Cemiyette Pişiyorum: Dünyadaki punk gruplarına göre daha duygusalız

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2000’lerin başında yeni müzik keşif mekanlarından biri Taksim Tünel’in oradaki ara sokaklardan birinde olan Laylaylom’du. Ben de Cemiyette Pişiyorum’u ilk kez burada izlemiştim. O dönem İstanbul’da punk’lar Taksim Tüyap’ta (artık burada TRT Tepebaşı Stüdyoları var) ya da Arka Sokak’ta takılırdı. Kimsenin ne iş yaptığı ya da hangi okullarda okuduğu önemli değildi; saatlerce sadece müzik üzerine konuşulurdu. Buralarda toplanıp konserlere gidilirdi, ben de birçok müzisyeni bu kalabalıklarda öğrendim.
O sokaklardan çıkan Cemiyette Pişiyorum, müzik yapmayı asla bırakmadı ve Türk punk sahnesinin en önemli isimlerinden biri oldu. Tolga Can Saygılı ve Ali Özdemir’den oluşan grup, geçen hafta 10 şarkıdan oluşan Endüstri albümünü yayımladı. Grup ile 8 Kasım’da sahne alacakları Salon İKSV’de buluşuyorum ve Cemiyette Pişiyorum ölüm, yalnızlık, depresyon ve umut temalarının öne çıktığı Endüstri’yi anlatıyor.
Endüstri ses kalitesi açısından en iyi albümünüz. Diğer albümlerinizde de çok sevdiğim şarkılar var fakat dijital müzik dinleme platformlardaki versiyonlarının sesi iyi olmadığı için bağ kuramıyorum.
Tolga Can Saygılı: Albümü Nekropsi’nin stüdyolarında kaydettik. Biz bu işlere daha önceden çok önem veren insanlar değildik. Bahsettiğin albümlerdeki şarkılar aslında demo versiyonları ile orada. O şarkılar duygusal yönüyle götürüyor kendisini. Belki daha iyi bir ses kalitesi ile yeniden kaydedersek çok başka yerlere gidecekler.
Ali Özdemir: O şarkıları imkansızlıktan, çok basit amfiler ile kaydetmiştik. O yüzden havası çok değişik. Birkaç grup birleşip bir ev stüdyosunda yapmıştık. Üretken bir dönemdi.
Endüstri’deki şarkılar kaç yılda ortaya çıktı?
Tolga: Demolarına baktığında 2014-2015’ten gelen şarkılar da var. Tamamlanıp bu hâle gelmesi ve kayıt yapmamız zaman aldı. Modası geçmiş şarkılar gibi gelebilir ama modaya göre şarkı yapmıyoruz. Özellikle 90’lar tadı vermesi için formüle edilen şarkılar var.

Hangi şarkılar onlar?
Tolga: Cennet mesela...
Aşk ve Anarşi’nin intro ve outro’sunu beğendim. Yineleyeceğim ama sizden böyle temiz bir kayıt dinlemek de garip hissettiriyor.
Tolga: Gerçek değilmiş gibi. Bir kitle vardır distortion’dan korkar, duyduğu anda şarkıyı kapatır. Asla şarkının verdiği duyguya ulaşamaz. Onları da yakalamaya çalıştık. Hafif başlayan biraz hızlanan şarkılar...
Ali: Murat Gülbay yaptı bu kaydı. Üç senedir bütün konserlerde bizim tonmeister'liğimizi yapıyor. O yüzden sound’umuz da çok iyi oldu.
Tolga: Tamam, çok büyük kitlelere ulaşamıyoruz belki ama en azından ilk 20 yıl yapamadığımız bir ses kalitesine ulaşmak istedik. Net bir duyum daha çok şey verebilir insanlara. Konsere gelenler eski şarkılar için "Kayıtlar çok kötüydü ama burada çok iyi" diyor. O yüzden bu albümü kaydederken ses kalitesine çok daha fazla önem verdik. Simit alacak param yokken ses mühendisi tutuyorum. Saçma bir yere yatırım gibi ama değil aslında, uzun vadede iyi olacak.
'Biriken şarkıları yayımlamazsan hasta oluyorsun'
Uzun zaman sonra bu şarkıları bir albümde toplama fikri nereden çıktı?
