Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık ile ‘Sahibinden Rahmet’ üzerine

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Orta Anadolu’daki yoksul bir köye bir gece aniden meteor parçaları saçılır ve taşlardan en büyüğünü "hiçbir şeyi olmayan ama hiçbir şeye de ihtiyaç duymayan İrfan" bulur. Bir altın yumurtlayan tavuk hikayesi ya da diğerlerinin baskısıyla, istemeden para ve iktidar sarhoşluğunun esiri olan sıradan bir adamın dönüşüm hikayesi... Yönetmen ikilisi Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in ilk uzun metrajlı filmleri Sahibinden Rahmet, evrensel bir konuyu insancıl bir mizahla ele alıyor.
Geçen hafta Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden iki ödülle dönen filmin başrollerini Cem Yiğit Üzümoğlu ile Aslı İnandık paylaşıyor. İki oyuncuyla filmin Antalya gösteriminin hemen sonrasında biraraya geldik; Sahibinden Rahmet’i ve filmdeki karakterleri İrfan ile Münevver’i konuştuk.

Emre Sert ve Gözde Yetişkin, Antalya’da En İyi İlk Film ve En İyi Senaryo ödüllerinin sahibi oldu. | Kaynak: Antalya Altın Portakal Film Festivali
Olabilecek en sıkıcı soruyla, projeye nasıl dahil olduğunuzu sorarak başlayayım. Emre ve Gözde’nin ilk uzun metrajlı filmleri… Onlar sizi nasıl buldu, nasıl biraraya geldiniz?
Aslı İnandık: Emre zaten oyunculuğumu biliyor, videolarımı takip ediyormuş ama özellikle bir röportajımı izleyip beni çok sempatik bulmuş. Komedi ve dramı harmanlayabileceğimi düşünmüşler. Bir gün görüşmeye gittim, tanıştık; senaryoyu okuyunca da çok sevdim. Sonra da Cem’le olan süreçleri başladı.
Cem Yiğit Üzümoğlu: Benim ilk uzun metrajını çeken yönetmenlerle ilk çalışmam değil zaten. Her seferinde de çok mutlu ve memnun olmuştum, çok keyifli olmuştu. Bu filmde beni cezbeden şey de senaryo oldu. Tabii bir de Aslı. (Gülüyor.)
Aslı, komedi ve dramı harmanlamak dedin ya… Soluk’ta seni dramatik bir rolde de görmüştük ama özellikle videolarından dolayı daha çok bir komedi oyuncusu olarak tanınıyorsun. Komediyle tanınmanın dezavantajını hissediyor musun hiç?
Aslı İnandık: Artık bence bunu aştım. Soluk’a kadar böyleydi evet, doğru. Ama sonra bilinçli olarak çok fazla işe "hayır" dedim. Tiyatro yaptım, hem televizyon hem sinemada dram oynadım ve bence o algıyı kırdım.

Sahibinden Rahmet | Kaynak: Riders Film
Cem, sende de tam tersi bir durum var; tiyatroda sana çok güldüğüm olmuştu ama sinema ve televizyonda daha çok ciddi ve dramatik rollerle tanınıyorsun. Bu bir kara komedi, İrfan biraz daha komediye yakın bir karakter. Bu konuda bir çekincen oldu mu?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Bana komedi rolleri niye gelmiyor diye hiç üzülmüyorum çünkü hep kaçtığım bir şeydi komedi. Ben iki dramla girdim konservatuvar sınavına bile, komediden o kadar korkuyordum.
Muhtemelen Emre ve Gözde’nin mizah anlayışı ve Aslı’nın da dahil olduğu 5-6 kişilik çekirdek ekibimizin yardımıyla bazı şeyler şekillendi. Komedi öyle bir şey, tek başına yapılınca o kadar komik olmayabiliyor. Bu film bir kara komedi evet, ama bir yandan da hiç komik olmamaya çalışma gibi bir tarafı var. Çok dramatik bir yanı var. Biz onun içindeki komediyi diğer oyuncularla birlikte üretiyoruz. Tek başıma kalsam çok zorlanırdım ve çok beceriksiz olurdum. Dediğim gibi, hep kaçtığım bir şey komedi.
Aslı İnandık: Bu arada normal hayatında ne kadar komik olduğunu da görüyoruz tabii…

