Dune - Part Two: Çöl gezegeninde ikinci perde


Kırmızı kalbi takip et: Reflect Studio X Keith Haring Sevgili Duende okuru, Kalbin kadar temiz bu sayfayı , kocaman bir kalbe sahip olan bir isme; Keith Haring ’e ve onun kırmızı kalbini takip edebileceğin Reflect Studio iş birliğine ayırıyoruz. 1980'lerin başında New York sanat sahnesinin dinamik bir gücü olan Keith Haring, kısa sürede uluslararası üne kavuştu ve o günden bu yana sanat, kültür ve moda üzerindeki etkisi artarak devam etti. “Sanat herkes için” diyerek umutlu ve bir o kadar da aktivist bir ruhu savunan çok yönlü sanatçının imgeleriyle karşılaştığımızda nerede görsek tanırız. Dünyaya bu kadar değerli ve tanınmış izler bırakan Haring’in imgeleri barış, sevgi ve eşitlik gibi kavramları aktaran, evrensel olarak tanınan bir görsel dil hâline geldi. Bu eşsiz ve canlı dil şimdi, üzerinde taşımak isteyenler için Reflect Studio ’nun klasik parçaları üzerine sevgi ve saygıyla işlendi. ❤️ Reflect Studio X Keith Haring : “One Planet, One Heart” sloganıyla bizleri karşılayan bu kırmızı, siyah, mavi ve beyaz koleksiyonda, efsanevi pop art ve grafiti sanatçısının ikonik görselleri süper yumuşak sweatshirtler, atkılar, tişörtler, şapka ve berelerde hayat buluyor. Kırmızı kalbi takip edeceğin bu koleksiyonun henüz ilk seri olduğunu hatırlatarak seni devamından haberdar olman için Reflect Studio bültenine davet edelim. Reflect Studio X Keith Haring koleksiyonun ilk serisini buradan keşfedebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Dune: Part Two
Yönetmen: Denis Villeneuve
Yapım yılı: 2024
Süre: 166 dakika
Sinemanın edebiyat karşısında ağır mağlubiyetlere uğradığı zamanlar oluyor. İzlemekte geç kaldığım için ne yazık ki projeksiyon lambası benden daha hevessiz bir salonda izlediğim Dune’dan (2021, Denis Villeneuve) çıktıktan sonra bu dev prodüksiyonun da bunu doğruladığını düşünmüştüm. Hayranı olduğum Timothée Chalamet, Zendaya ve Oscar Isaac’in varlıklarına, teknik anlamda kesinlikle kusursuz görselliğine, müziklerine ve efektlerine rağmen Frank Herbert’ın henüz tanıştığım dünyasına girmekte çok ama çok zorlanmıştım. Filmin üç saatlik bir “giriş” olması ve sona ermeyeceği başından belli yapısı bir yana, adeta dilini bilmediğim bir gezegenin ortasına bırakılmış ve terk edilmiş gibi hissetmiştim. Üstelik ben kimden taraf olmam gerektiğini ya da “olayın” ne olduğunu anlamaya çalışırken, birkaç saniye görünen karakterler, bilmediğim bir geçmişe dair referanslar ya da bilmediğim bir geleceğe dair kehanetler kafamı oldukça karıştırmıştı. Dune’u aralarına yeni birini almaya oldukça kapalı, zorba bir arkadaş grubunun elinden çıkmış ama çok iyi tasarlanmış teknik bir başyapıt olarak görmüştüm.
Böylesi uyarlamalar söz konusu olduğunda yönetmen, senarist ve yapımcıların kaynak malzemeyi yıllar önce okumuş ya da izlemiş, haklı olarak hayranı olmuş ve filmi olağandışı bir heyecanla bekleyenler ile benim gibi yabancılar arasında ikilemde kaldığını tahmin edebiliyorum. Hayranları sıkmak ve yeni gelenleri yabancılaştırmak arasındaki seçimde Warner Bros.’un “kitabı okuyup gelin” demeyi seçmesi beni bir izleyici olarak öfkelendirmişti. (Bu bakımdan Dune: Part Two’nun basın gösterimi öncesi romanın yeni Türkçe baskısının dağıtılması oldukça manidar.) Frank Herbert’ın romanını Dune sonrası hâlâ okumamıştım, biraz da ikinci bölümün “benim gibilere” ne vadettiğini görmek için belki.

Dune | Kaynak: TME Films
Dune: Part Two beni şaşırttı. Bunda Dune ile hâlihazırda o dünyaya istemsizce de olsa girmiş olmamın etkisi büyük. Artık kimden taraf olacağımı, “olayın” ne olduğunu bilmemin, karakterlerin motivasyonlarını ve hikayelerine dair bilgimin sıfırdan fazla olmasının... Ama ilk bölümde olmayıp da ikinci bölümde olan esas şey, filmin ve bu bilimkurgu evreninin simgelerinin daha açık bir şekilde okunabilmesi: Artık solucanların ne olduklarıyla değil ona binen birinin yaptığı güç gösterisiyle, artık baharatın ne olduğuyla değil onu kontrol etmenin ne demek olduğuyla ilgilenebiliyor olmanın hazzı... Ustalıkla kurgulanmış güzel görüntüler akarken ileri atlayıveren zamanda olanların bir şeyler kaçırdım hissi yaratmak yerine iyi aksiyon sahnelerine alan açtığını fark etmenin mutluluğu... Bunlar Dune: Part Two’nun öncülünü aşabildiği olumlu noktaları. Hans Zimmer’in Oscar ödüllü müzikleri ve Greig Fraser’in Oscar ödüllü görüntülerinin çıtayı daha da yükseltmiş olması, kostüm tasarımlarının göz kamaştırması ve belki de Mad Max: Fury Road’dan beri izleyemediğin kalitede aksiyon sahneleri var bir de.
Dune: Part Two benim için tamamen çalıştı da diyemem. Filmde hâlâ romanı okumamış biri olarak bir yabancı gibi hissettiğim ya da önemli olayların saniyelerle geçiştirilmesine “bu bir mini-dizi olmalıydı” isyanı ettiğim anlar fazlasıyla oldu. Yine de Feyd-Rautha’nın tek boyutlu bir villain olarak bırakılmamasına—ki Austin Butler’ın performansı ve Elvis’i geride bırakabilmiş olması muazzam—Paul ve Chani arasındakilerin pembe dizi kıvamında uzatılmaması sevindirici. Bir seçilmiş kişi olarak Paul Atreides ve bir mesih olarak Muad’Dib’in toplumsal ve politik işlevi ve etkisinin bu ikinci bölümde çok daha anlaşılır ve takip edilebilir olduğu da bir gerçek.
Dune filmleri hakkında derinlemesine düşünmeyi, kağıt üstünde ve bir edebiyat eseri olarak çok daha iyi durduğuna emin olduğum bu dünyayı bir de okuru ve hayranı olarak ele alıp yorumlamayı çok isterim. O zaman başlayalım: “Arrakis’e doğru yola çıkmalarından önceki hafta, etraftaki toplanma telaşı bu son safhasında neredeyse dayanılmaz bir çılgınlık boyutuna ulaşmışken yaşlı bir kadın, Paul adlı delikanlının annesini ziyarete geldi.”
Benzer işler:
- Mad Max: Fury Road (2015, George Miller)
- Tenet (2020, Christopher Nolan)
Nerede izleyebilirsin? Dune: Part Two, bugün gösterime giriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Denis Villeneuve’den "Dune: Part Two", Berkun Oya imzalı “Kuvvetli Bir Alkış”ın oyuncularıyla sohbet.
01 Mar 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




