'Çürümüş bir şeyler var bugünün tiyatrosunda': Treplev'i oyuncularıyla konuştuk

Çehov’un Martı eserinden mekana özgü bir sahnelemeyle uyarlanan "Treplev" sezonu kapatmıyor; tiyatro sahnesinde farklı bir deneyim yaşamak isteyen seyircileri bekliyor. "Treplev"i oyuncuları Ümit Erlim ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu’yla konuştuk.
'Çürümüş bir şeyler var bugünün tiyatrosunda': Treplev'i oyuncularıyla konuştuk

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Yaz aylarının gelmesiyle tiyatro salonları yerini açık hava sahnelerine bıraksa da mekana özgü oyunlar kendi salonlarında devam ediyor. Treplev de bu oyunlardan biri. Sezonun farklı deneyimler yaşatan oyunlarından Treplev’in yolculuğunu ekipten dinledik.

Bazı tiyatrolar sezonu kapattı bazı tiyatrolar devam ediyor. Siz devam edenlerdensiniz. Nasıl gidiyor sezon sizin için?

Başak Kıvılcım Ertanoğlu: Biz sezonu kapatmıyoruz. Bizim için sezonun yeni ortası diyebiliriz. Yeni yeni haberler çıkınca, duyulunca oyun hızını buluyor. Şu an o dönemdeyiz. Ritim kaybetmemek için devam ediyoruz.

Ümit Erlim: Eylül'e kadar ayda iki oynayacağız. Yeni sezonda da haftada bire dönsün istiyoruz. Güzel bir sezon oluyor.

Birbirini yakından tanıyan iki oyuncunun sahnedeki uyumu da net bir şekilde belli oluyor. Bunun oyuna etkisi nasıl? Oynarken nasıl hissediyorsunuz?

Başak: Kadir Has Üniversitesi’nden tanışıyoruz Ümit’le. Ben yüksek lisansımı yaparken Ümit lisanstaydı, o zaman denk geliyorduk. Romeo & Juliet oyunundan beri de üç buçuk yıldır oyun arkadaşı, sahne arkadaşıyız.

Ümit: Tiyatro düşüncesi olarak da disiplin olarak da yakın yerlerde duruyoruz. İkimiz de çalışkanlık konusunda sorun yaşamıyoruz. İkimiz de mükemmeliyetçi ve detaycıyız. İkimiz de fiziksel eylem, somut eylem üzerine düşünmeyi seviyoruz.

Nasıl bir hazırlık süreci yaşadınız? Biraz oyuna giden yolu konuşalım. Mesela bir oyun yapalım diye mi yola çıktınız yoksa Martı’yı şöyle ele alsak nasıl olurdu mu dediniz?

Ümit: Beş aya yayılan bir süreç aslında. Başak’la beraber atölye verdiğimiz bir oluşum kurmuştuk. Suadiye’de Decollage Art Space adında bir sanat mekanı olduğunu biliyorum. Onun için burayla görüşüyorduk. Fakat burada güzel bir oyun olabileceğini düşündük. Onlar da bizden aslında bir oyun istemiş oldular. İlk başta Hamlet fikri vardı. Ama çok fazla yapıldı ve retoriğiyle uğraşmak istemedik. Decollage’ın yapısıyla bizim yaratmak istediğimiz şey çok örtüşüyor, iç içe geçiyor. Ben Martı oyununu izlemiştim Başka Sinema’da National Theatre’dan. İngiltere’de zaten Vanya Dayı’nın bir adaptasyonu, tek kişilik, Andrew Scott’ın oynadığı vardı. O noktada Çehov’a yönelelim istedik. Aynı zamanda Çehov’un Martı oyunu sanatla ilgili bir derdi olduğu için de bizi çok cezbetti.

Başak: Bu kadar arkasında durduğum iş var mıydı, bilmiyorum. Treplev’in derdi benim derdim, Ümit’in derdi. Belki de işini geliştirmek isteyen, 2024’te tiyatroyla ilgili ne yapabiliriz diyen herkesin derdi. O yüzden 1800’lerde söylediği şeyler hâlâ karşılığını buluyor. Her yer Trigorin, Arkadina kaynıyor. Ve kimse hiçbir şeyin farkında değil. Farkında olan küçücük gruplar var. Onlar da kendi imkanlarıyla bir şeyler yapıyorlar. Bazen evrende bir şeyler denk geliyor. Biz hiçbir şeyi zorlamadık. Oyun yapalım diye diretmedik. Hatta Ümit oynamak istemiyordu. “Bana 35 sayfa ezber yaptırma” dedi. İki oyunda daha oynuyordu. Bazen bir şeyler biraraya geliyor ve insanlar peki tamam diyor. O yüzden bizim de içimize sinen bir hâle geldi.

Fotoğraf: Ayten Çelik

2024 yılında neden, ne söylemek için Treplev’i yapıyorsunuz? 

