Rüzgâra Göre Yaşamak


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Geçen hafta Cannes Yachting Festival'inde iskeleler boyunca yürürken insanın dikkatini ilk çeken şey teknelerin güzelliği oluyor.
Bazıları tekne demeye dilin varmayacağı kadar büyük. Parlak gövdeler, geniş güverteler, havuzlar, salonlar, kusursuz tasarlanmış iç mekânlar… Denizin üzerinde hareket eden küçük birer dünya gibiler.
Bir süre sonra insan teknelere değil, temsil ettikleri hayata bakmaya başlıyor.
Daha büyük. Daha hızlı. Daha konforlu. Daha uzağa.
Oysa festivalin bu yıl öne çıkardığı kavramlardan biri "slow cruising"idi: yolculuğu etaplara bölmek, kıyıdaki yerlere daha çok zaman ayırmak, hızdan çok rotaya ve deneyimin niteliğine bakmak. Festivalin kendi anlatımında kullanılan kelimelerden biri özellikle dikkat çekiciydi: sobriété. Ölçülülük, sadelik, yetinme.
İskelelerde yürürken aklımda o kelime kaldı.
Sonra Port Canto'daki yelkenlilerin arasına geçince görüntü değişiyor.
Direkler birbirinin arkasında gökyüzüne uzanıyor. Halatlar, makaralar, katlanmış yelkenler… Festival iki limana yayılmıştı. Vieux Port'taki motor yatların ardından Port Canto'nun yelken alanına geçince, sanki denizde hareket etmenin iki farklı biçimi yan yana duruyordu.
Ve insan ister istemez düşünüyor: Rüzgâr varken neden motor?
Bedava bir enerji kaynağı
Yelkenin temel fikri neredeyse şaşırtıcı derecede basit.
Rüzgâr esiyor. Siz onu yakalıyorsunuz. Ve gidiyorsunuz.
Yakıt istasyonu yok. Priz yok. Motorun sürekli çalışması gerekmiyor. İnsanlık binlerce yıl boyunca denizleri bu şekilde geçti; ticaret yaptı, göç etti, keşfetti, savaştı.
Bugün ise rüzgâr hâlâ aynı rüzgârken, denizde hareket etmek büyük ölçüde fosil yakıta dayalı bir faaliyet hâline geldi.
Elbette modern bir yelkenli de tamamen "karbonsuz" değil. Onu üretmek için enerji gerekiyor. Cam elyafı ve karbon fiber gibi malzemelerin çevresel maliyeti var. Limanlar, elektronik sistemler, aküler, yardımcı motorlar, boyalar var.
Bir de ömrünü tamamladığında ne olacağı meselesi var. Avrupa'da yaklaşık altı milyon gezi teknesi bulunuyor ve bunların önemli bir bölümü geri dönüşümü zor kompozit malzemelerden üretilmiş. Her yıl filonun yüzde 1-2'sinin (en az 80.000 teknenin) kullanım ömrünün sonuna geldiği, bunlardan ise yalnızca yaklaşık 2.000'inin usulüne uygun biçimde söküldüğü tahmin ediliyor.
Yani beyaz yelkenleri görüp hemen "işte sürdürülebilir ulaşım" demek kolay. Gerçek biraz daha karmaşık. Ama beni Cannes'da düşündüren şey tam da teknenin karbon hesabı değildi. Yelkenlinin bizden istediği başka bir şeydi.
Uyum sağlamak.
Rüzgâr sizin programınızı bilmiyor
Motorlu bir teknede gaz kolunu ileri ittiğinizde, belli sınırlar içinde, istediğiniz yöne doğru ilerlersiniz. Yelkenlide ise rüzgârın nereden geldiğinin bir önemi vardır. Akıntının bir önemi vardır. Havanın bir önemi vardır.
Bazen doğrudan gitmek istediğiniz yere gidemezsiniz. Rüzgâra karşı zikzak çizmeniz gerekir. Bazen hızlanırsınız. Bazen yavaşlarsınız.
Bazen de beklersiniz.
Modern hayatın bize pek öğretmediği bir fiil bu: beklemek.
Çünkü yaşadığımız dünya giderek doğanın sınırlarını ortadan kaldırabileceğimiz fikri üzerine kurulu.
Yazın ortasında bir odayı kışa çevirebiliyoruz. Kışın çilek yiyebiliyoruz. Dünyanın öbür ucuna birkaç saat içinde ulaşabiliyoruz. Geceyi gündüze çevirebiliyoruz.
Bir şeyi istediğimizde, mümkünse şimdi istiyoruz.
