına şiddet probleminin en temel açıklaması olabilir; Marquis de Sade, “Ceza görmemiş bir suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur” demiş.

Toplum olarak kadın düşmanlarını kendi içimizde dışlamaz; siyasetçiyi, sanatçıyı, arkadaşı, ortağı, bakkalı, kasabı, terziyi buna göre seçmezsek yüzyıllarca aynı şeyleri konuşmayı sürdüreceğiz.

Kadınların yüzyıllar boyunca kat ettiği takdire şayan mücadeleden el ve yürek alarak kadın düşmanlığının kökleri dünyadan temizlenene dek devam edeceğiz!

Bu ülkede artık hiçbirimiz iyi değiliz. Kadınlar iyi değilse kimse iyi değil. Bu yüzden gençler de, şarkılar da, rap de iyi değil. Her gün en az üç kadın bir erkek tarafından öldürülürken de iyi olmayalım, punduna getirip muhalif sanatları yasaklamaya hevesli olanlara, toplumun hedefini şaşırtma uzmanı olanlara paye vermeyelim. Müziği susturmayalım ama sesini kısıp asıl meseleye odaklanalım!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Müjde Yazıcı Ergin

Gazeteci, belgeselci, müzik yazarı. Gazeteciliğe 2003 yılında Radikal gazetesi kültür sanat servisinde başladı. Milliyet, Milliyet Sanat, Cumhuriyet Pazar, Diken.com.tr gibi çok sayıda platformda yazıları yayımlandı. Ünkapanı, Das ist Musiki, Sert Ünlüler, Hep Hip Hop, Karşı Cins adını verdiği belgesellerin yönetmenliğini yaptı.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine