Coach Aydın Örs

12 Dev Adam'ın mimarı Aydın Örs 12 Dev Adam kadrosunun kuruluş aşamasını, Avrupa ikinciliğinin nasıl geldiğini anlattı.
Coach Aydın Örs

TVF - 10 Eylül
Otokoç 2. El - TVF ile birlikte

Filenin Efeleri salonda, Otokoç 2. El sonsuz güveniyle yanında! Geçtiğimiz haftalarda Otokoç 2. El'in Türkiye millî voleybol takımlarının potansiyelinin farkındalığıyla "Bu Ellere Güvenimiz Sonsuz" diyerek Türkiye Voleybol Federasyonu Millî Takımlar Resmî Sponsoru olduğunu ve Sonsuz Güven isimli reklam filmiyle A Millî Kadın Voleybol Takımına sunduğu desteği duyurmuştuk. Voleybolun Güvenilir Eli Otokoç 2. El, Türk voleyboluna olan desteğini Filenin Efeleri için hazırlanan reklam filmiyle sürdürüyor. Avrupa Erkekler Voleybol Şampiyonası’nda başarılı bir performans gösteren A Millî Erkek Voleybol Takımımız son 16 turunda Polonya’nın Gdańsk kentinde salonda olacak. Otokoç 2. El ise “Bu Ellere Güvenimiz Sonsuz” sloganıyla Filenin Efeleri’ni milyonlarla birlikte destekleyecek. Neden önemli? Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi'nin sponsoru olan Koç Holding'e bağlı Otokoç Otomotiv çatısındaki Otokoç 2. El; Otokoç Otomotiv ve Koç Holding vizyonları doğrultusunda Türkiye'nin voleybol kültürünü ve Türkiye'yi gururlandıran sporcuları desteklemeye devam ediyor.

Daha fazlasını öğren

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

1-1996 Koraç Kupası zaferiyle birlikte 2001 yılında EuroBasket’in Türkiye basketbolu tarihinde çok önemli bir yeri var. Bu 5-6 yıllık dönemden kabuğun kırıldığı dönem olarak bahsedebiliriz. Siz EuroBasket 2001’deki ikinciliğe uzanan yoldaki faktörleri nasıl anlatırsınız?

Başta Efes olmak üzere kulüp takımlarının başarısı önemliydi. Ülker, TOFAŞ gibi takımlar da Avrupa’da önemli başarılar elde etti. Belki başı biz çekiyorduk ama birdenbire bu noktalara gelinmedi. 1993 yılında Avrupa Kupa Galipleri Finali, 1996’da Avrupa şampiyonluğu geldi ama şimdiki EuroLeague’de o dönemde dört kere çeyrek final oynayıp Final Four’u kaçırdık. Biz sıfırdan bayrağı yukarıya taşımadık. Var olan bir potansiyel vardı. Geçmişteki antrenör ağabeylerimiz çok önemli işler yapmıştı.

Avrupa arenasında genelde boynumuzun bükük ayrılmasının sebepleri vardı. Genç millî takım antrenörlüğü yaparken 1980’li yılların sonunda hep şunu görüyordum: 18 yaş grubunda her takımla başa baş oynuyorduk. Dağılmadan önce Sovyetler Birliği, Yugoslavya, onların dışında İtalya, Fransa gibi takımlarla rekabet edebiliyorduk. Ama oyuncular 21-22 yaşına geldiğinde fark açılıyordu. Efes’in başına geldiğim zaman bu farkın neden açıldığına dair bazı gözlemler yapmıştım. Oyuncular, televizyonda gördükleri oyuncuları karşılarında görmelerinin, hazırlık maçı yapmalarının çok önemli olduğuna karar verdik. İtalya’nın kuzeyinde Borgnino denen bir bölge var. Takımlar orada hazırlık kampı yapıyordu, oraya gidip onlarla maç yapmaya başladık ve rakiplerimizin gözümüzde büyütecek takımlar olmadığına karar verdik. Öncelikle zihniyeti değiştirmek istedik. Psikolojik olarak bir ezikliğimiz vardı.

