Bir Gün, Bir Festival: Duende

Duende Festivali’ne hoş geldiniz. Burada herkes tanıdık!
Bir Gün, Bir Festival: Duende

Redhouse Kidz - 2 Nisan Duende
Redhouse Kidz ile birlikte

Sözlükte Redhouse, çocuk kitaplarında Redhouse Kidz Neredeyse herkesin hayatından İngilizce-Türkçe sözlükleriyle geçmiş olan Redhouse Yayınevi ’nin tecrübesiyle kurulan Redhouse Kidz, her yaş grubundan çocuğun okuma sevgisine katkıda bulunacak nitelikli yayınlarıyla öne çıkıyor. Redhouse Kidz: 2006 yılından bu yana Redhouse Kidz, okurlara masallar, öykü ve romanlar, kurgu dışı kitaplar gibi geniş bir yelpazede yayınlar sunuyor. 3-6 yaş grubuna hitap eden resimli kitaplar, 6-12 yaş grubuna hitap eden çocuk edebiyatı, eğitim, etkinlik ve kaynak kitapları kategorilerinin yanı sıra kart setleri ve öğretici materyalleriyle çocukların dil öğrenme süreçlerini kolaylaştırıyor ve onları yepyeni dünyalara davet ediyor. Dünya edebiyatından seçkin çocuk kitaplarını da Türkçeye kazandıran Redhouse Kidz’in ilgi çekici çizimlerle desteklenen ve uzman gözetimiyle sunulan kitaplarını incelemek ve satın almak için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz. Redhouse: 1997 yılında Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın bünyesinde kurulan SEV Yayıncılık, daha çok 150 yılı aşkın sözlükçülük geleneğiyle öne çıkan Redhouse Yayınevi ile tanınsa da birçok farklı alanda eser yayımlamıştır. Redhouse sözlüklerinin yanı sıra İngilizce eğitim kategorisinde çok sayıda ürün sunan yayınevi; anasınıfı ve ilköğretim seviyesinde İngilizce öğrenmeye yeni başlayanların dil öğrenme süreçlerini destekleyici nitelikteki setleri, farklı seviyelerde İngilizce okuma kitapları, sözcük öğrenme oyunlarından oluşan zengin bir ürün yelpazesine sahiptir. Redhouse ve Redhouse Kidz markaları, yayıncılık sektöründe yenilikçi ve çağdaş bir yolda güçlü adımlar ile ilerlerken okurlarını özenle hazırlanmış eserlerle buluşturmayı hedefliyor.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Uyandım. Aylar önce yazdığım bir hikâyenin esas karakteriyim bugün. Yeni sabah, tanıdık ben. Daha ne isteyebilirim ki? Alarmı kapatır kapatmaz rutinlerim başladı. Perdeleri açtım, cam kenarındaki avokado çekirdeğinin köklerine baktım, kahve suyunu koydum, sonra yüzümü yıkadım. Gecenin hesap sorduğu dağınık saçlarıma dokundum. Hâlâ aynı yüze bakmama hiç şaşırmadım. Üstümdeki tişört havanın sıcak olduğunu hatırlattı. Gülümsedim. Beklenen gelmişti. Çok özlenen limana yanaşmıştı. Mutfağa gidip her gün benzer ölçüleri kullansam da asla aynı tadı alamadığım kahvemi hazırladım. Defterimi çıkardım. Masaya geçtim. Üç mevsim boyunca her sabah güne yazı yazarak başladım. Günün tarihini attım ve ilk defa altını çizdim. Kafasını kaldırsın, o günü o gün gibi yaşasın istedim. Son cümle parmak uçlarıma ulaşmadan durdum. Demir parmaklı camlarımın içinden “Seni kurtaracağım.” diyerek giren gün ışığına kapıldım. Geri döndüğümde limandaydım. Aklıma Muhammed Atalay’ın Duende’deki Öyküler Sözlüğü’nde ağırladığı Tomris Uyar’ın Limanda öyküsü geldi. Açtım buldum. "Çizgiler bulanıklaştığında: Gerçek ve kurmaca" başlıklı bültenin sonunda Tomris Uyar’ın “… çünkü yaz bu. Gereğince yaşanmalı ki anlatılsın kış boyunca…” cümlesiyle kucaklaştım. Bazen kelimeler takılır, insanlar gider. Ben bu sefer kaldım. İyi ki de kalmışım. Şimdi kimsenin gerçek mi, kurmaca mı diye sormadığı bir güne başlayabilirim. 