Sahibinden Rahmet | Kaynak: Riders Film
Bu bir kara komedi olmanın yanında bir “altın yumurtalayan tavuk” hikayesi… Çok hoşuma gitti bu tanım, tanıtım metninde İrfan karakterinden “Hiçbir şeyi olmayan ama hiçbir şeye de ihtiyacı olmayan İrfan” diye bahsediliyor. Neden böyle İrfan?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Film her ne kadar gerçek olaylardan esinlenmişse de belli yerlerde o gerçekçilikten çıkıp da uçlara saptığını düşünüyorum ve bunu da bilinçli bir tercih olarak görüyorum. Meseleyi aşırı saflaştırmak ve siyah - beyaz hâline getirmek değil, biraz daha stilize bir karakter yaratımı var. Emre ve Gözde’nin yazarken yaptıkları bir tercih bu. İrfan bir avcı bile değil, bir toplayıcı, o kadar primitif bir zamanda yaşıyor. Mantar topluyor, biber asıyor, böğürtlen topluyor… Telefon var ama ilgilenmemiş, radyo var ama dinlemiyor, aklında bunlar yok. Hep doğayla iç içe bir karakter yaratımı var ve biz bu kadar hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir adamın başkalarının beklentileri ve başkalarının arzularıyla bir arzu sahibi olmasını görüyoruz. Bir arzu nesnesi beliriyor onun için, var olmayan bir hayali gerçek olmaya başlıyor.

Sahibinden Rahmet | Kaynak: Riders Film
Film, Çankırı’da Yeniceköy’de çekilmiş, Emre’nin memleketinde… Emre senaryoyu doğrudan burayı düşünerek yazdığını söylemişti hatta. Siz çekimler sırasında, bulunduğunuz köy ile senaryodaki köy arasında bir fark gördünüz mü?
Aslı İnandık: Bana çok yabancı değil aslında, benim de baba tarafım Çankırılı. Uzaktan akraba bile çıkabiliriz Emrelerle. Ben köyümüze çok eskiden, çocukken gitmiştim. Hatta adı İnandık köyü… Senaryoyu okurken de hep kurak bir İç Anadolu köyü betimlendiği için çok örtüşmüştü benim kafamdaki resimle. Bizim çekimleri yaptığımız ev, görece daha yeşil ve ferahtı, bir tek o anlamda biraz farklılık hissetim diyebilirim.
Köy halkı filme bir şekilde dahil oldu mu?
Aslı İnandık: Oldular. Yerel kast vardı ve bence çok iyi iş çıkardılar. Hiç zorlaştırmadılar işimizi, tam tersi kolaylaştırmaya çalıştılar. Ne yapmak istesek kapılar açıldı.
Cem Yiğit Üzümoğlu: Gurur duyup, mutlu olup sahiplendiler filmi, canla başla çalıştılar. Özverili oyuncuyla özverili yerel halk buluşmuş oldu.