Enerji de büyük ölçüde bu arzuyla ilgili. Doğanın sunduğu kadarını kullanmak yerine, ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz anda, ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz miktarda enerji üretmeye çalışıyoruz.
Yelkenli ise size başka bir sözleşme sunuyor: Ben seni götürürüm, ama şartları sadece sen belirleyemezsin.
Daha temiz mi, daha az mı?
İklim krizi üzerine konuşurken çözümü çoğu zaman teknolojide arıyoruz.
Benzinli otomobilin yerine elektriklisini, fosil yakıtın yerine yenilenebilir enerjiyi, geleneksel motorun yerine elektrikli motoru koyuyoruz.
Bunların hepsi gerekli.
Cannes'da da denizcilik sektörünün bu yönde ilerlediğini görmek mümkün. Festivalin bu yılki sürdürülebilir ürün ödülü, bir dıştan takma motor üreticisinin üretim sürecindeki emisyonu yarı yarıya azalttığını söylediği yeni bir kaplama teknolojisine gitti. En inovatif tekne ödülü ise belirli koşullarda tamamen elektrikli ve sessiz seyir imkânı veren hibrit bir katamarana verildi. Bunlar küçümsenecek gelişmeler değil.
Ama belki daha zor bir soru daha var: Aynı hayatı daha temiz enerjiyle sürdürmeye mi çalışıyoruz, yoksa ne kadar enerjiye ihtiyaç duyduğumuzu da sorgulamaya hazır mıyız?
Bir otomobil elektrikli olabilir ama yine de 2 ton ağırlığında olabilir.
Bir ev güneş enerjisiyle çalışabilir ama yine de gereğinden fazla büyük olabilir.
Bir tekne daha verimli bir motora sahip olabilir, ama yine de daha hızlı, daha büyük ve daha konforlu olacak şekilde tasarlanabilir.
Teknoloji "nasıl?" sorusuna cevap verebilir.
Ama "ne kadar yeter?" sorusu hâlâ bize ait.
Yavaşlığın rahatsız edici tarafı
Belki de yelkenliyi ilginç kılan şey budur.
Bizi yalnızca daha az yakıt kullanmaya değil, başka türlü düşünmeye de zorluyor. Yolculuğun süresini yalnızca bizim belirlemediğimiz bir dünyaya dönmeye. Doğayı, aşılması gereken bir engel değil, kararın taraflarından biri olarak kabul etmeye.
Bunu romantikleştirmek istemiyorum. Açık denizde rüzgârın kesilmesinin şiirsel bir tarafı olmayabilir. Bir yere yetişmeniz gerekiyorsa, yavaşlık hiç çekici gelmeyebilir.
Zaten sürdürülebilirliğin zor tarafı da burada başlıyor.
"Yeşil" olan her şeyin aynı zamanda daha hızlı, daha ucuz, daha rahat ve daha kullanışlı olmasını istiyoruz.
Belki her zaman olmayacak.
Belki bazı şeylerden vazgeçmeden iklim meselesini çözemeyeceğimiz gerçeğiyle bir noktada karşılaşacağız. Vazgeçmek derken daha kötü yaşamaktan söz etmiyorum.
Belki sadece başka türlü yaşamaktan.
Festivalin sözlüğünde o kelime zaten vardı: ölçülülük. Belki asıl mesele, onu yalnızca teknenin hızı için değil, kendimiz için de düşünmeye başlamak.
Cannes'dan ayrılırken aklımda festivalde gördüğüm en büyük yat kalmadı. Yelkenlilerin direkleri kaldı. Belki de çünkü yelken unutmaya başladığımız çok basit bir şeyi hatırlatıyor: Doğa bizim için çalışan sınırsız bir kaynak değil.
Biz onun içinde hareket ediyoruz.
Rüzgârı açıp kapatamıyoruz. Yönünü değiştiremiyoruz. Daha çok para ödeyerek daha hızlı estiremiyoruz. Ancak geldiğinde yelkenimizi açabiliyoruz.
İklim krizinin ortasında belki de öğrenmemiz gereken şey yalnızca daha temiz motorlar yapmak değildir.
Bazen motoru kapatmayı da öğrenmektir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
NEREDE YAYIMLANDI?
Nepal’de iklim krizinin büyüttüğü sel riski, ağaç kovuklarının sunduğu sığınaklar, Kaçkarlar’da doğayla koşmak, rüzgârın şekillendirdiği yavaş yaşam ve eko-anksiyetenin geleceğe dair kaygılarımızdaki yeri; bu sayıda ve çok daha fazlası.
17 Eyl 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!