Ümit: Treplev bugün yaşasa böyle bir karakter yazar mı olur sadece? Hayır, belki müzik de yapar, resim de yapar. Oyundan sonra bir seyirci “Ressam değildi ki bu” demişti. Evet, değil. Biliyoruz bunu. Bir başkası “Bu Çehov değil, Çehov böyle oynanmaz” dedi. 2024’teki Treplev bizim için böyle, bu şekilde anlatıyoruz. Yüzlerce Çehov adaptasyonu yapılıyor. Modern metinlerin özelliği bu. Senin dünya tiyatrosundan haberin yok. Kendi ufak dünyanda bildiğin doğrularla yaşıyorsun. Bu tip metinlerin bence güzel tarafı farklı okumalara, dramaturjilere açıklık sağlıyor.

Treplevi tanımayanlar için oyun ne anlatıyor?

Başak: Farklı bir şey söylemeye çalışan birinin kaybediş hikayesini anlatıyor. Sonunda kendisini vuruyor ama kendisini vurmasaydı başına gelenlerle nasıl yüzleşirdi onu görüyoruz.

Ümit: Çok güncel, gerçekten de herkesin hayatından bir şey bulabileceği bir hikaye. Kendini var etmek isteyen bir sanatçı var. Hayır, doğrusu o değil sen onu yapma bunu yap diyen çevre ve aile baskısı var. Bir karakterin kendisini var etme-edememe hikayesi bu. Olmamış bir aşk hikayesi, bir aşk üçgeni var. Tiyatro üzerine konuşan, sanat üzerine konuşan bir hikaye. Çok güncel temaları, ilişkileri barındıran bir hikaye. Treplev’i kim öldürdü gerçekten? Sorumlusu kim? Ailesi mi, ona yeterli imkan sunamayan Rus tiyatro camiası mı? Ümitsiz bir noktada olmak istemedik. Bir döngüsel hikayeye çevirdik.

Treplev size göre nasıl biri? Karaktere hazırlanırken neler yaptınız?

Ümit: Dürüst. İçten pazarlıklı değil, düşündüğünü söyleyen, gerçekçi biri. Biz bunun kurmaca bir metin, kurmaca bir karakter olduğunu biliyoruz. Onu da söylüyoruz. Seyirciye gidip “Nina mı, Maaşa mı?” diye sormamızın da bir önemi yok, zaten tercihini yapmış. Bu noktada sanata dair, insanlara dair, aşka dair, aşkın geldiği noktaya dair birçok sözü var.

Başak: Prömiyerden önce maça çıkıyormuşum gibi hissettim. Fiziksel olarak çok efor harcadığım bir iş. Oyuncu olarak da kendimi zorlamayı seven insanım. Potansiyelim olarak ne yapabiliyorum diye sorguladım. Hayali seyircilerle konuştuğum oldu. O an başıma ne gelebilir diye çok kurdum kafamda. Seyirci ne laf atardı, ne cevap verirdim ona diye düşündüm.

Tiyatro oyunu esnasında en büyük sorun yere düşen telefonlar ya da kayda alınan sahneler. Sahnedeki birçok oyuncu bundan rahatsız olduğunu dile getiriyor. Bu oyunda bu algıyı da yıkıyorsunuz. Zaman zaman telefonla kayıt alabilirsiniz gibi bir durum yarattınız. Bunun bir sebebi var mıdır? 

Ümit: Yapısal olarak Treplev, bütün konservatif yapıyı bozmak isteyen bir iş. Üç bölümünden oluşan oyunun ilk bölümünde bir kadının ilaç alarmı çaldı. İlerleyen dakikalarda ona “İlacını aldınız mı” diye sordum. Konservatif yapıyı kırmak, yarattığımız şeye uyuyor. Evet, telefonla çekmek olsun, bir şeylerin düşmesi olsun yani niye bu kadar rahatsız ediyor bizi? Bu kadar rahatsız etmeli mi? Her şey değişiyor, iletişim biçimleri değişiyor.

Başak: Oyunu kesmek midir bunun cevabı bundan emin değilim. Belki karakterden birkaç laf atmak gerekebilir. Alınmak, üzülmek... Bireysel olarak anlıyorum oyuncu arkadaşlarımızı ama bu kadar önem atfetmemek, saygısız bir şey olmadığını düşünmek gerekir. Bunu da oyunu kesip bölmek, konsantrasyonun dağılmasını bu kadar önemsemek, onlar için adap dışı olabilir. Biraz bu algıyı yumuşatsak daha iyi olur.

Fotoğraf: Ayten Çelik

Afife Tiyatro Ödülleri’nde adaylar açıklandı. 11 Haziran’da da ödüller verilecek. Siz bir adaylık bekliyor muydunuz? 

Ümit: Bu oyunu ödül için yapmadığımız çok belli. Bir derdimiz var. Treplev’in bir derdi var. Treplev’in bakış açısıyla bakmak zorundasın. Başak elinde metinle oynuyor. Treplev’in bakış açısında telefon da çıkarılır, canlı yayın da açılır. Televizyon programı olabilir. Resim de yapıyor olabilir, şarkı da söyleyebilir. O yüzden bütün bunlara hâlâ konservatif kafalar karar veriyor.

Başak: Mesela mekana özgü oyunlar artık yeni yeni görülmeye başlandı, değerlendirmeye alınıyor. Bu iyi bir şey.

