Damla Yalçın ile Biyosanat Üzerine Röportaj


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Damla Yalçın, multidisipliner çalışan ve biyomateryaller ile eserlerini üreten bir sanatçı. Marmara Üniversitesi Resim bölümündeki lisans eğitiminin ardından yine aynı üniversitede tekstil bölümünde sürdürülebilirlik ve biyomateryaller üzerine yazdığı yüksek lisans tezi ile eğitimini tamamlamış. Damla Yalçın ile Gate 27’ de “Yaşayan Mekanlar” çalışmasının tanıtımında tanıştım. Uluslararası Konuk Sanatçı Programı Gate 27 ve denim kumaş üreticisi Orta’nın desteği ile ortaya çıkan “Yaşayan Mekânlar” çalışmasında Damla Yalçın kumaşlarla biyomalzemeleri bir araya getirdiği yaşayan yerleştirmesini anlattı. Çalışmaları ile ilgili detaylı bilgi almak üzere Damla Yalçın’a merak ettiklerimi sordum:
Eserleriniz için disiplinlerarası çalışıyorsunuz. Biyoloji, ekoloji ve sanatı nasıl ilişkilendiriyorsunuz?
Sanat kariyerime resim eğitimiyle adım attım ve zamanla fark ettim ki, sanatsal ifademde vurgulamak istediğim kavramsal çerçeve resimle değil, nakış tekniğiyle belirginleşiyordu. Çalışmalarım çocukluk, bellek ve mekân üzerine şekillenirken kendi içlerinde üretim aşamasında farklılık gösteriyor. Üretim süreçlerimde yaptığım yeni yüzey denemeleri beni tekstil alanına çekti. Tekstil yüksek lisansım sırasında da biyomateryalleri keşfetme fırsatı buldum. Biyomateryallerle tanışmam, özellikle SCOBY ve mantarlarla kurduğum ilişkiyi besledi. Kendimi bir yüzey araştırmacısı olarak tanımlayabilirim. Bu süreç, sadece tekstilde değil, aynı zamanda biyolojik-ekolojik alanda da üretim yapma isteğimi doğurdu. Yazdığım tez, sürdürülebilirlik perspektifinden tekstil ve sanat alanında kullanılan biyomateryallerin önemine odaklanıyor. Bu deneyimler, üretimlerimi disiplinler arası bir perspektifle zenginleştirdi. Multidisipliner bir sanatçı olarak resim, tekstil ve biyolojik-ekolojik alanlar arasında köprüler kurmamın, yeni ve özgün bir ifade biçimi yaratmamın önemini kavradım. Üretimlerimde doğayla, ekolojiyle kurduğum bu denge, sadece estetik bir tercih değil aynı zamanda bir sorumluluk duygusuyla da şekilleniyor.
Eserlerinizde SCOBY kullanıyorsunuz, bu malzemeyi tanıyabilir miyiz ?
SCOBY, Simbiotic Colony of Bacterias and Yeasts cümlesinin baş harflerinden oluşuyor ve Bakteri ve Mayaların Semiyotik Kolonisi anlamına geliyor. Adından da anlaşılacağı üzere bakteri ve mayalardan oluşuyor. Şeker ve çayı yeni bir yüzey üretmek için fermente ederek kullandığım bu malzeme, gerekli koşullar sağlandığında 2-3 hafta içerisinde sıvı yüzeyinde istediğim kalınlığa gelerek büyüme süreçlerini tamamlıyor. Bulunduğu ortamın sıcaklık ve nem dengesi önemli. Ben de bu malzemenin sınırlarını zorlayarak farklı üretim şekillerini araştırıp deniyorum.
Bu organizma bulunduğu kabın şeklini alarak üremenin yanında, aynı zamanda kullanılan çayın rengini de alıyor. Her seferinde farklı bitki çayları kullanarak yeni bir fermentasyon süreci oluşturuyorum. SCOBY, istediğim kalınlığa ulaştığında ise kurumaya bırakıyorum. Kuruduktan sonra deri benzeri bir yapıya dönüşen materyalin yüzeyine doku ve boyut kazandırmak için nakış da uygulayabiliyorum.
Gate 27’deki konuk sürecim sırasında Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Nur Mustafaoğlu ve ekibiyle biyoloji laboratuvarında deneysel çalışmalar yaptık. Böylelikle yüzey arayışı, nakış gibi daha geleneksel ve zanaate yakın tekniklerimi bu yeni malzeme ile birleştirmenin yollarını aradım.
Sanatınızı hangi kaynaklar besliyor?
