DÖNERCİ ŞAHİN USTA


Ne istediğini bilenlere özel: Schweppes Tonic Water ile Cafe Platonic Schweppes Tonic Water ile Cafe Platonic Bugün apéro’nun mutfağında kahve, dostlar ve sohbet üçlüsüne Schweppes Tonic Water da dâhil oluyor ve sevdiklerimizle geçirdiğimiz güzel anlara Cafe Platonic ile yeni bir yorum katıyor. Cafe Platonic hazırlanışı: Soğuk kahve mevsimi henüz bitmedi, bitemez. Ondandır ki bardağa bolca buz koyarak tarifimize başlıyoruz. Ardından apéro okurunun keşifli tatlar merakına iyi gidecek 10 ml çarkıfelek meyvesi şurubu ve 10 ml karışık kırmızı meyve şurubu ekliyoruz. Hemen ardından kahveyle kuracağı ilişkiye oldukça hazır olan Schweppes Tonic Water önden buyuruyor ve lezzeti taçlandırmak üzere mocktail ’in seyrini değiştiriyor. Schweppes Tonic Water ve ne istediğini bilenlenler olarak yerlerimizi aldığımıza göre, en keyifli anların aranan üçlüsünü tamamlayacak olan 30 ml espresso da karışıma ekleniyor. Unutulmayacak anlara eşlik edecek Cafe Platonic ’ten ilk yudumu aldıktan sonra platonik aşkları yeniden masaya yatırmak için hazırız. Afiyet olsun! Farklı Schweppes lezzetleriyle deneyebileceğin daha pek çok mocktail tarifiyle buluşmak istersen şuraya davetlisin. Evde geçirilecek her anı benzersiz kılmak üzere seni bekliyorlar.
Daha fazlasını öğren →
Yazı: Ceylin Atay. Fotoğraflar: Kaan Walsh.
İlk kez kim sayesinde ya da ne zaman Dönerci Şahin Usta’yla tanıştığımı hatırlamasam da bu hikâyenin en az 10-12 senesi var diyebilirim. Çocukluğunda şeker ya da çikolatadan çok soğan yemeyi seven biri olarak Dönerci Şahin Usta’yla ilk anım bu şekilde kalmış: “Soğanlı döner”. Restorancılar için çiğ soğan iddialı bir gıdadır, mutfaktaki varlığı bile bazı müşterileri kaçırmak için yeterlidir. Oysa Dönerci Şahin Usta’nın dükkânın önünde saat 11.45’ten sonra başlayan uzun kuyruk bunun aksini iddia eder: “Soğan dönere çok yakışır.”

Soğanlı, sumaklı, pide içinde
Bu dosya için çokça dönerci gezdikten sonra dönerin sadece bir yemek değil, aynı zamanda güçlü bir kültür olduğunu iyice fark ettim. Bu nedenle bazı dönercilerde yediğim döneri beğensem de ilgi ve alakada zayıf kaldıklarından ötürü yediğimden pek bir şey anlamadım. Dönerci Şahin Usta’ya bir pazartesi sabahı uğradım. Dükkânın önü boş, içi kalabalıktı. Dükkân dediğime bakma, muhtemelen 4-5 metrekare bir yerden bahsediyorum, içinde kocaman bir döner parçası ve dört ustasıyla beraber… İçi gülen boncuk gözleriyle Akın Usta bizi karşıladı. Sonra sırasıyla dönerin asıl ustası Ali Usta, hemen sağ kanatta Metin Usta ve sol kanatta Savaş Usta vardı. Bu sıralamayı biliyorum çünkü satış saati başladığında hepsi kendi yerini alır ve bir armoni uyumuyla döner hikâyesi anlatılır.

Saat 10.30 suları, kılıçlar çekildi
apéro için röportaj yapmak istediğimi söylediğimde beni dükkânın hemen iki yan kapısından girilen bir odaya davet ettiler. Orada ikinci kuşak veliahtı Mehmet Rıfat Dinçer vardı. Kapalıçarşı esnafını küçüklüğümden beri bilirim, o yüzden hemen Mehmet Abi’ye geçtik. Sorularımı açtım ve ses kaydı almaya başladım. En merak ettiğim soruyla başlamak zorundayım: “En iyi döner etin neresinden yapılır?” diye hızlıca lafa girdim. “Etin en güzel yeri but ve kuzu boşluğundan yapılır.” diye cevap verdi ve ekledi “Biz bir tarafı kıyma, bir tarafı parça olarak işliyoruz ve döner dışında başka hiçbir şey satmıyoruz.” Çokça teklif gelmiş ancak ne bir franchise vermiş ne bir başka şubeyle genişlemiş. Tek bir yerde var o da Kapalıçarşı.

Açık ayran da geldi, booouuyyrun!
Dönerci Şahin Usta’da mesai sabah 06.00’da başlıyor, akşam 18.00’de son buluyor ve gün içinde sadece tek bir döner takılıyor. Döner, pişmeye başladıktan sonra çok fire veren bir ürün, içindeki kan, yağ ve su bir noktada pişen alanın tabanına akıyor. Dönerci Şahin Usta bu kısmı hiçbir zaman kestiği etle karıştırmıyor. 1969’dan beri hangi tarif uygulanıyorsa bugün de aynısına danışılıyor. Tırnaklı pideleri de aynı şekilde, 1961’de Mehmet Abi’nin babası Şahin Usta bir kebapçıda çalışırken nasıl bir tarif geliştirdiyse hâlâ öyle. Bu da zaman içinde yine “dönerli sandviç” konseptinin icadıyla sonuçlanıyor.

Döner, bir ekip işidir
Şahin Usta’nın sandviç dönerinin içinde sumaklı soğandan ve domatesten başka hiçbir şey yok. İsteyene yanında sadece bir kapta biber turşusu var. Tahmin edileceği üzere ayran kutuda değil açık olarak servis ediliyor. Ayranın tuzu ve yağı öylesine yerinde ki etin ağırlığını ve soğanın asiditesini kırarak midene kolay indirmene yardımcı oluyor. Eğer Dönerci Şahin’e ilk gidişinse hemen müdahale edip dönerin sarılı olduğu kâğıdı sıkıca kapatmanı öneriyorlar. Keza etin içindeki o lezzetli yağ yavaş yavaş parmaklarına oradan da kıyafetlerine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Girişte olduğu gibi çıkışta da seni dört kişilik dev kadro güleryüzüyle selamlıyor.

Sona yaklaşırken
Bu da benim yemek sektörüyle ilgili verdiğim kararlardan bir tanesini tekrar tekrar teyit etmeme neden oluyor. Yemeğin içine katılan o “gizli” malzeme sevmekten değil, önce güleryüz ve saygıdan geliyor. Burayı seçtiğim için çok mutlu oluyorum. Böylece bu muhteşem deneyimle ben de dönerin tavşan deliğine girmiş bulunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Döner bizim, döner sizin, döner onların, döner hepimizin. Bu ay menüde döner var: döner için yapılan kilometreler, Türk-Alman kültüründeki füzyon dönerciler, 10 metrekarelik dükkânda hayatını koca bir et parçasıyla paylaşanlar ve dahası.
05 Eki 2022

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.
22 Ağu 2026

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.