Yakın zamanda Şehir Tiyatrosu öncülüğünde “Tiyatro Çalıştayı” yapıldı. Burada bazı sorunlar ele alındı. Türkiye’de tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ümit: 100. yıl çalıştayı yapılıyor, birçoğumuzun haberi yok. Ben bunu eleştirmek durumundayım. Beni de burada dinlemek durumunda. Çalıştaya davet edilmedik. Ben bunu kabul ettim, bin tane oyuncu var davet edilmeyen. “100. yılda tiyatro için çeşitlilik, kapsayıcılık, farklılıklara yer vermemiz gerekiyor” denildi. Hani, nerede? Bunu söylemeyeceksin, yapacaksın. Bunun biz de farkındayız. Ne yapalım bu bilgiyle? 

Aynı oyuncular oynuyor hep. Sistem çalışmıyor. Sistemsel bir problem var. Öyle bir sistem kurulmalı ki National Theatre gibi sirkülasyon olmalı. 100-200 kişi kurumda çalışan oyuncular var. Her sene 800-1.000 öğrenci mezun oluyor. Öyle bir sistem kurulmalı ki iş bazlı sözleşme yapılmalı. Yapısal bir çözüm gerekiyor. Yeni mezun 18 yaşında birini de almalıyım 50 yaşında bir oyuncuyu da. Bu sistem Almanya’da, Atina’da işliyor; İngiltere’de birçok tiyatro böyle çalışıyor.

Başak: Şehir Tiyatrosu’nda, Devlet Tiyatrosu’nda üst yerlerdeki insanlar kaç tane oyun izliyorlar ki? Bizim oyunu izlesinler diye demiyorum tabii ki. Senede kaç oyun izliyorlar? Özel gruplar bile oyun izleyemiyor. E dünyada ne olduğuna dair nasıl bir fikrin oluyor? Kötü oyun bile izlemek iyi bir şeydir. Neyi yapmayacağını görüyorsun. Çok güzel bir şeydir: Git, izle, beğenme.

Ümit: Türkiye’nin 100. yılı, bilişsel bir devrim gerçekleştiriliyor. Elektronik ortama aktarılıyor her şey, E-Devlet sistemi kuruldu. Randevular da online. Tiyatroda neden bu sistemi kurmuyorsun, değiştirmiyorsun? Türkiye 100. yılı bu kafaları, yapıyı karşılamıyor. Oyuncular haklarını alamıyor. Kamera arkasında alt limit-üst limit belirlenebiliyor. Oyuncularda alt limit yok.

Başak: Minimum 500 lira verin bari yeni mezun bir oyuncuya. Oyun çıkışı 500 lira veremeyeceksen oyun yaparken bunu düşünmek zorundasın.

Ümit: Film sektöründe de bu durum böyle, bir hakkın yok senin. 10’a oynarım ben diyorsun diğeri 5’e oynarım diyor. Bir diğeri 3’e oynarım diyor. Türkiye’de niye iyi diziler üretilmiyor, niye iyi film yapılamıyor, niye platform işleri vasat? Çünkü yapısal bir düzenleme gerekiyor hem tiyatroda hem sinemada. Konumuzdan bağımsız gibi gözüküyor ama değil, derdimiz bu. Treplev’in derdi de bu aslında bir yandan baktığımızda. Kendini var etmeye çalışıyor. Hamlet boşuna “Çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığı’nda” demiyor. Treplev de şöyle derdi: “Çürümüş bir şeyler var bugünün tiyatrosunda.”

Benim cebimde tiyatroya ayırdığım belirli bir bütçe var. Çok fazla da oyun var. Neden bu oyuna geleyim?

Başak: Farklı bir şey görmek için gelebilirler. Değişik işlerden de biri bu. Sıfır bilgiyle 3 kat geziyorum, her katta oyunun farklı bir bölümü var diye gelebilirdim.

Ümit: Gerçekten tiyatro için, farklı bir deneyim yaşamak için… Seyirci olarak da oyunun bir parçası olmayı deneyimlemek için gelebilirler. Treplev’in hikayesini merak ettikleri için gelebilirler. Çehov’u bilip daha önce hiç görmedikleri bir şekilde görmek için gelebilirler. Mekana özgü iş izlemeyi sevenler gelebilir. Sanatın başka işlerinden faydalanmak isteyenler gelebilir. Treplev’in aşırı acıklı güldürüsüne bekleriz.



TREPLEV

Oyuncular / Uyarlayanlar: Ümit Erlim, Başak Kıvılcım Ertanoğlu
Yönetmen: Başak Kıvılcım Ertanoğlu
Dekor Tasarım / Uygulayıcı Yapımcı: Melisa Zeynep Şahin
Hareket Tasarım: Aslı Melisa Uzun
Işık Tasarımı / Sahne Amiri: Eray Uygun
Müzik: İdil Acim
Reji Asistanları: Aslı Kaplan, Seval İnan
İllüstratör / Grafik Tasarım: Elizabet Değer

🎟️  Treplev'in 26 Haziran tarihli gösterimi için biletler burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor