Çift kitle formülü: Yapay zeka çağında markalar nasıl inşa edilecek?

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Ekim ayının sonunda OpenAI, yerleşik ChatGPT içeren web tarayıcısı ChatGPT Atlas’ı tanıttı. Lansman videosunda kullanıcı, tarayıcısını açıp marketten gıda alışverişi yapıyordu. Fakat bu kez marketin internet sitesine girerek değil, bir “yapay zeka asistanı” aracılığıyla...
- Atlas, kullanıcının daha önceki alışveriş alışkanlıklarını ve tercih ettiği ürünleri analiz ediyor, seçenekleri karşılaştırıyor, öneriyor ve hatta sepete ekliyor. Kullanıcı artık yalnız değil. Onun yerine düşünen, eleme yapan, karar veren bir dijital vekili var.
Peki eğer artık insanlar marka tercihlerini yapay zeka yardımıyla yapacaklarsa markalar kimi hedeflemeli, kime iletişim yapmalı? İnsana mı, yoksa o insanın kullandığı yapay zekaya mı?
Huniyi öldürme zamanı
Pazarlama dünyası yıllardır “tüketici yolculuğu” denen huni şeklinde bir akışı esas alıyor. Bilinirlik, değerlendirme, karar, sadakat… Bu lineer ve rasyonel akışın gerçeği tam yansıtmadığını bilsek de, planlama yapmayı mümkün kıldığı için kullanmayı tercih ettik. Ancak 2025'te, huniyi öldürmenin zamanı geldi.
“Tüketici yolculuğu” ndaki aşamalar hedef kitlenin sadece insan olduğu bir dönemde, insanın içinden geçtiği aşamaları temel alarak yazılmıştı. Günümüzde bizim yerimize eleme yapan ve satın alma kararını veren yapay zeka asistanlarıyla tek bir tüketici yolculuğundan bahsedemeyiz.
Marka seçimini yapay zekaya bırakmak
ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya'da yapılan bir e-ticaret araştırmasına göre kullanıcıların yaklaşık yarısı, en az ayda bir kez, yapay zeka önerisiyle alışveriş yapıyor. ABD'deki Z Kuşağı ve milenyum kuşağının %60'ından fazlası yatırımlarını yönetmek için yapay zeka önerilerini takip ediyor. Gartner’a göre 2026 yılında tüm aramaların %25’i yapay zeka aramasına kayacak.
- Tüm bu işaretler, yapay zekanın tüketici tercihlerini yönlendirmedeki önemini gösteriyor. Yeni lanse edilen asistanlar yaygınlaştıkça insanlar yapay zekayı sadece “tavsiye almak” için değil—karar verme yükünü devretmek için de kullanacaklar.
Bu durum yalnızca teknolojik gelişmelerle ilgili değil, yıllar içinde artan ürün ve marka sayısıyla da ilgili. Her kategorideki marka sayısının artması seçenek bolluğu ve dolayısıyla karar yorgunluğu yaratıyor. Ve karar yorgunluğunun en kolay çözümü, “Benim yerime seç” demek.
Yapay zeka modellerinin artısı, süper kişiselleştirme yetenekleri. Kullanıcı geçmişi, geçmiş yazışmalar ve detaylı komutlar sayesinde aynı soru için herkese özel cevaplar sunabiliyorlar. Bu sayede “benim yerime seç” sonuçları, bugüne kadar arama motorlarında ya da internet deneyiminde görmediğimiz kadar tatmin edici olabiliyor.
'Yapay zeka seçilebilirliği olan' marka nasıl olur?
Burada yeni bir kavram doğuyor: Markanın yapay zeka tarafından seçilebilir olması. Bir yapay zeka asistanı, kullanıcıya “şunu al” derken markanın hikayesini değil, veriyle ispatlanabilir değerini okur. Bu, ürünün veri yapısından görsellerin etiketlenmesine, oradan müşteri yorumlarının tutarlılığına kadar uzanan teknik bir bütünlük gerektiriyor.
- Bir markanın websitesi, sosyal medya dili, ürün açıklamaları ve görsel evreni artık sadece kullanıcıya değil, onun yapay zeka asistanına da sinyal göndermeli.