Festival alanı plan
İllüstrasyon: Simay Bahçıvan

Evden çıktım. Yönüm ve yolum belli. Uzun bir süre işe, kısa bir süre de köpeğimle parka gittiğim güzergâh. İlk soldan caddeye çıktım. Tam karşımda üniversitem, yıllarım. Peki neredeyim ben? İTÜ Makina Fakültesi’nin altı, Beşiktaş Stadı’nın üstü, Boğaz’ın tam karşısındayım. Hayatım boyunca yürüyerek varılan yerleri hep daha çok sevdim. Ayaklarına güvenirim. Taşıdığı her yere giderim. Nitekim birkaç dakika sonra festivalin kapısındayım. İlk gördüğüm gülen yüze selam verdim, biletimi gösterdim ve girişteki Duende Festival tabelasını hafızama kaydedip içeri adım attım. Festivallere erken gitmeyi severim. Onca hazırlığın yerini yavaş yavaş telaşa, ardından da kalabalığa bırakacağı saatlere az kaldı. İlk istikamet Keşif Sahnesi. Bu sahnede çıkan her sanatçı benim dostum. Hepsiyle uzun uzun sohbet etmişliğim var. Açılışı psikolojik rahatsızlığından ötürü dilini hareket ettiremediği bir dönemi geride bırakıp 40 yaşında ilk albümünü yayımlayan Keeley Forsyth yaptı. Kim bilir hangi dağları aşıp buraya gelen Forsyth’e “hoş geldin” demesem olmazdı. Zaten o da Start Again’i çalarak beni karşıladı. Üç şarkılık kavuşmamız Look to Yourself’i fısıldarken sonlandı. Sırada açık hava sineması var. Yürürken aklıma Emre Eminoğlu’nun zihnimde "Kurmaca mı gerçek mi?başlıklı yazısındaki “Hikâye anlatımının gücü, edebiyatta ve sinemada gerçeklerden kaçış işlevi gören fantastik dünyaların kapılarını açıyor.” sözü belirdi. Az sonra onun seçtiği François Ozon’un In the House’unu izlemek için erkencilerin yanındayım. Emre’nin not düştüğü “…oyunbaz filmlerin hepsinin merkezinde birer yazarın olması tabii ki tesadüf değil.” cümlesine katılmamak elde değil. Evet, bu festivalde hiçbir şey tesadüf değil.

Bon Iver, 22, A Million

Şimdiden çim kokusu sindi üzerime. Sıradaki durak, Artemis Günebakanlı’nın yıllardır destek verdiği bağımsız plak şirketlerini ağırladığı pazar yeri. “Seslerin uzay boşluğuna asılı kalmak üzere öylece uçup gitmediğini hissettirin.” demişti bir yazısının girişinde. Bugün bu festivale konmuş binlerce ses var. Tamar Records, Shalgam Records, Hexe Music, Table Records ve daha nicesi burada. Tanıdık diyalogların arasından geçip bir plak stadında en önde duran, yine Artemis’ten hikâyesini dinlediğim Bon Iver’in 22, A Million albümünün kapağına gülümseyip ana sahnenin yolunu tuttum. Buranın adı İstanbul Sahnesi. Çünkü bugün İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girdiği, yani insanlığın insanın önüne geçtiği günün yıl dönümü. Kutlu olsun! İki-üç dakika gecikmeli de olsa Sharon van Etten’in açılışını yakaladım. Serpents’i duyar duymaz aklıma yakın arkadaşımın “Son zamanlarda favorim.” notuyla paylaştığı Sharon van Etten’in Pitchfork Music Festival’deki 2014 performansı geldi. Kesin buralardadır. Güneşin gönülsüzce müsade istediği saatlerdeki rock konserlerinin yeri ayrıdır. Nitekim bir elim havada sallanırken, diğeri bitmek üzere olan içkime sarıldı. Seventeen’in ardından dakikalar yanıma geldi. İstanbul Sahnesi’ne şimdilik veda edip bar yolu üstündeki Dream Gigs Illustrated sergisine uğradım. “Henüz” yaşanmamış konserlerin muazzam afişleri. Hiçbiri sekmez, hepsine giderim. Fakat önce Keşif Sahnesi’ne geri dönüp Haina Rani’nin piyanoya dokunan parmaklarının yarattığı huzurlu atmosferde nefes almam lazım. Kapadım gözlerimi ve hafif bir rüzgâra kapılır gibi bıraktım kendimi Haina Rani’nin ellerine… 

Karnım acıktı. Yemek molası. Çabuk enerji verecek herhangi bir şey olur. Elimde yiyeceğimle ilerlerken kitap standında gözüme İhsan Dindar’ın Raftan çıkartıp kalbi müzikle atan herkese “rehber” olarak sunduğu David Byrne’in turuncu kapaklı Müzik Nasıl İşler kitabı çarptı. Bir karşılaşma daha mı? Neden olmasın? Sırada, en son 2016 yılında gördüğüm, o zamandan beri sıcacık bakışlarını kalbimde hissettiğim Patti Smith’in gerçekleştireceği sohbet var. Saçlarının daha beyaz olması dışında hiçbir değişiklik yok. Bir köşeye oturup onun David Bowie’nin kulaklarını çınlatan internetin, daha doğrusu insanlar arasındaki bağın, taşıdığı olağanüstü güce dair kurduğu cümleleri dinledim. Patti Smith’e uzaktan el sallayıp Parkinson’a yakalanan annesiyle yaptığı dejeneratif hastalık deneyimlerine dayanan röportajı müzikal olarak yorumlayan Joseph Shabason’a kulak vermek için Keşif Sahnesi’ne yol aldım. Onun saksafonundan çıkıp hayata sızan notalarında kayboldum… Ne mutlu! Kendisini akşamüstü ışığıyla süslenmiş gökyüzündeki tek tük buluta emanet edip İstanbul Sahnesi’ndeki iki kadının, Florence and the Machine’in yanına sığındım. Florence Welch ve Isa Machine’in hikâyesini ilk Nazlı Sönmez’den duydum. Zaten o da kendine saklamayıp Nazo Müzesi’nin ilk bülteninde bunu herkesle paylaştı. Konsere dönelim. Açılış June, kapanış Shake It Out. Arada sahne yanından onu dinleyen Patti Smith’e ithaf ettiği Patricia, herkesin bağıra bağıra söyleyip dans ettiği Delilah ve What Kind of Man var. Daha ne olsun zaten!  

