

Dünyanın her yerinden ürün al, seyahat ederken kazan: Glocalzone Bugün Quando okuyucularını, dünyanın her noktasında dostlarınız varmış gibi hissettiren ve yurt dışından alışveriş deneyimini en güvenli hâliyle sunan bir platform olan Glocalzone’la tanıştırmak isteriz. Nedir? Gezgin olarak veya alışveriş yapmak için katılabileceğiniz Glocalzone, yurt dışından ürün satın almak isteyenlerle seyahatini kazanca çevirmek isteyenleri buluşturan bir platform. Nasıl çalışır? Glocalzone’da gezginler ürünün nereden getirileceği ve fiyatına dair en uygun özellikleri girerek seyahat oluşturur. Ürün talep eden kullanıcı gezginle anlaştıktan sonra, alıcı online olarak ürün için ödeme yapar. Ödeme Glocalzone’un güvenli hesabında bekletilir. Gezgin kendi bütçesiyle siparişi satın alır ve teslim ettikten sonra, gezgin ve alıcı uygulama üzerinden siparişin teslim alındığına dair onay verir. Son olarak ödeme gezginin bakiyesine aktarılır. Ne kadar güvenli? Kullanıcıların akıllarına siparişin orijinal olup olmadığı, ülkeye girişte sorun yaşanıp yaşanmayacağı, herhangi bir ek masrafa tabii tutulup tutulmayacağı gibi birçok soru takılabilir fakat Glocalzone tüm bu problemleri ortadan kaldıran bir platform olarak karşımıza çıkıyor ve güvenli ödeme sistemi sayesinde, sipariş doğru bir şekilde teslim aldığında getiren gezginin bakiyesine aktarılıyor. Eğer sizin talep ettiğinizden başka bir ürün teslim alınırsa, iade işlemi gerçekleştiriliyor. Avantajları neler? Glocalzone gezginlere, seyahat ederken yüksek miktarda para kazanma ve seyahat masraflarını azaltabilme imkânı sunarken ürün satın alacaklara da dünyanın herhangi bir yerinden dilediği ürüne ulaşabilme özgürlüğü yaratıyor. Yurt dışından alışverişin bir numaralı yolu Glocalzone’u IOS ve Android cihazlarınıza indirmek için bu bağlantıları kullanabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Geride bıraktığımız hafta sonu Rusya’da gerçekleşen seçimler ve daha öncesi; muhalif seslerin bastırılmasının, Rusya lideri Putin’in iktidarını sağlamlaştırmasının, sonucu belli olan bir oylama gerçekleşmesinin ve "sandık doldurma" gibi usulsüzlüklerin ötesinde bir başka gerçekliğe de işaret etti. Muhalefet temsilcilerinin halkla iletişim kurduğu internet siteleri ve mobil uygulamalar Rusya’daki iletişim otoritesi tarafından yasaklandı.
Geçtiğimiz hafta Quando’nun Vaka Çalışması kanalında yer verdiğimiz Hükümetler ve kontrol: internet kesintileri başlıklı yazımızda hükümetler internetin gücünü fark ettikçe internet kesintilerinin küresel bir fenomene dönüştüğü iddiasını savunmuştuk. Bu hafta ise ölçeği biraz daha daraltıyoruz ve dijital çağda demokratik seçimler gerçekleştirmenin hangi açıdan zorlaştığına odaklanıyoruz.
Rusya’da neler oldu?
Rusya'da muhalefetin öne çıkan isimlerinden biri olan, sinir gazıyla zehirlenerek Almanya'da tedavi gördükten sonra Moskova'ya dönüşünde havalimanına ayak basar basmaz tutuklanan ve 3,5 yıl hapis cezasına çarptırılan muhalif lider Aleksey Navalni'nin destekçilerinin iletişim için kullandığı çok sayıda internet sitesi Rusya iletişim otoritesi Roskomnadzor tarafından erişime engellendi.
Ayrıca Apple ve Google, muhalif oyları koordine etmeyi amaçlayan ve yine Navalni destekçileri tarafından kullanılan mobil uygulamayı uygulama mağazalarından kaldırmaya zorlandı. Rusya hükümetinin bu uygulamanın varlığının Rusya'daki seçimlere müdahale olduğunu savunduğu ve teknoloji devlerini büyük cezalarla tehdit ettiği iddia edildi.
