DİRENİYORLAR

Direnen feminist ve LGBTİ+ hareketleri; Türkiye'de daralan sivil toplumun hareket alanı.
DİRENİYORLAR

Voiterra - 2 Kasım - ANGST
Voiterra ile birlikte

Karbon nötr modayı keşfedin: Voiterra Şu günlerde Glasgow'da gezegenin geleceğine doğrudan etkileyecek bir buluşma gerçekleşiyor. Aktivistler ve uzmanlar tarafından bir dönüm noktası olarak görülen Küresel İklim Değişikliği Konferansı (COP26), ülkelerin imzacısı oldukları Paris Anlaşması'ndaki 1,5 derecelik ısınma hedefini tutturabilmek için verecekleri teminatlara ve son beş yılda bu konuda neler yaptığına odaklanıyor. Dünya büyük bir dönüşümün eşiğinde ve her adımın uçtan uca, tepeden tabana düşünülmesi ve bir an önce uygulamaya geçilmesi gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de herkesin üzerine düşenlerin farkındalığına varmasına ve eyleme geçmesine ihtiyaç duyuluyor. ANGST yayına başladığından bu yana şuna inanıyor: Küçük adımlarla büyük farklar yaratmak mümkün. Türkiye'nin ilk karbon nötr moda markası Voiterra da önce gezegen üzerindeki etkileri keşfetmeye, sonra da bu küçük adımları atacak zemini oluşturmaya odaklanıyor. Hâlihazırda sunduğu tişörtler ve çoraplarla öne çıkan Voiterra, pek yakında kış sezonu ürünlerini de duyurmaya hazırlanıyor. Nedir? Herkesi havalı ve aynı zamanda bilinçli bir şekilde giyinmeye davet eden Voiterra, Global Organix Textile Standard ve Global Recycle Standard sertifikalarına sahip üreticilerle çalışarak geleneksel pamuğa kıyasla %46 daha az karbon salımına sebep olan, %91 daha az su kullanan ve üretiminde %62 daha az enerji harcanan organik ya da geri dönüştürülmüş pamuklardan tişörtler ve çoraplar üretiyor. Konvansiyonel pamuklu bir t-shirt'ün üretiminde 2.700 litre su harcandığı düşünüldüğünde, Voiterra’nın çabası büyük değişimler vadediyor. Bilinçli, karbon nötr, şeffaf, kaliteli: Değer zincirinde yer alan tedarikçilerin sosyal etik denetimden geçtiğini belgeleyen SEDEX sertifikasına sahip olmasına dikkat eden Voiterra, Greenstory partnerliğiyle satın aldığı karbon kredilerini hâlihazırda az olan çevresel etkilerini nötrlüyor. Basic t-shirtler'de ve çoraplarda %20 indirim ve sepette %10 indirim fırsatı sunan Voiterra'nın öncüsü olduğu yeni nesil karbon nötr moda hareketine katılma çağrısı ilginizi çekiyorsa bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. Yakında kış sezonunu ürünlerini de tanıtacak Voiterra’yı Instagram’da da bulabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Türkiye’de sivil toplumun hareket alanı son birkaç yıldır giderek daralıyor. Baskı ortamı, Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında yürürlüğe giren OHAL süresince daha hissedilir bir hâl aldı. Uluslararası ve bölgesel insan hakları kuruluşlarının pek çok raporunda insan hakları savunucularına karşı saldırılara dair olağandışı ve artan bir endişe dile getiriliyor.

Bir de üstüne sivil toplumun imhası olarak da görülen 7262 sayılı kanunla sivil toplum ve insan hakları örgütleri giderek hareketsiz kılınmaya çalışılıyor. Bu baskıcı politik iklim, insan hakları alanında çalışan örgütler ve insan hakları savunucularını önemli ölçüde etkilerken, hak savunucuları kendilerini gittikçe muhafazakârlaşan, ayrımcılığın ve nefretin hâkim olduğu bir ortamda çalışırken buldular. 