 Frances Goodman, Spit/Swallow

Keşif Sahnesi'ne döndüm. Queer olduğu için evden uzaklaştırılan ve kardeşleriyle görüşmesi yasaklanan Becca Mancari, Nashville’den İstanbul’a taşıdığı müzik mirasıyla birlikte çoktan sahnede yerini almış. Onu anlattığım yazıyı “Sevgiyle çoğalan herkes, bir süreliğine Becca Mancari’nin şarkılarında toplanabilir.” diye kapatmıştım. Daha fazlasını söylemeye gerek yok. İyi ki var. İyi ki burada! Önce hava mı karardı yoksa Nick Cave mi sahne aldı emin değilim. Onu üç yıl sonra en son konser verdiği yerde görmek harika! Yine Jesus Alone ile açtı konseri. Şüphesiz bu uğursuz şarkı, kalabalığı kendine çekmek için kullandığı bir ritüel. Direnen yok. Hepimiz oradayız. Sabırla Jubilee Street’i çalmasını bekledim. O bağıra bağıra “I’m transforming, I’m vibrating, I’m glowing I’m flying, look at me now” derken yeryüzünde değildim. Kedere bulanmış sesine tutundum ve bambaşka bir dünyada gözlerimi açtım. Geri geldiğimde karanlıkta kırmızı ışığıyla parlayan Frances Goodman’ın Spit/Swallow adlı eseriyle karşı karşıyaydım. Belli ki tükürülmüştüm. Duende’nin "Olmadı hayallerde buluşuruz" sayısında Burcu Dimili’nin “Erkek bakışından bağımsız kadın bedenleri” olarak tanıttığı My Body, My Rules sergisi, tam da olması gereken yerde, festivalin merkezindeydi!

Yoruldum. Biraz soluklanmaya, festival alanındaki yüzlere bakıp duygularıma paydaş bulmaya ihtiyacım var. Belki sonu olmayan kesin cümleler kurar, dünya yerinde mi diye yoklarım. Zira birazdan Patti Smith sahne alacak. Eminim şehirdeki son konserinde yaptığı gibi yine gitarının tellerini kopartacak ve herkesi düzene kafa tutmayaca çağıracak. Bir saat sonra zihnimde durmaksızın People Have the Power çalarak aynı yere döndüm. Yüce ruh, yüce ruhlar… Gün boyunca her yere benden önde giden ayaklarımı layığıyla bir festival kapanışını yapmak için dinlendirmem lazım. Önce Keşif Sahnesi’nde Beatrice Dillon’un 150 BPM içine sığdırdığı “kurgusal gölge dünyası”nı ziyaret edip bacaklarımı açtım. Sonra da İstanbul Sahnesi’de Robyn’e koştum. Çocuk yaşarında ona zorla giydirilmeye çalışılan popülerliği bir kenara fırlatıp sekiz yıl sonra pop kraliçesi olarak yaptığı dönüşü hep birlikte kutlama zamanı geldi. İstanbul Sahnesi’ne ve festivale yakışan bir kapanış! Dancing on My Own ile kendime sarılıp tek başıma geçirdiğim günler için dans ettim. İki yıl önce defalarca dinleyerek doğum günümü kutladığım Because It’s In The Music ile vedamı yaptım. Ayrılık vakti geldi. 

Duende Festival
İllüstrasyon: Simay Bahçıvan 

Hayatta bazı anlar yaşanır yaşanmaz mühürlenmelidir. Bozulmadan, dokunulmadan özenle saklanmalıdır. En son bir Ólafur Arnalds konserinin ardından böyle hissetmiştim. Eve gidene kadar kafamı sadece kapıdaki Duende Festival tabelasına bakmak için kaldırdım. Kapıyı açtım. Sessizce üstümü değiştirip yatağa uzandım. Bütün günü tekrar aklımdan geçirirken uyuyakaldım. Bir arkadaşım, ona her “Seni özledim.” diye yazdığımda “Beş dakika sonra görüşürüz.” der. Kim bilir belki biz de beş dakika sonra bir Duende Festival'de görüşürüz. Hoşça kalın.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Duende heyecanla sunar: Duende Festival

İki hafta boyunca ihtimaller denizinde yanımıza sadece hayal gücümüzü alıp yola çıkıyoruz. İlk durak Duende Festival. Keyifli yolculuklar!

02 Nis 2021

Redhouse Kidz ile birlikte
İllüstrasyon: Simay Bahçıvan

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?