Google'dan ismini vermek istemeyen bir çalışan Rusya hükümetinin bazı çalışanların isimlerini belirlediğini ve Google'ı bu kişilerin haklarında kovuşturma başlatmakla tehdit ettiğini öne sürdü. Apple ise konuyla ilgili herhangi bir soruya yanıt vermedi.
Navalni ekibinden Ivan Zhdanov uygulamanın mağazalardan kaldırılmasının "utanç verici bir siyasi sansür eylemi olduğunu" söyledi. İfade özgürlüğü meseleleri odağında çalışan eski bir Birleşmiş Milletler çalışanı David Kaye ise şirketlerin Rusya'nın uyguladığı baskıya ortak olduğunu ve bunu açıklamak zorunda olduklarını dile getirdi. Rusya hükümeti ise Navalni hareketinin "aşırılıkçı" olarak nitelendiğini ve platformların Rusya yasalarına uygun bir karar aldığını savundu. Navalni ekibi Telegram'ı iletişim amacıyla kullanmaya çalışsa da hükümet baskısına maruz kalıp kalmadığı belli olmayan Telegram da bir süre sonra bu kanalı kapattı.
Neden önemli?
The New York Times'ta yayımlanan bir yazıda "özellikle otoriter ülkelerde"; Facebook, Google, Twitter ve Apple gibi ABD merkezli teknoloji şirketlerinin hizmetlerine açık ve sansürsüz erişim sunmasının giderek zorlaştığı belirtiliyor. Hindistan, Myanmar ve Türkiye gibi örnekler verilerek "otoritelerin şirketlere belirli siyasi mesajları engellemeleri konusunda baskı yaptığına" ve internet kesintilerine dair talimatlar verilebildiğine dikkat çekiliyor.
Hükümetlerin teknoloji şirketlerine uyguladığı baskıların ilk örneği Rusya değil. İnternet sitelerine erişimlerin kısıtlanması, bazı içeriklerin kaldırılmasının talep edilmesi gibi gerçekler şirketlerin periyodik raporlarında okunabiliyor. Yine de aynı yazıda Natalia Krapiva, uygulama mağazalarına baskı yapmanın yeni bir fenomen olduğunu söylüyor. Krapiva, tarafsız durmaya çalışan ve özellikle personelleri cezai yaptırımlarla tehdit edilen endüstri liderlerinin erişime açık internet ve ifade özgürlüğü konusunda daha yüksek sesle konuşması gerektiğini savunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne göre de Rusya’da yaşananlardan sonra Apple ve Google’ın, hizmetlerini kullanan milyonlarca insana eylemlerini nasıl temellendirdikleri konusunda bir açıklama yapması gerekiyor.
İnternete erişim bugün bilgiye erişim anlamına da geldiği için bu konuda uygulanan herhangi bir kısıtlama bilgiye erişim hakkının da ihlaline yol açıyor. Bu bağlamda 2016'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda temel insan hakkı olarak tanımlanan internete erişim bugün söz konusu seçimler olduğunda; adil, özgür ve güvenilir bir atmosfer kurabilmenin gereksinimleri arasında başı çekiyor.
"İnternet tabanlı bir demokrasi" tanımına karşılık gelen e-demokrasi kavramı internette siyasi katılım konusunda bir devrim yaratabilme potansiyeli görüyor. İnternet, çözüme kavuşturulması gereken bazı darboğazları olsa da gerek seçimlerde gerek sonraki süreçte halkın yaşadıkları bölgede ya da ülkede olan bitene dair gerçek zamanlı bilgiye erişmesi ve yönetime aktif katılım sağlaması için erişilebilir bir yol açıyor.
Özgür internet alanında çalışan sivil toplum kuruluşu Access Now'ın "İnternet kesintileri ve seçimler el kitabı" başlıklı çalışmasında internet kesintilerinin siyasi baskı, sansür, insan hakları ihlalleri, zayıflatılmış kurumlar ve hukukun üstünlüğünün eksikliği gibi gerçeklerin bir yansıması olduğu ifade ediliyor. Seçim dönemlerinde yapılan internet kesintilerinin muhalefetin sesinin bastırılması ve kampanyalarının engellenmesiyle sonuçlandığına dikkat çekilirken seçmenlerin seçim sürecine duyduğu güveni zayıflattığı ifade ediliyor.
