Erişilebilir alanlarda buluşabilmek

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İstanbul için “paran varsa çok güzel bir şehir,” deniyor; eskiden filmlerden aklımıza kazınan bir başka söyleme göre de şehrin “taşı toprağı altın”. Bu söylenenler doğru olabilir, yani fırsatlar barındırdığı ve her konunun merkezinde yer alabileceği doğru ama bu günümüzde yeterli mi? Yani kalabalığı kucaklayan şehir teknik olarak maddi külfetinden bağımsız olarak doğru mekânlarla bizleri buluşturabiliyor mu, sonuçta İstanbul’u doyasıya yaşayamazsak ne anlamı var burada yaşamanın? Bu sorunun cevabını kendim için bildiğimden emin değilim ama geçen ay birçok haberin merkezinde daha yaşanılabilir bir şehrin sinyallerini veren şu kelime öbekleri vardı: Ümraniye’de engelsiz park, devam eden engelsiz park projesi, Şile’de engelli kamp alanı. Peki, biz engelsiz park projesinden veya mekândan neler beklemeliyiz?
Engelsiz park: Bir örnek olarak değinmek istediğim Ümraniye’deki park, Millet Bahçesi’nin içinde yer alıyor. Teknik yeterlilikler açısından baktığımızda bahçenin eksikleri bulunuyor. Daha önce yapılmış çalışmalar da engelsiz tasarımı içselleştirmede eksikler olduğunu ortaya koyuyor. Bazı uzmanlar bunun nedeninin “engel ve engelleri ortadan kaldırmakla ilgili mimar, plancı, peyzaj mimarı, kamu çalışanı gibi sorumlu kişilerin doğru yerden ilham almamaları” olduğunu belirtiyor. Bir başka yansıma da yeşil alanların “gidip oturulması” gereken alanlar olarak görülmesinden kaynaklanıyor olabilir mi? Çünkü bir süreliğine gıcır gıcır duracak salıncak, oturmalık ve bitki saksıları gibi kent mobilyaları üzerinden tanıtım yapılıyor.
Engelsiz park projesi: 2016’dan beri aralıklarla duyduğumuz engelsiz park projesi, erişilebilirlik tasarım kriterlerine uygun kamusal alanları kapsıyor. Bu tasarım projelerinden bizlerin beklemesi gereken ise kabaca söylemek gerekirse geniş kaldırımlar, sağlıklı aydınlatılmış yollar, hissedilebilir yol dokusu, yüksek olmayan kaldırım rampaları, rahatça geçilebilir rampa eğimleri, işaretlenmiş ve yol üstünde bulunmayan kent mobilyaları gibi bir dizi ilke. Detayını merak edenler evrensel standart kılavuzuna göz atabilir.
Engelleri kaldırma: Engelli sözcüğünün geçtiği her yerde bunu engelsiz kılmakla ilgili bir misyon bulunuyor. Yani erişilebilirlikle sınanıyoruz. Erişilebilirlik ise “engelli bir bireyin, gündelik yaşamında diğer sağlıklı bireyler gibi hiç yardım almadan ya da kısmi yardım alarak, evinden (yürüyerek, toplu taşıma veya özel aracıyla) her çeşit binaya gidebilmesi, bina içindeki mekânlarda dolaşabilmesi, binaya ait tüm hizmetlerden yararlanabilmesi" anlamına geliyor. Erişilebilirlik ve mobilite konusuyla ilgili kitapları bulunan Vincenza Scherrer’ın bir sözü bu konunun nasıl ve kimler için dönüştürücü olabileceğini anlatıyor: “Herhangi bir yetersizliği olan kişi, erişilebilirliği olan mekânda sakat değildir. Sağlam bir kişi, erişilebilirliği olmayan bir mekânda engellidir.”
İstanbul'un katılımcı ve kapsayıcı tasarımlarla donatılacağı günlerde görüşmek dileğiyle...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta sizi İstanbul'un seslerini dinlemeye ve şehir hakkında söz sahibi olmaya davet ediyoruz.
04 Eki 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