Marka stratejisi açısından büyük bir dönüm noktasındayız. Kavramlar bile yeni yeni oturuyor. Yılın başında AIO (Yapay Zeka Optimizasyonu) diye tanımlanan kavram, yılın sonunda GEO (Üretken Motor Optimizasyonu) olarak anılmaya başlandı. Artık markalar için GEO, SEO'dan (Arama Motoru Optimizasyonu) daha da önemli olacak.
- SEO’nun aksine, GEO, Büyük Dil Modellerini (LLM) eğiten veriyi düzenlemekle ilgili ve marka içeriğinin yapay zeka modelleri için hem keşfedilebilir hem de bağlamsal olarak ilgili olmasını sağlıyor.
Büyük iletişim holdingleri son yıllarda satın aldıkları teknoloji şirketleri sayesinde bu alanda yeni ürünler lanse ediyor. Mesela, Omnicom’un PR ayağı olan OPRG, AI Optix’i bu yıl lanse etti. Ben de HeimatTBWA\, Ketchum Almanya ve Credera’nın ortak geliştirdiği modeli yakından inceledim. Bu modeller önce ChatGPT, Perplexity, Gemini, Claude gibi yapay zeka modellerinin markanız hakkında neler söylediğini analiz ediyor. Bilgiyi nereden aldıklarını ve sizi rakiplere karşı nasıl konumlandırdıklarını belirliyor. Sonrasında da markaların görünür ve güvenilir olması için marka içeriklerini tekrar yapılandırıyor, optimize ediyor.
Bu yeni dünyada, markaların kurumsal jargondan uzaklaşması, daha net ve bağlamına göre bilgi vermesi gerekiyor. Çünkü yapay zeka modelleri artık daha çok bilgi kartı (flashcard) gibi işliyor. Doğrudan ve kesin bilgi veren içerikleri tercih ediyorlar.
Haber kuruluşları, mikro influencer’lar, düşünce liderleri ve Reddit gibi topluluk platformları yapay zeka modellerini etkileyen bilgi kaynakları. Yeni dönemde markaların bu üçüncü taraf (third-party) içeriklerde nasıl yer aldığı, kendi websiteleri ve sosyal medya hesapları kadar önem kazanacak.
Dijital standardizasyonun ötesine geçmek
Bu dönüşümün tehlikeli bir tarafı da var. Yapay zeka seçilebilirliğine fazla odaklanmak, markaları dijital standardizasyona sürükleyebilir. Herkes aynı metrikleri optimize etmeye çalışırsa sonunda herkes aynı görünür. Teknik yeterlilik, tek başına markayı “yaşayan” bir varlığa dönüştürmez.
Bir insan markayı görür, hisseder, değerlendirir. Ama yapay zeka, markayı sadece veri olarak görür. Fiyat, stok, teslimat süresi, yorum puanı, tıklanma oranı… O, duygusal bir bağ kurmaz, yalnızca seçer ya da eler. İnsanlar hâlâ o markayı giymenin, kullanmanın, göstermenin ne hissettirdiğine bakar.
İşte o duygusal bağ hâlâ çok önemli. Yapay zeka modelleri yeni bir hedef kitle olarak radarımıza girerken insanlar önemini kaybetmiyor. Bugüne kadar insanların zihninde ilk sıralarda yer almak için yaptığımız tüm marka stratejileri hâlâ geçerli. Yanına yeni dünyanın gereklilikleri ekleniyor.
Çift kitle dönemi
Markalar artık iki farklı “hedef kitle”ye sahip: Biri duygu odaklı insan, diğeri mantık odaklı yapay zeka. 2026’yı bu dönüşümün ilk aşaması diye düşünürsek yapay zeka mantığını çözmek ilk öncelik olacak. Ama zamanla, iyi yönetilen markalar, bu iki dünyanın kesişimini bulmaya çalışacaklar.
- Bir yanda yapay zeka modellerinin radarına girmek için veriyle uyumlu, endekslenebilir, anlaşılabilir olmak; diğer yanda kültürel anlamda hâlâ insan kalbine dokunmak.
Marka inşasında yepyeni bir dönem başlıyor. Amaç insanlar tarafından hissedilen ama yapay zeka tarafından da anlaşılabilir bir marka yaratmak. En zekice marka stratejileri, bu ikisini tek bir hikayede birleştirebilenler olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Toygun Yılmazer
Chief Strategy Officer at TBWA Group Istanbul & HeimatTBWA.

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.