Kitapçığa göre medya, seçim süreçlerinde usulsüzlüklere dair bir gözlemci olarak konumlanıyor ve internete yönelik baskılar medyanın bu görevini gerçekleştirmesini engelliyor. Medyaya seçim süreçlerinde seçmenleri doğru kararlar verebilmeleri için siyasi kampanyalar, adaylar ve adayların gündemlerine dair bilgilendirmek gibi hayati görevler düşüyor. İnternete ya da sosyal medyaya erişememek ise medyanın bu görevini yerine getirmesine engel oluyor.
Oy ve Ötesi gibi platformları düşünelim. Adil, güvenilir ve şeffaf seçimler gerçekleşmesi için çalışan bağımsız sivil toplum kuruluşları usulsüzlüklerin belirlenmesi konusunda dikkate değer bir görev üstleniyor. 31 Mart'ta gerçekleşen yerel seçimlerde ve 23 Haziran'da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde mükerrer oy kullanılması, seçim yasaklarına aykırı seçim propagandası yapılması, siyasi parti gözlemcilerinin ve seçmenlerin sayım döküm işlemlerini izlemeye alınmaması, sandık kurulunun seçmenlerle oy kabinine girmesi gibi vakalar, günde 400 çağrı yanıtlayan Oy ve Ötesi gibi derneklerin internette paylaştığı raporlar aracılığıyla kamuoyunca görünür oluyor. Diğer yandan internet erişimiyle çalışan T3 gibi tutanak doğrulama sistemleri seçim güvenliğini garanti altına almaya yarıyor.
Ne yapmalı?
ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Freedom House, dijital platformların "demokrasinin yeni mücadele alanı" olduğunu söylüyor. Freedom House'un geçtiğimiz günlerde yayımladığı İnternette Özgürlük 2021 raporuna göre küresel internet özgürlüğü 11 yıldır üst üste geriliyor.
Myanmar, Belarus ve Uganda gibi ülkelerde seçimler ve anayasal krizlerde yaşananlar, bu gerilemenin en önemli sebepleri arasında yer alıyor. En az 48 ülkede otoritelerin teknoloji şirketleri için yürürlüğe koyduğu içerik, veri ve rekabet odaklı düzenlemelerden de anlaşılabileceği üzere hükümetlerin veri güvenliği konusunda artan hassasiyetleri, pozitif birkaç gelişme dışında genelde ifade özgürlüğünü sınırlamak ve kişisel bilgilere daha çok erişmekle sonuçlanıyor.
Access Now kitapçığına göre öncelikle dijital haklarımızın farkına varmamız gerekiyor. Bunun için internet kesintilerine ve demokratik seçimlere engel olan vakalara karşı duyarlılıklar geliştirmemiz ve bu gündemleri takip etmemiz öneriliyor. Diğer yandan benzer bir atmosfere her an maruz kalabileceğimizin bilincinde olarak teknoloji okuryazarlığımızı artırmaya ve olası bir kesinti durumunda ne gibi teknik hamleler yapabileceğimiz konusunda yol haritalarına duyduğumuz ihtiyaç ortaya çıkıyor.
Demokratik katılım başlığında internete olan güven arttıkça politika yapıcıların, özel sektörün ve sivil toplumun özgür interneti sağlama konusundaki sorumlulukları da aynı ölçüde artıyor. Ve tüm bu yaşananlar, demokratik süreçleri dijitalde de güvence altına alan politikalar ve araçlar geliştirilmesini gerektiren kapsamlı bir temel gündem yaratıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yan yana gelince aynı anda hem ufuk açan hem gülünç bir dilemma yaratan sözcükler.
23 Eyl 2021

YAZARLAR

Mehmet Şimşek
ODTÜ Felsefe'yi bitirdi. İçinde Bulunduğum Durum isimli bir oyun yazdı, besteledi, sahneledi. Şarkıları da var.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?




