Çocukluğun "vahşi batı" hâlinden yetişkinliğin küresel kaygılarına: Deniz Tortum


Özlenen festival deneyimi yeniden İstanbul’da: Sónar Istanbul 2021 Hayatı bir festival tadında yaşayan Duende okuyucularını, müziğin farklı deneyimlerle buluştuğu Sónar’la yeniden buluşmak için gün sayarken, Sónar İstanbul 2021’i mercek altına almaya davet ediyoruz. Nedir? #yüzdeyüzmüzik katkılarıyla dört yıl boyunca Zorlu PSM’yi festival alanına dönüştüren Sónar Istanbul ; 2-3 Ekim'de , beşinci kez binlerce müzikseveri ağırlamak; müzik, yaratıcılık ve teknolojiyi birleştirmek için hazırlanıyor. Kimler var? Müziği, yaratıcılığı ve teknolojiyi bir araya getiren Barselona merkezli festivalin İstanbul ayağının bu yılki programında; Fransız-Lübnanlı illüstratör Raphaëlle Macaron’un canlı çizimleriyle hayat bulan yepyeni şovları “Climats” ile Acid Arab , duyguları harekete geçirme konusundaki maharetiyle eşi benzeri görülmemiş ses manzaraları yaratan prodüktör ve DJ Christian Löffler , hileler yerine içgüdüleri takip ederek sınırları zorlamaya devam eden elektronik müzik piyasasının benzersiz ismi John Talabot , son albümüyle müziğinin engin ve duygusal doğasını bir kez daha gösteren SOHN , güçlü synth kancaları, vurucu ritmik kalıplar ve ustalıkla yan yana yerleştirilmiş yoğunluklarla dolup taşan müziğiyle Weval ve dinlemek için sabırsızlandığımız pek çok değerli isim yer alıyor. Neden gidilmeli? Dünyaca ünlü sanatçıların yanı sıra yaratıcılık ve teknolojiyi buluşturan yan etkinlikleriyle de göz dolduran Sónar Istanbul’da; Artivism ve sanatın iklim krizi başta olmak üzere ekolojinin komplex alt başlıkları hakkında nasıl farkındalık sağlayabileceğine odaklanan Arts And Ecology paneli, hızla dijitalleşen dünyada sanatın nasıl dijitalleşebileceği ve buna kimin sahip olabileceği hakkında olasılıklar üzerine konuşulacak Cripto Art World Of Collectables paneli ve katılımcıların kendi sürdürülebilir zihin sistemlerinde gezintiye çıkaracakları Sustainable Mind paneli de müzikseverleri Zorlu PSM’de bekliyor olacak. Dahası: Deneyim odaklı etkinliklerin başında gelen Sónar İstanbul, yerli ve yabancı sanatçılardan oluşan görsel-işitsel performansları SonarHall ve SonarLED sahnelerinde ağırlayacak. Eşsiz bir festival deneyimi yaşatmaya hazırlanan Sónar 2021’in programını detaylı incelemek ve bilet almak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Deniz'i keşfetmek: Ataköy'de, Bahçeşehir'de, ebeveynlerin üç yaşındaki bir çocuğu Terminator 2'ye götürebilecek kadar rahat olduğu 90'larda geçen yılları için "Çocukluğun vahşi batı gibi gibi olması, o çılgınlığı çok hoşuma gidiyordu," diyor. Doktorlardan oluşan bir ailede ve onların doktor arkadaşları arasında büyümüş Deniz Tortum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan babasından duyduğu hikâyeler ve "ortamın şamatası" daima ilgisini çekmiş. Bu yüzden belki, izlediğim ilk filmi Maddenin Hâlleri'nde bize de anlatmak, göstermek istemiş hastane koridorlarının bilinmeyen tarafını: "Filme başlamam baya kişisel bir sebeptendi." diyor, "Hastanenin yalınlığına, dedikodusuna hem de gündelik hayatına bakan ve Grey's Anatomy gibi olmayan, dramatik bir film ya da dizi olmayan bir hastane tasviri isteğim hep vardı."
Müzik, şiir, sinema: Deniz'in ilk uzun metrajlı filmi Maddenin Hâlleri değil. Ondan iki yıl önce Venus Music Peace Band'in peşine takılıp şehir şehir gezdiği Anadolu Turnesi'nin yönetmenliğini Can Eskinazi'yle paylaşmış. Sadece bir yol filmi ya da sadece bir müzik filmi olacağını düşündüğüm bu filmin, Türkiye’deki insan çeşitliliğini, insanlar arasındaki beklenmedik benzerlikleri ve hafife alınabilen farklılıkları anlattığını görüyorum izlerken.
Öte yandan Deniz'in önceki birçok projesinde ve kısa filminde Duende olarak bizi heyecanlandıran farklı sanat dalları arasındaki o etkileşim ve paylaşımları görmeye devam ediyorum. "Ondan çok şey öğrendim." dediği ve Dünya ve Hatıralar Koridoru filmlerinde birlikte çalıştığı Efe Murad'la iş birliklerinden yola çıkıp şiirden ve sinemadan konuşuyoruz. Şiirde sözcüklerle zaman-mekânın tekrardan bir inşası olduğunu, zamansal, mekânsal ya da duygusal olarak sürekli imkansızlıklar yaratıldığını söylüyor. "Buna benzer olarak filmde de zaman-mekân imkansızlıkları yaratarak çoğunlukla montajla, dile gelmeyen kavramları kavramsallaştırma hâli var. Belki de şiirle sinemanın öyle bir bağlantısı var."

