

Akdeniz’den ilhamla zehirsiz temizlik ürünleri: Lindos Naturals Dünyayı önemseyen, daha iyi bir gelecek için elini taşın altına koyan, insan sağlığını ve canlılığın devamını göz ardı etmeyen iş modelleri kurgulamak imkânsız mı? Elbette değil. Bunu yaparken çözümü çok uzaklarda aramak da gerekmiyor. ANGST okurları duyarlı bir iş modeli kurgulamayı başarabilmiş Lindos Naturals’ı tanıyor. Lindos Naturals: Bolca Akdeniz ilhamı, Ege ve Akdeniz sahili sevgisi, neler olup bittiğine dair biraz duyarlılık, köklere bağlılık ve oldukça yalın hâliyle daha temiz temizlik ürünlerine duyulan bir ihtiyaç. Lindos Naturals hikâyesi bu başlıklar üzerine temelleniyor. Tamamen doğal ve bitkisel içerikli temizlik ürünlerini Akdeniz'in saf aromaterapik bitki yağlarıyla zenginleştiren Lindos Naturals; zararlı kimyasallardan uzak, yeryüzü sularını kirletmeyecek PETA'dan cruelty-free, Vegan Society'den vegan sertifikalı temizlik ürünleriyle öne çıkıyor. Neler var? Lindos Naturals'ta lavanta, portakal bergamot ve limon okaliptus yağlarıyla zenginleştilmiş Kastil Sabunları, Konsantre Yüzey Temizleyicileri, Bulaşık Sabunları, Ahşap Sabunları ve Kolonyalar bulunuyor. Tamamen doğal ve bitkisel içeriklerle hazırlanan ve hayvanlar üzerinde test edilmeyen ev temizliği ürünleri, yeniden doldurulabilir formatta sunularak en az %70 plastik, su ve enerji tasarrufu sağlıyor. Dahası: Konsantre formülleriyle 1 şişeden 10 şişe elde etmeyi mümkün kılan, Refill pouch modeliyle sıfır atık döngüsü oluşturarak ambalajları yeniden kullanabilen, pek yakında müşterilerine kendi refill paketlerini doldurabilecekleri alanlar sunmayı planlayan Lindos Naturals; İztuzu Plajı'nda canla başla çalışan Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) iş birliğiyle Akdeniz'deki yaralı deniz kaplumbağalarının bakım ve tedavisine katkıda bulunuyor. Lindos Naturals ürünlerini ANGST15 koduyla %15 indirim, 150 lira ve üzeri ücretsiz kargo fırsatı avantajlarıyla keşfetmek için internet mağazasını ziyaret edebilir, Lindos'tan en güncel gelişmeler için Instagram hesabına göz atabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
ANGST İnsanları'nda iklim krizi, azınlık hakları, kimlik politikaları, döngüsel ekonomi ve aktivist kültürlerle ilgilenen, bunları kendi meselesi hâline getirenleri yakından tanıyoruz. Dördüncü konuğumuz Sargı Donation'dan Elifnaz Öngören.
Röportaj: Alara Demirel
Sosyal haklar gündelik pratiklerine nasıl yansıyor? Kendini bu hareketlerin neresinde konumlandırıyorsun?
Sosyal adaletsizlik her alanda yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda. Önce kendimizi sonra birbirimizi korumadığımız ve geliştirmediğimiz sürece de bunu kimse sizin yerinize yapmıyor.
Bireysel anlamda farkında olmaya ve bu bilinci geliştirmeye çalışıyorum. Öğreniyorum, öğretiyorum, ayrıcalıklarımı kontrol edip ona göre hareket ediyorum. Sevginin iyileştiriciliğine inanıyorum. Herkesin "insan" yerine konulmasını önemsiyorum, en çok görmezden gelinenleri görmeye çalışıyorum. İç hesaplaşmama hep kulak veririm — bu yüzden kendi değerlerimi devamlı yıkıp yıkıp baştan kuruyorum ve devinimden çok şey öğreniyorum.