Tolga: Bizim geleneğimiz albüm yapmak. Bana kalsa albümü 2015’te yayımlardık. O şarkılar birikiyor. Onları yayımlamazsan hasta oluyorsun fiziksel olarak. Vücudunda yaralar falan çıkmaya başlıyor. Bu şarkıları çıkarmamız lazımdı.
10 yıl önce yazdığınız ve sonrasında kaydederken yabancılaştığınızı fark ettiğiniz şarkılar oldu mu?
Tolga: Çoğu öyle. İlk demo'suyla son demo'su arasında başka bir şarkıya dönüşmüş. Dil yaşayan bir şeydir ya, şarkılar da öyle. Bir de çalışa göre de değişiyor. Sahnede daha rahat çalacağın yere doğru kayıyor şarkı. Çünkü mantık olarak sürekli aynı şeyi çalmak ve monotonluğa girmek bir sıkıntı. O ruhu kaybediyorsun sahnede bir süre sonra. İnsanları kandırmış da oluyorsun. Gerçekten zevk almıyorsun. 25 yıl aynı şarkıyı aynı şekilde çalmak, sıkıcı oluyor.
Söz ile müziğin dengesini nasıl ayarlıyorsunuz?
Tolga: Bir kalıp üzerinden gidiyoruz. Genelde ben iskeleti yapıyorum ve şarkıyı getiriyorum, Ali de baslarını yazıyor. Değişecek bir yer varsa ve bu durum anlamı veya ruhu değiştiriyorsa ona göre değişiklik yapıyoruz.
Ali: Değişecek yer varsa kavga da ediyoruz.
Hangi şarkıda o kavga edildi?
Tolga: Hepsinde. Psikolojik baskı kurarak kazanmaya çalışıyorum.
Ali: Tek nota üzerinden kavgaya tutuşmuşluğumuz bile var.
Tolga: Basılan nota yanlış değil ama kafamda bir kalıp var. “Öyle olmasa daha iyi”ye getiriyorum. Bir şekilde fikrimi Ali’ye zorla kabul ettiriyorum. (Gülüyorlar)
'Hiçbir parkta özgür değilsiniz'
Albümü anlatan şarkı Endüstri mi? Çünkü kendi içinde çelişkili sözler var. Bir yerde “yalnız kal” derken başka yerde “yalnız kalmaman gerek” diyebiliyorsunuz...
Tolga: Farklı dönemlerde yazıldığı için şarkılar biraz kafa karıştırıyor. Parklar şarkısı Gezi Parkı hakkında sanılıyor ama, “Zafer kazandık, oi, oi, oi” gibi bir punk şarkısı değil kesinlikle. Daha içsel bir şey.
Ali: Daha sinik bir şey.
Tolga: Daha samimi diyelim aslında. Ben çok bir şey kazandığımızı düşünmüyorum şu an. Gezi Parkı ile alakası var ama tamamen ona yorulmamalı. Gezi Parkı sadece şarkıda geçen parklardan biri. Başka bir açıdan bakınca istediğiniz parkta oturun, hiçbirinde özgür değilsiniz. Çünkü bir şey kazanmadık aslında.
Mesela bir röportajınızda “Ankaralı punklar parkta, İstanbullular sokakta takılır” diyorsunuz. Ona minik bir gönderme olabilir mi?
Ali: Öyle bir şey vardı. Ankara’nın punk tayfasının kendi kültürü vardı. Onlar gerçekten parklarda toplanırdı. Onların “mini bar” diye de bir kültürü var. Herhangi bir dükkanın önüne bir şey koyup bar hâline getirip orada toplanırlardı.
Tolga: Ankara’da toplu olarak hareket ediliyordu. İstanbul’da ise 20 kişi varsa, 20’si de farklı kültürden gelirdi. Metalci de tinerci de orada durabilirdi. Daha açık bir komünite vardı. Tam metropol...
Ali: Bizde parka gitme kültürü yoktu. İzmir’de daha Orange County gibi skate park kültürü vardı.
'Seksist kelimeler kullanmamaya dikkat ediyoruz'
Sözlerde artık seksist kelimeler kullanmıyorsunuz.
Tolga: Özellikle dikkat ediyoruz. Ben şu an 50 yaşına gelmek üzereyim, 20 yaşındaki gibi düşünmüyorum. Gerçekten seksist olan eski şarkılarımız var. Bunların kötü bir şey olduğunu bilmeden yaptık. Kimse söylemedi veya o dönemde idrak edemedik. Çocuktum yaptım ve şu an onu devam ettirmiyorum. Konserlerde o şarkıları değiştirerek söylüyoruz. Mesela “karılar” yerine “paralar” diyoruz bir şarkıda.