Merak duygusu ve bu duygunun çerçevesinde ilgi duyduğum konuları araştırmak. Üretmek istediğim konu doğrultusunda yaptığım okumalar sonucu filozofların aktardıkları bana her zaman yeni bir kapı aralıyor. Son zamanlarda üzerine çalıştığım biyomateryaller doğa ile kurduğum ilişkiyi zenginleştirdi. Bakış açımı her zaman geliştirmeye çalıştığım bu süreçte sadece doğadan faydalanmak değil onunla işbirliği yaparak bir şeyler üretmek beni besleyen bir diğer konu. Ve tabii yaşanılan tüm deneyimler.
Biyomalzemelerin sanatta ve disiplinlerarası çalışmalardaki geleceğini nasıl görüyorsunuz ?
Bu malzemelerin gelecekte çeşitli alanlarda kullanılma potansiyeli büyük olacağını düşünüyorum. Sanat alanında, biyomalzemelerin deneysel kullanımları yavaş yavaş farkındalık yaratsa da gelecekteki kullanımlar için yaratıcı fikirler sunuyor. Bu durum, alanın yenilikçi ve güncel kalmasına katkıda bulunuyor. Disiplinlerarası yaklaşımlar ve birçok sektördeki sürdürülebilirlik kavramı, çevre bilincinin artmasıyla birlikte ana odak noktalarından biri haline gelmeye başladı. Biyotemelli malzemeler, doğada çözünebilme, etik üretim ve hayvansız deri gibi özellikleriyle güncel sorunlara çözüm sunuyor. Bu da birçok sektörün tanımını ve anlamını değiştiren yenilikler arasında yer alıyor.
Bugünün biyotemelli sanat ve tasarım çalışmaları, çevre ve doğa odaklı olarak farkındalık yaratıyor ve yeni düşünme biçimlerine yol açıyor. Bu alandaki potansiyel, farklı disiplinlerden sanatçılar ve tasarımcılar tarafından giderek daha fazla keşfedilip, kullanılacağına inanıyorum. Ancak, endüstrilerin sürdürülebilir dönüşüm süreçleri, endüstri ve tedarik zinciri düzeylerinde karmaşıklığa sahip olduğundan zaman alıcı olacaktır. Dolayısıyla, biyomateryallerin hem sanat hem de ticaret dünyasında daha fazla benimsenmesi için çeşitli sektörel ve ekonomik faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bu noktada tasarımcılar, sanatçılar, ORTA gibi bilinçli üretici firmaların bu yöndeki yaklaşımları daha fazla ele aldığında küresel bir farkındalık oluşacaktır.
Gelecek nesiller için daha insan odaklı ve sürdürülebilir bir yaşamın sağlanabilmesi için öncelikle, daha akıllı tasarımlar yapabilme yeteneğimizi geliştirmeliyiz. Bu, kaynakları daha verimli kullanabilmemize ve çevreye daha az zarar veren ürünlerin üretimini sağlamamıza yardımcı olacaktır. Ayrıca, sürdürülebilir üretim süreçleri oluşturma kapasitemizi artırmalıyız. Bu, atıkları azaltmak ve doğal kaynakları daha verimli bir şekilde kullanmak için önemlidir. Ancak, en önemli faktör, güçlü bir tüketici bilinci kazanmamız gerektiğidir.
Yaşamak istediğiniz dünyayı nasıl hayal ediyorsunuz ?
Hayal ettiğim dünya, barış, adalet, eşitlik, ve sürdürülebilirlik temelleri üzerine kurulmuş bir dünya olurdu. İnsanlar arasında her türlü ayrımcılığın son bulduğu, herkesin eşit haklara ve fırsatlara sahip olduğu bir toplumda yaşamak isterim. Bu dünya, çeşitliliğin ve farklılıkların bir zenginlik olarak kabul edildiği, herkesin özgürce ifade edebildiği bir yer olmalı. Doğanın sesine kulak verdiğimiz, sürdürülebilir bir yaşam tarzının teşvik edildiği, insanların doğayla uyum içinde yaşadığı, kaynakları israf etmeksizin kullanıp, gelecek nesilleri düşünerek hareket ettiği bir yer olmalı. Uluslararası ilişkilerde çatışma ve savaşların yerine işbirliği, diyalog ve anlayışın geçerli olduğu bir dünya idealim. Eğitimin yaygın, erişilebilir ve nitelikli olduğu bir dünya saydıklarımın en önemlisi belki de çünkü tüm bunların gerçekleşmesi için temelde düşünce tarzımızı değiştirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Bir teknenin motorunu değiştirmek mi daha sürdürülebilir, yoksa denizle kurduğumuz ilişkiyi mi?
17 Eyl 2026