Sivil alanın daralması

Daralma durumu ve hak savunucularının kriminalleştirilmesi, Türkiye'ye özgün bir durum da değil. İnsan hakları trendinin küresel anlamda seyrinin düştüğü bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın pek çok yerinde benzer politikalar hükümetler tarafından uygulanıyor. Bu olağanüstü koşullarda en görünür ve dirençli kalan, adeta fırtınaya göğüs geren toplumsal hareketlerinin başında da feminist ve LGBTİ+ hareketleri geliyor.

Feminist ve LGBTİ+ hareketlerinin toplumsal cinsiyet ekseninde yürütmüş olduğu küresel bir eşitlik mücadelesi var. Bu hareketler örgütlendikçe ve taleplerini daha yüksek sesle ortaya koydukça toplumları, kültürleri, yasa ve kanunları da değiştirebiliyorlar. 100 yıl öncesindeki dünyayla, 20 yıl öncesindeki dünyayla aynı dünyada yaşamıyoruz. 

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ülke tarihinde ilk kez cinsiyet bölümünde "X" yazan pasaportların hazırlandığını duyurması aslında feminist ve LGBTİ+ hareketinin ikili cinsiyet rejimi karşısında elde etmiş olduğu önemli bir kazanımı — artık interseksler, non-binary ve gender non-confroming beyanı olanlar pasaportlarında bu seçeneği değerlendirebilecekler. Elbette bakanlık durduk yere bunun kararını almadı; bu sonuç, 50 yıllık örgütlü bir mücadelenin ürünü.

Kaynak: Çatlak Zemin


Sağ popülist iktidarların yükselişi

Küresel anlamda feminist ve LGBTİ+ hareketlerinin direnişi, gelişimi ve kazanımları yine küresel anlamda bu hareketlerin değerlerine karşı örgütlenmelere sebep oldu. Buna toplumsal cinsiyet karşıtı hareket (anti-gender movement) deniyor — bu da sıklıkla sağ popülist iktidarların cesaretlendirdiği, örgütlenmelerinin önünün açıldığı ve de finansal ve söylemsel olarak desteklendiği grupların yükselttiği bir söylem

Bulgaristan'da mahkemenin "Biyolojik cinsiyetten başka cinsiyet olamaz" kararı da feminist ve LGBTİ+ hareketinin kazanımlarından rahatsız olmanın bir sonucu aslında. Üstelik bu kararı "Biyolojik cinsiyet 'kadın'ın annenin sosyal rolü, doğum ve çocuk bakımıyla ilişkilidir," düşüncesiyle gerekçelendirmiş olması, yine meselenin toplumsal cinsiyet eksenin ele alındığını gösteriyor. 

Keza yine en bilinir sağ popülist liderlerden olan Viktor Orban'ın Macaristan'da akademide toplumsal cinsiyet konusunun çalışılmasını yasaklaması ve cinsiyet uyum sürecinin translar için zorlaştırması da bunun bir yansıması. Bu ayrımcılık ve hak ihlalleri, en temelde AB ilke ve değerleriyle de çelişiyor. 

Yine Polonya'daki LGBTİ+ Free Zone uygulamasına ancak Brüksel'in büyük baskısı ve finansal tehditleri sonucunda son verilebildi. Avrupa Birliği'nin kendini üzerine inşa ettiği bu değerlerin yine bizzat AB'nin içerisinden tahrip ediliyor olması sadece Avrupa Birliği ülkeleri için değil bütün dünya için tehlike oluşturuyor. Avrupa Birliği ülkelerinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ hakları bakımından yaşanan hak kayıpları, dünyadaki bütün kadın ve LGBTİ+'ları olumsuz etkiliyor.

Bu eğilimleri Rusya, Türkiye, Macaristan, Polonya ve Brezilya gibi popülist liderlerin olduğu pek çok ülkede görüyoruz. Trump ABD'sinde de gördük. Otoriter eğilimli liderlerin politikaları zaman içerisinde devlet politikası hâline geliyor. Bu o kadar sinsi ilerliyor ki sivil toplumda bile sirayet ettiği alanlar oluyor. Mesela nafaka karşıtı oluşumlar ve aile yapısını korumayı hedefleyen dernekler, toplumsal cinsiyet kavramının "Türk aile yapısı"nı bozduğu gibi pek çok söylemi siyasilerden de duyuyoruz. Bu yaklaşım Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesinin gerekçelerinden biri olarak da kullanıldı.