"Pendor Kızı Sürtüye" mesela…
Ali: Aslında kızın karşısındaki erkekle dalga geçiyoruz. Kızla alıp vermediğimiz bir şey yok. İki tarafa da laf çakıyor aslında orada.
Tolga: Oradaki “sürtüye” kelimesi belki biraz düşündürebilir ama sanıldığı gibi bir anlamı yok.
Mizah dergileri de o dönem çok seksist bir dile sahipti.
Tolga: Ortam öyleydi. Bunun savunması olmaz ama değinilmesi gereken nokta şu an böyle düşünmediğimiz ve artık onun yanlış olduğunun farkında olmamız.
Günümüzde punk kültünün karikatürize edildiğini düşünüyor musunuz?
Tolga: Ediyorlarsa da tam olmuyor, başaramıyorlar, kötü oluyor.
Les Benjamins’in punk koleksiyonunun belgeselinde yer almanız da eleştirmişti bu yüzden…
Tolga: Orada yer almamızın nedeni para yani “endüstri”... Sanatsal veya teknik detayına girmiyorum. Sana diyorlar ki, “Bir konser olacak gelip burada çalar mısın?” Sahneye bakıyorsun, gidiyorsun ve çalıyorsun. Sonra da linçe uğruyorsun. Benjamins’in ne markası olduğu, ne yaptığı da umurumda değil. Türkiye’de punk’a destek veren başka paralı bir şey gösterin bana!
Belgeselde, “Les Benjamins ürünleri alın” demedik. Punk hakkında soru sordular ben de büyük ihtimal “Bilmiyorum” dedim. Kendimizi anlattık. Orada bir mont verdiler, arkasında kuru kafa vardı onu parçaladım. Markası umurumda değil. Marka takıntısı olan biri buna dokunmaz. O yüzden parçalıyorum ve yeniden inşa ediyorum.
Dünden bugüne baktığınızda konser kitleriniz nasıl bir değişiklik gösteriyor?
Tolga: Bir kere her yaştan insan var. Seven gerçekten seviyor ve çocuğuna torununa dinletiyor.
Ali: Pandemide Z kuşağı tarafından keşfedildik. Sonrasında bir rağbet oldu. Seven gerçekten seviyor, sevmeyen nefret ediyor.
Aldığınız en sert eleştiri neydi?
Tolga: Gerçekten sevmeyenlerde ılımlılık yok, yorumlardan anlıyorsun. Adam kötülemek için konsere gelmiş, tek bir şarkıdan başka bir şey dinlememiş. 150 şarkım var, birine bakıyor ve küfrü basıyor, geçiyor. Teknik olarak bir şey söyleyemezler çünkü biz virtüöz olduğumuzu veya süper müzik yaptığımızı iddia etmiyoruz. Biz distortion çocuk şarkıları yapıyoruz. Neyi iyileştireceksin? “Kötü” bile desen, tamam kötü o zaman dinleme.
Seyirci eskiye göre daha mı coşkulu yoksa geride kalmayı mı tercih ediyor?
Tolga: İlk defa veya kız arkadaşı ile gelenler kafa göz kırılmasın diye biraz uzakta duruyor. Ama merak da ediyor. Aslında içine girdiğinde, düşeni gerçekten kaldırdıklarını görünce birkaç konser sonra en önde durmaya başlıyorlar.
'Sentez müzikten nefret ediyoruz'
Ergenken aşk acısı çektiğimde sizin şarkılarınızı dinlerdim. Aslında punk şarkısı ile üzülmek biraz tuhaf...
Tolga: Öyle zamanlardan sonra yazıldığı için, oradan geliyor. Bu albümde de epey aşk acısı şarkısı var.
Ali: Türkiye’deki punk gruplarında genel bir duygusal tavır var. Dünyadaki punk gruplarına göre daha duygusalız. Herhalde bu ülkeyle alakalı.
Tolga: Arada kalmış bir şey var burada... Ne Avrupa’sın ne Asya’sın ne Amerika’sın.
Ali: Doğu felsefesi gibi mantık yoktur bizde, duygu hep daha öndedir. O artık, bütün bu topraklarda yaşayan insanların içine işlemiştir.