Sahibinden Rahmet | Kaynak: Riders Film
Karakterlerinizin kendi hayatınızla, kişisel bir bağ kurduğunuz yanları oldu mu?
Cem Yiğit Üzümoğlu: İrfan benden çok uzak bir karakter. Açık ve net bir şekilde söyleyebilirim, bugüne kadar farklı farklı karakterler oynadım ve hepsini derinlemesine anlamaya çalıştım ama hiçbir karakter İrfan’ı oynarkenki kadar zor gelmemişti bana. İkna olmam çok zor oldu İrfan karakterine. Film çıktıktan sonra da bu süreç devam etti çünkü görmek istediğim şey Cem’in zerresinin olmadığı, o primitif dünyasında hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hiçbir bilgiye sahip olmayan bir kişiydi.
Aptallık ya da cahillikten bahsetmiyorum; ilgisi, bilgisi, bir düşüncesi, merakı olmamak… Bu ince çizgiyi tutturabilmekti zor olan. Yüzde yüz başarılı olduğumu da düşünmüyorum zaten. Ne yazık ki ben pek çok şey biliyorum ve pek çok şeyin içinde büyüdüm; bugün buradan bir insanı geri götürüp de neandertallerin arasına atmak gibi bir şey beni İrfan’la yürütmek. Benim en çok uğraştığım şey de bu oldu zaten: Ses tonu, saflık değil, köylü nasıl yürür, nasıl konuşur değil; o gözünün ferinde olmayan o bilgi… Ben bu bilgiyi nasıl yok ederim diye uğraştım sürekli, oraya takıldım.
Aslı İnandık: Münevver’i İrfan’dan ayrı bir karakter de olarak ele alabiliriz tabii ki ama benim gördüğüm, Emre ve Gözde’nin de beni çekmeye çalıştığı yön onların çevrelerine rağmen anaerkil bir aile yapısı içinde olduklarıydı. Biraz daha söz sahibi olan kişi de Münevver. Alışık olduğumuz bir karı-koca ilişkisi görmüyoruz biz burada. Daha arkadaş olabilmiş, daha konuşabilmiş, daha yatağa yattığında hemen sevişmemiş de önce gülüşmüş iki kişi okumak çok hoşuma gitmişti öyle bir köyde. Ne şartlarda evlendiklerini bilmiyoruz, belki görücü usulüyle evlenmişler ama çok güzel bir dostluk kurmuşlar. Ve Münevver o küçük dünyalarında kendine bir alan yaratmış ve orada mutlu, o da daha fazlasını istemiyor. Bir paranın, malın, mülkün gelme olasılığı Münevver’i heyecanlandırmıyor bile. Onun tek derdi o aileyi muhafaza edebilmek.
Münevver de benim çok fazla empati kurabildiğim bir karakter değil. Aile yapısıyla, sosyoekonomik, sosyokültürel yanıyla çok farklı. Yine de, dürüst olmak gerekirse, ailemden dolayı hocalara gitmek, büyü bozdurmak gibi şeyleri tanıyorum. Ben de, babam da bunlarla çok savaştık. Bu kadar savaştığım bir şeyi oynamak, bu kadar savaştığım bir şeyle empati kurup onunla hemhal olmak benim için de biraz zordu. Bir yandan da İç Anadolulu olmak, ağza yabancı olmamak, Çankırı’ya birkaç kez gitmiş olmak işimi kolaylaştırdı, bunların avantajını kullandım.
Şiveyi soracaktım ben de, nasıl ve ne kadar çalıştınız bu konuda?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Çalıştık, çok çalıştık. Aslında hepimizin Ankara ve çevresi kültürel bilgisi vardı ama Aslı ve Ozan gibi ağzını açtığı anda Ankaralı ve Çankırılı olan aşırı yetenekli oyuncular dışında, çalıştık.
Aslı İnandık: Ben de çalıştım, öyle deme. Evet, kulağımda hep bir Ankara şivesi var. Ne olursa olsun çocukluğumdan beri o k’lerin g’ye döndüğünü duyarak büyüdüm dolmuşta, sokakta… Çankırı’da biraz daha belirgin ama bu sanki, daha köşeli. Biraz abarttığında da karikatürize olma riski çok yüksek ama. Ben de o ince ayarda zorlandım, akort etmek zorunda kaldım kendimi diyeyim.
Peki Aslı, bir kadın karakter olarak Münevver’in iyi yazıldığını düşünüyor musun?
Aslı İnandık: Evet, düşünüyorum. Senaryoyu okuduğumda gerçekten hiç düşünmeden ben varım dedim. Okumayı bir çırpıda bitirmiş, Münevver’i de çok sevmiştim. Münevver’in daha İrfan’ın karısı gibi tasarlandığı, öyle yola çıkıldığı ama süreçte Gözde’nin baskısıyla kendi yolculuğu da olan bir karaktere dönüştüğünü söylüyor Emre ve Gözde. Bence çok daha iyi olmuş, filmin de daha çok katmanı olmuş. Münevver’i güçlü buluyorum, bulunduğu coğrafyaya göre karakterli ve devrimci buluyorum.
Devrimci demişken, bu film politik bir film mi bir anlamda?
Aslı İnandık: Burada ben şapkamı önüme koyup Cem’e dönüyorum.
Cem Yiğit Üzümoğlu: Yani muhakkak politik bir film. En basitinden, Amerikalı'ların gelip 10 dolar fazla vereceği o ekonomi politiği ve Amerikan rüyası, o daha fazlasını istemeye dair kapital beklenti… Kendi köyleri içindeki hizipleşme, başkalarının alanına girme, başkalarından taş çalma, kavgalar, gürültüler ve bunun gibi birçok şey toplumun değerlerine dair bir politik söylem olarak okunabilir.
Güzel bir ayna tutuyor ve tüm bunları biraz eğlenceli bir dille söylediği için süreç boyunca gülüyoruz ama sonra güldüğümüz şey bu adamın başına geldiği için üzülüyoruz. Bu adam 600 bin lira kazanabilecekken 300 bin lira kazandı diye üzülüyoruz çünkü biz de 600 bin lira kazanmasını istiyoruz o adamın. Bizi de o dünyanın içine sokuyor bu film, o anlamda başarılı bence.

Sahibinden Rahmet’in dünya prömiyeri Şanghay’da yapıldı. | Kaynak: Şanghay Film Festivali
Film henüz sadece Şanghay ve Antalya’da gösterildi. İzleyici tepkilerinde dikkatinizi özellikle çeken bir şey oldu mu?
Aslı İnandık: Şanghay’da fiziksel komediye çok güldüler. Bir mimik ya da bir düşme ile salon kahkahaya boğuldu.
Cem Yiğit Üzümoğlu: Antalya seyircisi de çok sıcak karşıladı, çok sevdiler. Kültürel kodları da iyi çalışıyor, seyircinin olumlu karşıladığı bir film oldu.
- Sahibinden Rahmet, Şanghay’daki dünya prömiyeri ve Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki gösterimlerinin ardından bugün Başka Sinema salonlarında gösterime girdi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