12 Dev AdamGörsel: Eurohoops

Daha sonra Kupa Galiplerinde final oynamamız, çeyrek finaller, Koraç Kupası zaferi ve daha sonra diğer kulüplerin yavaş yavaş başarılar elde etmesiyle 2000 yılına geldik. Ben Milli Takım antrenörlüğünü kabul ettiğim zaman, ki orada da rahmetli Doğan Hakyemez’in büyük bir payı var. Onun da katkılarıyla çok büyük bir hedef koymuştuk. Çünkü EuroBasket Türkiye’de oynanacaktı. Çetin Hoca'ya teklif yaptık, sağ olsun kabul etti. O dönemde TOFAŞ’ı şampiyon yapan Tolga Öngeren, Ülker’de çok başarılı olan Murat Özyer vardı. Daha sonra 2000 yılında 30 kişilik aday bir kadro yapmıştık. Hem yurtdışında hem yurtiçinde çeşitli turnuvalarda oyuncuları tanımaya ve kadroyu oluşturmaya başladık.

Sonuç olarak sizin tabirinizle bahsettiğiniz kırılmanın en büyük nedenlerinden birisi psikolojik devrimdi. Biz de yapabiliriz, kazanabiliriz demeye başlamıştık. İkincisi de çok iyi bir hazırlık dönemi geçirilmesiydi. Bu kulüplerin başarısının da yansımasıydı. Sonuçta bu oyuncular birden millî takımda yıldız olmadılar. 

2-Kadroda Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Mirsad Türkcan gibi daha genç ve yetenekli oyuncuların yanında Orhun Ene, İbrahim Kutluay, Harun Erdenay gibi daha tecrübeli isimler var. Çok dengeli ve potansiyelli bir takıma sahip olduğumuzu söylüyoruz. Bu oyuncuların yetişmesinde ve turnuva öncesinde nasıl hazırlıklar yapıldı?

Oyuncular tabii kulüplerden millî takıma geliyordu. Oyuncuların bir kısmıyla Efes’te bazılarıyla millî takımın alt yaş kategorilerinde beraber çalışmıştım. Kadronun yapısına baktığımız zaman bir avantaj olarak görebileceğimiz nokta Orhun, Harun gibi basketbolu bırakmaya yaklaşmış ama olgun dönemini yaşayan önemli 2 oyuncu vardı. Onlar dışında Haluk gibi, İbrahim gibi, Asım Pars, Hüseyin Beşok gibi oyuncuların yanı sıra sahneye yeni yeni çıkan Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu, Kaya Peker, Mehmet Okur, Mirsad Türkcan, Ömer Onan gibi oyuncuların büyük payı vardı. Çok değişik karakterde ve yapıda kurulu bir takımdı. Güçlü fakat yönetilmesi zor bir kadroydu. Bu oyuncuların hepsi kendi kulüplerinde yıldız isimler. Hidayet, NBA’den gelmişti turnuvaya. İbrahim, Panathinaikos’taydı. Mirsad, CSKA Moskova’daydı. Bunlar egolu oyunculardı ve yönetmek kolay değildi. Daha önce biz bu oyuncularla çalışmış olduğumuz için, hedefin de Türkiye’de ilk kez düzenlenen bir turnuvada başarı elde etmek olduğu için ortak noktada buluştuk. Fakat yine de zorlandığımız dönemler oldu.

Görsel: Eurohoops

3- Siz psikolojik faktörlerden, zihniyet değişiminden bahsettiniz. Turnuvanın Türkiye’de olması da bir avantaj olarak görülüyordu. Böyle bir turnuvaya yüksek beklentilerle girmek kolay değil, turnuvanın özellikle başlangıcında bu baskının etkilerini görebiliyoruz. Bununla başa çıkabilmek için neler yaptınız?

Çok önemli bir nokta bu. 2001’de EuroBasket’in Türkiye’de yapılması bir avantaj gibi gözüküyordu. Ancak özellikle turnuva öncesinde bazı basın organlarının iyi, bazılarının kötü niyetle Türkiye’yi şampiyonluk adayı ilan etmesi baskıyı fazlasıyla yükseltti. Tabii ki biz baskıya alışkın bir teknik heyettik, kadromuz da aynı şekildeydi ama çok büyük bir beklenti vardı. Bunlarla baş edebilmek kolay değildi ama geçmişte bu oyuncuların kendi kulüplerinde kazandıkları başarılar, oyuncuların bireysel olarak geldiği nokta gibi faktörleri kullanarak oyuncuları bu hedef doğrultusunda bir tutmaya çalıştık.