İllüstrasyon: Semih Özkarakaş


Feminist ve LGBTİ+ hareketlerinin derdi en temelde eşitlenmek. Bu da Türkiye'nin kendi anayasası ve imzacısı olduğu sözleşmelerle çelişmeyen bir talep — insan hakları bir devlet başkanının, siyasi partinin ya da bir grubun kendi öznel değer ve yargılarına göre yorumlayabileceği bir şey değil. İktidarda kalabilmek için toplumu kutuplaştırmak adına kullanılabilecek bir politika hiç değil. İnsan hakları meselesi, evrensel bir olgu ve gücünü insanlığın kendi öz birikiminden alıyor. Bu birikimin erozyona uğraması farklı derecelerde de olsa herkesin hak ve özgürlüklerini tehdit ediyor.

Otoriterleşme ve kutuplaştırıcı siyaset ortamı

Türkiye’deki siyasi iktidar otoriterleştikçe ve kutuplaştırıcı siyasetini devam ettirdikçe oy tercihini iktidar bloğundan yana kullanan destekçilerini de zamanla belli bir çizgiye oturtmuş oluyor. Aynı insan bedeninin iki ayağı gibi, söylemini sertleştiren iktidar bir bedenin sağ ayağıysa sağ ayak bir öne adım attıkça arkasından da destekçileri geliyor. Yani sol ayak da sağ ayağın yanına hizalanıyor. Bir şekilde otoriterleşmeyi destekleyen bir çoğunluk oluşuyor. 

Demokrasiden ve insan haklarından yana olan bir çoğunluğu oluşturmak için de bu çoğunluğun bir koalisyonunu kurmak gerekiyor. Bu amaca giden yolda salt siyasi partiler yeterli olamayacak — elbette demokrasi ve insan haklarından yana olduğunu ifade eden bütün siyasi partiler bu sürecin paydaşı. Ancak sivil toplumun da bu çoğunluğu oluşturmak için çaba sarf etmesi gerekiyor.

Habermas’ın da önerdiği şekliyle sivil toplum eleştirel düşüncenin yeninden üretilmesinde araç olarak kendini konumlandırabilir (52). Türkiye demokrasi ve insan hakları hareketinin vazgeçilmez bir parçası olan feminist ve LGBTİ+ hareketi, hareketin söylemine yön veren örgütler ve hak savunucuları da demokrasi ve insan haklarından yana olan bu çoğunluğun oluşturulmasına katkı sunması, kendini bu çoğunluk içerisinde konumlandırması gerekiyor

Bu tabii ki feminist ve LGBTİ+ örgütlerinin sorumluluğu ya da tek başına yapabilecekleri bir şey değil. İfade ve örgütlenme özgürlüğü ihlallerine karşın diğer toplumsal hareketlerin desteklemesi önem kazanıyor. Günün sonunda bu ihlaller bir bütün olarak toplumu, toplumsal barışı hedef alıyor. Buna karşı en iyi cevap, ısrarla ve inatla hem toplumsal hem de kamusal alanlarda var olmak ve bu alanların eşit öznesi olunduğunun yinelenmesi olacak.

Kaynak

Habermas, Jürgen. “Yapısallığın Kamusal Dönüşümü,” İletişim Yay. İstanbul. 2018.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

👊 ANGST 09: İNSAN HAKLARINDAN NE ANLIYORUZ?

Türkiye’de sivil toplumun hareket alanı giderek daralıyor mu? Eşitlik mücadelesinden haberdar mısın?

02 Kas 2021

Voiterra ile birlikte
👊 ANGST 09: İNSAN HAKLARINDAN NE ANLIYORUZ?

YAZARLAR

Marsel Tuğkan Gündoğdu

Türkiye’de ve dünyada insan hakları ve sivil toplumu ilgilendiren gelişmeleri takip eder.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?