Türk punkı'ndaki şarkılar bu yüzden mi daha duygusal?
Ali: Şöyle bir şeyi fark ettim, Türkiye’de punk dinleyen kitle de yabancı punk gruplarından çok Türk punk gruplarını dinliyor ve seviyor. Bizim beslenmemizde öyle bir şey yoktu. Biz direkt yabancı punk gruplarıyla beslendik. Çünkü çok azdı Türkçe sözlü punk üretimi.
Tolga: Olsa da dinlemezdim herhalde.
Neden? Gençken insan daha mı keskin oluyor müzik anlayışı bakımından?
Tolga: Keskinlik değil ama şu an gitar çalıp türkü söylüyorlar Türk rockı'nda. Öyle şeylere maruz kalmamak için, kirlenmemek için. Bana sentezden ziyade olmaması gereken bir şey gibi geliyor. O konuya biraz daha sert bakıyorum.
Siz hiçbir zaman müziğinize tef, saz gibi Doğu enstrümanlarını katıp sentez yapmadınız...
Ali: Nefret ediyoruz o işten.
'Single makaleyse albüm kitap, biz kitabı tercih ediyoruz'
Geçiminizi müzikle sağlamıyorsunuz değil mi?
Tolga: İmkansız, video edit işleriyle uğraşıyoruz. Bağımsız çalışıyoruz ve bir yere bağlı değiliz. Minimal yaşadığımız için yetiyor bize. Bir aile yükümlülüğümüz yok. Tek başına yaşayan garip herifleriz. Çok maliyetimiz yok.
Ali: Ama bazen müzik de idare ediyor.
Tolga: Dönemsel oluyor. Müzik kendi stüdyo masrafını ancak çıkarıyor. Müzik çok masraflı bir iş. Bir konser veriyoruz, teknik ekibin de ödemeleri var, 100 birim alıyorsak 30 birimi ancak bize kalıyor. Büyük festivallerde çalmak gerekiyor. Ama punk gruplarını diğer festivallerde çok tercih etmiyorlar. Punk damgasını yiyince, imkansız.

Fotoğraf: Onur Girit
Sadece punk çatısı altında olan festivallerde sahne alıyorsunuz. Geçen yaz birçok festival düzenlendi ve line up’larında yoktunuz...
Tolga: Festivalin isminde kahve geçiyor, orada biz sahneye çıkıp baltayla her şeyi parçalayacağız diye mi düşünüyorlar acaba?
Ali: Biz başvurmuyoruz ki festivallere.
Tolga: Başvursan kabul mü alacaksın? Öyle değil ki o işler. Ahtapot gibi muhabbetler var. Herkes kendi tanıdığını sahneye çıkarıyor. Ben liseli gibi, “Benim grubum var, 30 yıldır çalıyorum” diyemem. Yaşayanları duyup bildiğim için bunu yapmıyorum. Her şeyi deneyimlemem mi lazım? Olmayacağını biliyorsun.
Ali: Zaten bir senedir albümle uğraştığımız için özellikle olmadı.
Albüm yayımlanınca bir rahatlama oldu mu?
Tolga: Tabii ki. Ama biz şu an şarkılara çok maruz kaldığımız için albümden nefret ediyoruz. Sanırım insanların idrak etmesi biraz zaman alacak. Çünkü yakın çevremizden bile “Ne, albümü mü çıkıyor?” diyenler oluyor. Onlar bile böyle diyorsa uzaktaki insanlar için gerçekten bir süre gerekiyor. Benim tahminim seneye Mayıs’ta ekstra bir yükseliş olacak. O zamanlarda festivallere katılabilirsek iyi olacak. Şu an bizim amacımız “Süper bir şey, patlayacak, ünlü olalım” değil. Bir sonraki albümü maddi olarak kotarması.
Ya da diğer albüm için manevi destek mi?
Tolga: Onda sorunumuz yok. Diğer albüm de olmak zorunda zaten. Dedim ya hastalık gibi bir şey bu. Ben bulaşık yıkarım yine yaparım bu işi, sorun değil. Ama maddi olarak biraz getirisini alsak rahatlarız.
Peki bu albümü canlı olarak çalmayı nasıl hayal ediyorsunuz?