Bizi aslında şampiyon ilan edenler olmuştu ama daha önce Avrupa Şampiyonları’nda elde ettiğimiz en büyük başarı benim de oyuncu olarak kadroda bulunduğum 1973 yılındaki EuroBasket’te sekizincilik yaşamıştık. Fi tarihinde oynanan ve çok az takımın katıldığı bir EuroBasket’te dördüncülüğümüz vardı ama esas itibariyle Avrupa sekizinciğinden daha iyi bir derecemiz yoktu. Biz de yola çıkarken şampiyon olabiliriz düşüncesiyle yola çıkmıştık. 

Tabii ne olursa olsun Ankara’da oynadığımız maçlarda binlerce seyircinin olduğu sahaya girerken baskıyı üzerimizde hissediyorduk. Beklenti büyüktü. Biz de 2 yıl boyunca çok iyi hazırlandığımız turnuvaya iyi başlayamadık. Gerek Letonya, gerek Slovenya maçları bizi az daha turnuvanın dışına itiyordu. Son gün grupta Letonya’nın Slovenya’yı yenmesiyle birlikte bizim maç final havasına büründü. Kazanırsak birinci kaybedersek grupta sonuncu olacaktı.

12 Dev AdamGörsel: Radikal 2001, Atatürk Kütüphanesi Arşivi

İspanya o güne kadar grupta oynadığı iki maçı da büyük farkla kazanmıştı. İspanya da çok güçlü bir kadroydu. Pau Gasol’ün kariyerinin en iyi dönemlerinden biri, Navarro aynı şekilde. Vazquez, Himenez, Reyes kardeşler ve Garbajosa gibi oyunculardan oluşan çok iyi bir kadroya sahiplerdi. Ama o maçın soyunma odasında kazanıldığını söyleyebilirim. Maç öncesinde soyunma odasında oyuncular çok iyi motive olmuştu. Teknik heyet olarak bizim konuşmamıza bile gerek kalmadı. Bir dönem 15 sayı öndeydik. Daha sonra yetişip öne geçtiler, biz tekrar üstünlüğü aldık. Gruptaki final maçını kazanmak bizim için çok önemliydi. 

Daha sonra Hırvatistan ve Almanya maçları çok değişik atmosferde oynandı. Karşılaşmalar da ilginçti, ikisi de uzatmalarda sonuçlandı. Dönüp diğer takımların kadrolarına baktığımda sadece bizim grupta değil diğer gruplardaki takımların da çok güçlü kadroları var. Fransa’da Tony Parker ile birlikte çok önemli oyunculara sahipti. İtalya, Litvanya aynı şekilde. Yugoslavya zaten muhteşem bir kadroya sahipti. Bizim için çok zor bir turnuvaydı ama sonunda başarılı bir sonuç elde edebilmeyi başardık.

4- Yakın geçen İspanya maçı, uzatmaya giden Hırvatistan ile Almanya karşılaşması. Bu maçlarda birçok kırılma anı yaşandı. Sizin aklınızda en çok yer eden an hangisiydi?

İspanya maçı diyebilirim. İspanya şampiyonluk adaylarından birisiydi. Yugoslavya ile final oynaması bekleniyordu. Slovenya maçını kaybettikten sonra otelde geçirdiğimiz gece, benim basketbol hayatımdaki en zor gecelerden birisiydi. Bir sürü şampiyonluk maçına çıktım hem Avrupa’da hem Türkiye’de ama o gece gibisini yaşamadım. 2 yıl boyunca hazırlandığımız turnuva ellerimizden kayıyordu. Sabahın 04.00’üne kadar toplantı yaptık. Oyuncuların birkaç tanesiyle bireysel görüşmeler gerçekleştirdik. İspanya gibi bir takımı yenmiş olmamız bizim önümüzü açan en önemli kırılma noktasıydı. Almanya ve Hırvatistan maçları da zor geçti ama onlar da oralara önemli rakipleri geçerek gelmişlerdi. Ama yine de İspanya maçına ayrı bir parantez açıyorum.

5- Burada 12 Dev Adam şarkısından da bahsetmek istiyorum. EuroBasket öncesinde Athena’nın yaptığı şarkı çok beğenilmişti, geride kalan 20 yıllık süre içerisinde de bu şarkının milli takımla özdeşleşip Türkiye basketbolu mirasının adeta bir parçası haline geldi. Şarkıyı takımla birlikte dinlediğinizde neler hissettiniz?