Sargı Donation nedir? Burada neler yapıyorsunuz, senin girişim içindeki rolün nedir?
Sargı Donation, temmuzun başında Ege kıyılarında çıkan yangınların sebep olduğu maddi ve manevi zarara kayıtsız kalamayan 5 insanla oluştu: ben, Altın Tatlı, Birce Kirkova, Zeynep Çıpa ve Cem Özbek. Bu konuyu dert eden insanlar olarak organik olarak bir araya geldik ve "Bir şeyler yapmalıyız," diyerek yola çıktık. Amacımız herkesin eğlenip vakit geçirebileceği, tam gün sürecek bir etkinlik hazırlayıp elde ettiğimiz tüm geliri bağışlamaktı.

Sargı Donation ekibi: Zeynep, Altın, Cem, Birce ve Elifnaz
Turnacıbaşı 30’daki ilk etkinlik beklediğimizden çok daha ilgi görünce buna devam etmeye karar verdik çünkü sosyal adaletsizlik ve yozlaşma, hep ve en çok ayrıcalıksızı etkiliyor. Ayrıcalıklarının farkında bir kesim olarak bu gerçeğe dikkat çekmek ve doğru bir akış sağlayabilmek için bir alan yaratmış olduk. İlk etkinliğimizi 3 günde imece usülü hazırladık — ben ve Altın poster yaparken Zeynep yemek yapıyordu. Cem host'umuz oldu, Birce sanatçılarla ilgileniyordu mesela.
Karga Bar’daki ikinci etkinliğimizde de Gayya Kolektif'le birleştik ve herkes elinden ne gelirse yaptı. Mrt Seçkin’e teşekkür etmeden geçmemek gerekiyor. Bunların üzerine Berlin’deki arkadaşlarımız sayesinde Sargı, uluslararası ilk etkinliğini yapmış oldu — bu insanlarla hep birlikte yardımlar toplayıp gerekli gördüğümüz yerlere ulaştırdık ve her konuda şeffaf olmaya gayret ettik.
Etkinliklerimizden bu kadar tatmin oluşumuzu da buna bağlıyorum. Amaç iyi niyet ve sevgi olduğunda doğru insanlar bir araya geliyor ve kimse elini uzatmaktan çekinmiyor. Bu yüzden "Sargı’da herkesin rolü aynı," demek yanlış olmaz.
Sargı Donation girişimine neden ihtiyaç duydunuz? Türkiye'nin sosyal refah devleti olma karnesiyle ilgili ne düşünüyorsun?
Ortada acil bir durum vardı. Afet bölgesinde bulunamadığımız için İstanbul'dan bir şeyler yapmak istedik. Bizi devam etmeye iten motivasyon "Ortada HEP acil bir durum var!" oldu.
Derin yoksulluk, marjinalize edilen gruplar, doğal afet, iklim krizi — sorunları sıralamak hiç zor değil fakat çözümler ya komik derecede yetersiz ya da hiç yok. İşte bu noktada bir sosyal refah devletinde yaşıyormuş gibi hissedemiyorum çünkü sosyal refah kavramının yol, hastane veya açlık sınırının bile altında bir asgari maaştan ibaret olduğunu düşünmüyorum.
En ufak bir gelişim girişimine karşı caydırıcı birçok etkenle burun burunayız ve bu yüzden Maslow’un tepelerini göremiyoruz. Biz Sargı’da şu ana kadar en acil destek maddi olduğu için bu yönde yapılan yardımlara vesile olduk. Fakat ilk günden beri Sargı’nın asıl amacı fikirsel bir değişim yaratmak. Manevi bir amaçla bir araya geldiğimizi birbirimize devamlı hatırlatıyoruz. Bu süreçte araçlarımız değişiyor — niyetimiz hep aynı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Derin Yoksulluk Ağı'na sen de dolandın mı? Barınabiliyor musun? Sargı Donation'a katıldın mı?
26 Eki 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?