Tolga: Cennet’i merak ediyorum. Çünkü birkaç kişinin daha vokalde bana yardım etmesi gerekiyor. Kimse etmeyeceği için nasıl olacak bilmiyorum. Onu 3-4 şarkılık eforla söylediğim için zorluyor. Kasım’da Salon İKSV’de arka arkaya iki konser vereceğiz. Onun planlarını yapıyorum şimdi.
Ali: Baslarını en çok sevdiğim şarkı Acının Yelkeni. Çok güzel bas yazdım. Ama en sevdiğim şarkı Hüsran.
Bu şarkı sözlerine baktığınızda duygu anlamında geçmişten bugüne hayatınızda nasıl bir değişiklik olmuş?
Tolga: Çok daha karanlık. Ölüm, yalnızlık, depresyonu aşırı derecede barındırıyor ama bir hype içinde. Hani bunlar birleşip güzel bir yere varacakmış gibi. Hüsran’ı dinlerken hüzünlenebilirsiniz ama aslında olay o değil. Biri ölmüş, yas şarkısı ama tüm albüme bakınca hayat devam ediyor. Umut veriyor. Albümün güzelliği o işte. Single, tüketim toplumu olayı... Single’ı çıkarıyorsun ve bir hafta sonra anlamıyla birlikte kendi de bitiyor. Single makaleyse albüm kitap. Biz kitabı tercih ediyoruz.
Dinleyici her seferinde yeni bir söz ya da sound mu bulacak?
Tolga: Geniş zaman olarak bırakıyoruz bazı şeyleri. Çünkü ben de bazen yazarken ne düşündüğümü hatırlamıyorum. “Niye öyle dedim acaba” dediğim yerler oluyor. Çok sert bir nokta koymaktansa hissi dinleyene bırakmak daha iyi. Dinleyici başka bir anlama yoruyor ve asıl anlam da onların ki.
Ali: Biz yavaş ama emin adımlarla ilerledik. O yüzden de dinleyici bizi anlayıp tüm albümü dinlemeyi tercih ediyor. Kesme Şeker’i çok severiz. Onun da bizim gibi bir dinleyici kitlesi vardır. Albümü açar ve baştan sona dinler.
'Punk kültürü yeniliğe kapalı'
Punk kültüründe yeni üretimler azaldı mı?
Tolga: Biraz kıt sanki. Şuna takılmışlar, “bu gerçek punk, bu değil.” Orijinal şeyler de çıkıyor. Oldschool olanı gerçek gibi algılıyorlar. Böyle bir furya var. Yeniliğe kapalılar ve bunun farkında değiller. Değişik bir şey görünce fazlasıyla korumacı bir içgüdüye sahipler. O kafa yüzünden gelişmiyor bu sahne.
En son neleri çok sevdiniz?
Ali: Goblin Daycare bayağı iyi. Egg-punk diye bir şey yapıyorlar. Sahne performansları da çok iyi. Cerahat 40K diye bir grup var. Onlar daha çok metal ve hardcore çalıyorlar.
Tolga: Ben müzik dinlemiyorum. İlgimi kaybettim.
Ali: Ben tam aksine hep yeni bir şey kovalıyorum. Japon punk grupları buluyorum.

8 Kasım’daki Salon konseri nasıl olacak? İlk kez reaksiyon alacaksınız.
Tolga: 25 yıldır aynı şarkıları çalmaktan çok sıkılmıştık. O şarkıları çalacağız, üstüne yenilerini çalacağız. Bir de iki konser üst üste olacak. Toplamda 160 dakika çalacağız. Yeni 10 şarkıyı ekleyince eski şarkılardan bazılarını eleyeceğiz setlist'ten. Bu sefer sahnede konuk istemiyoruz.
Ali: Artık duo olarak takılıyoruz. Çünkü davulcularla maceralarımız bizi çok yordu. Konserlerde dışarıdan eşlik eden arkadaşlarımız olacak. Emre Yıldız albümde çaldı. Konserde Sarp Çehreli eşlik edecek bize.
- Cemiyette Pişiyorum figürleri: Cemiyette Pişiyorum’un Endüstri albümü 10 Ekim’de çıktı. Albüm kapağı MRE tarafından tasarlandı. Grubun bu albüme özel figürleri ise Kilink Custom Toys tarafından yapıldı. Koleksiyon değeri olan figürlerin her birinin kutusunun içinde albümün kasedi, arkasında farklı bir desen var. 25 tanesini biraraya getirdiğinizde MRE’nin yaptığı albüm kapağının tablosu ortaya çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