Takımı motive etmesi konusunda bize çok yardımcı oldu. Reklam filminde biz de teknik ekip olarak ufak bir rol almıştık. Şarkı da işi pekiştiren bir olgu oldu o dönemde. Reklam filmi sonuçta sadece televizyonlarda dönüyordu ama sahaya çıktığımızda 12 Dev Adam şarkısının birlikte söylenmesi çok büyük bir simge oldu.

Görsel: Radikal 2001, Atatürk Kütüphanesi Arşivi

6- Günümüzde Avrupa’da oynanan oyun atletizm açısından çok değişti. Tempo çok daha arttı. Eskiden Avrupa basketbolu çok daha sert oynanıyordu. Bu iki dönemi seyir zevki olarak karşılaştırdığınızda nasıl gözlemler yapıyorsunuz?

Eskiden oynanan basketbol için sıkıcı ya da seyir zevki vermeyen basketbol yorumları oluyordu. Ama o dönemde fundamentale dayalı, savunmanın ön planda olduğu, hızlı hücuma izin vermeyen, rakibe kolay sayı vermeme üzerine kurulu bir basketbol vardı. 

EuroLeague’den bahsedersek atletik ve güçlü bir takıma sahip olmadığınızda başarıya ulaşmanız günümüzde çok zor. Özellikle Anadolu Efes’in EuroLeague şampiyonu olurken açık sahada işi bitirmeye yönelik oyun tarzı seyir zevki var. Fakat yine de savunmalar tıpkı eskiden olduğu gibi kırılma noktalarında çok önemli. Geçen sezon Final Four’a kalan takımlara baktığınızda hücum zenginlikleri olmasına rağmen daha iyi savunma yapan takımlar kazandı. Herkes adam değişmeli adam adama savunma yaparken Efes öyle oynamadı geçen sene. Daha çok ortayı kapatmaya yönelik, ribaunddan sonra açık sahada işi bitirmeye yönelik bir sistemle oynadı.

Atletizm ve güç farkı olmakla birlikte savunmalar da en az eskisi kadar kıymetli diye düşünüyorum. Tribündeki seyirci hop oturup hop kalkan, tempolu bir maç izlemek isteyebilir. Fakat basketbol insanları ise oynanan oyuna baktığında daha farklı bir bakış açısı ortaya koyar diye düşünüyorum.

7- Son olarak millî takımın günümüzdeki durumundan bahsedebiliriz. Alperen, Furkan, Cedi gibi genç oyuncuların daha çok sorumluluk alacağı günler var. Millî takımın durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Artık jenerasyon değişikliğinin yavaş yavaş oturduğunu düşünüyorum. Alperen gibi çok genç oyuncular var ama kemik iskeletin yavaş yavaş oturduğunu ve önümüzdeki yıllarda önemli başarılar kazanacaklarını düşünüyorum. Her ülke için geçerli bir durum ama millî takımların daha fazla antrenman yapabilmesi lazım. 2000 yılından örnek verdiğim gibi, biz her türlü fırsatta antrenman yapıyorduk. Yaz dönemlerinde çok iyi kamplar yapmıştık. Bu takımın en büyük dezavantajı beraber çalışamamaları. NBA oyuncuları erken gidiyorlar. Dünya Şampiyonası elemeleri başlayacak ama orada onlar oynamayacak. EuroLeague maçları başladıktan sonra orada oynayan oyuncuları kadroya alamıyorsunuz. Böyle bir takım ortamında çok ideal bir milli takım ortamı olamıyor. Umarım önümüzdeki yaz bunu gerçekleştirilir ve önümüzdeki şampiyonaya daha iyi hazırlanırlar. Ben çok umutluyum. Orhun ve ekibi de çok konsantre. Milli takım çalıştırmamaları da bence bir avantaj. Tamamen milli takıma konsantreler. Geleceğe dair çok umutluyum bu yüzden.

Röportaj: Arma Kaynar

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Uh-a dev adam, 12 DEV ADAM ile 20 yıl

Athena, 9 numara Harun Erdenay ve Coach Aydın Örs geçen 20 yılı Punto'ya anlattı.

10 Eyl 2021

Gzt

YAZARLAR

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi
Punto Punto

HİKAYE

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Deniz Kaynak

·

02 Tem 2026

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?