Kadıköy Sineması'ndan
Deniz'le keşfetmek: Önce Paul Schrader'in First Reformed'u hakkında konuşmayı istese de belgesel sinema dilini bu kadar iyi kullanan bir yönetmen bulmuşken ondan bir belgesel önerisi istiyorum. İklim aciliyetinden çok da uzaklara gitmiyoruz — zaten önerdiği film de gündelik dertlerimizin, kaygılarımızın ya da seçimlerimizin bir şekilde dönüp dolaşıp iklim aciliyetiyle ilişkili olduğunu hatırlatıyor. Brett Story'nin 2017'nin ağustos ayında New Yorklu insanlara mikrofon uzattığı ve "Şu an ne için kaygılısınız?" diye sorduğu The Hottest August'u için "Bir konusu ve sınırı olmasa da belli bir mekânda, belli bir sürede geçen bir keşif hâli," diyor Deniz. İlk izlediğinde hiç sevmemiş, ikincisinde çok sevmiş bu filmi ve filmin fikrini.
Onun da sıradaki projelerinden biri iklim aciliyetiyle ilgili. İklim krizinden konuşuyor, birlikte kaygılanıyoruz. Brett Story'nin filmindeki dış sesin New York'un en sıcak ağustosu hakkındaki vurucu son cümlesi, "Yanına bile yaklaşamaz..." oluyor. Birkaç hafta sonra Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'ndeki bir panelin başlığını gördüğümde bir daha vuruyor beni: Bu, Gelecek Yazların En Seriniydi. Kaygılanıyorum.
Diyor ki: "Bir filmi ilk izleyişinde hiç sevmemek, ikincisinde çok sevmek… Aslında filmler sabit nesneler değil, neredeyse hepsi bir manzara ve kimi günler yağmurlu kimi günler güneşli oluyorlar. O güneş de yağmur da izleyicinin kendisinin içinde olduğu durumla ilgili ve her seferinde kendisini farklı şekillerde gösteriyor."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Emre, ikinci konuğu Deniz'le çocukluğun "vahşi batı" hâlinden yetişkinliğin küresel kaygılarına, oradan Anadolu'dan New York'a bir yolculuğa çıkıyor.
29 Eyl 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

David Robert Mitchell’ın Spielberg ve J.J. Abrams’ın izlerini taşıyan yeni filmi "The End of Oak Street", bir aile krizini dinozorlarla, bir hayatta kalma mücadelesini ise insanın doğayla bitmeyen savaşıyla buluşturuyor.

Sultanbeyli’de konumlanan, kâr amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT, ikinci yılını geride bıraktı. Tüm seneye yayılan Merve Elveren ve Meriç Öner’in küratörlüğünü üstlendiği "VarYok" adlı serginin kapanmasına günler kala YUNT’un kurucusu Muratcan Sabuncu ile sohbet ettik.
14 Ağu 2026

Yaklaşık yarım yüzyıla yayılan kariyerindeki 21 Akademi Ödülü adaylığı, Meryl Streep’in sinema tarihindeki esas yerini anlatmaya yetmez. Zira onun başarısı, ürettiği sayısız mimik, jest, ses, aksan ve beden dilinin çok ötesindedir. Streep oyunculuğunu diğerlerinden ayıran asıl cevher, onun durmaksızın, insanın toplumsal rollerinin gölgesinde kalan o küçük kişisel bölgeyi arayışında gizlidir.




