Fahiş fiyat tartışması üzerine: Konser bileti fiyatları nasıl belirleniyor?

Çilekeş, 16 yıl aranın ardından orijinal kadrosu ile 10 Ekim’de sahnede olacak. Grubun konser biletleri satışa çıkar çıkmaz tükendi fakat dinleyiciler fiyat bedelinin beklenenden yüksek olduğunu belirterek sosyal medyada tartışma başlattı. Birçok önemli konsere imzasını atan organizatörler Oytun Alatay, Hakan Özdemir, Onur Şişman, Harun İzer, Yiğit Öztosun ile bilet fiyatlarının nasıl belirlendiğini konuştuk.
Fahiş fiyat tartışması üzerine: Konser bileti fiyatları nasıl belirleniyor?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Çilekeş, Y.O.K albümünün 21. yılına özel orijinal kadrosuyla sahnelere döneceğini açıkladı. Grubun 10 Ekim’de KüçükÇiftlik Park’ta yapılacak konserinin biletleri ise satışa çıktıktan kısa süre sonra tükendi. 

Grubun geri dönmesiyle heyecanlanan hayranların odağında ise bilet fiyatlarının pahalılığı vardı. Konserin genel alan bilet fiyatı sınırlı sayıda 1.950 liradan satıldı. Ardından genel alan fiyatı 2.450 ve 2.950 liraya yükseldi. Birçok sosyal medya kullanıcısı ise duruma tepki gösterdi ve Çilekeş’in bilet fiyatını Türkiye’de bu yaz konser verecek yabancı müzisyenlerinkiyle kıyasladı. “Bu bilet fiyatına değer mi?”, “Yerli bir rock grubunun konser bilet fiyatının bu seviyelerde olması asla açıklanabilir bir şey değil” gibi yorumlar geldi.

Bilet fiyat politikasının eleştirilmesi sadece ülkemize özgü değil. Geçen ay Harry Styles’ın Londra’daki konserinin biletleri çok pahalı bulundu ve “Bu fiyatı veriyorsak Harry elimi tutarak şarkı söylemeli” gibi istekler dile getirildi. Oasis dönüş turnesinin bilet fiyatları yüzünden patlak veren uluslararası tartışmanın odağındaki isim olan Liam Gallagher bile Styles’a cevap verdi. Sanatçı, Oasis’in bilet fiyatlarına göndermede bulunarak “Şimdi dönüp bakınca makul görünüyor” diyerek espri yaptı. Harry Styles tüm bu eleştiriler sonrası Manchester’da bileti sadece 20 sterlin olan konseri açıkladı. Tabii ki bu konserin biletleri de çok kısa sürede tükendi.

Türkiye’deki genel bilet fiyatlandırmalarına dair tartışmalara Athena’dan Gökhan Özoğuz da dahil oldu:

"Tükenmiş olduğu ilan edilen biletler yeniden satışa çıkarılmakta ve bu durum ‘tepkiler üzerine fiyat indirimi yapıldı’ söylemiyle kamuoyuna sunulmaktadır. Bu durum, yüksek fiyattan bilet alanlara karşı açık bir haksızlık yaratmaktadır."

Fakat Sayın Özoğuz, bilet fiyatlarında indirim değil pahalılık söz konusu, yanlış bilgilendirme almışsınız!

Müzik endüstrisi sadece Türkiye özelinde değil küresel anlamda da zor durumda. Özellikle ana akıma dahil olmayan müzisyenler telif gelirlerinden para kazanamıyor. Bu yüzden de maddi olarak ayakta kalmalarını konserler sağlıyor. Dinleyicinin cebindeki para ise artmak yerine her geçen gün azalıyor. Hayranlar, müzisyenler ve konser organizatörleri arasında da dengesi asla sağlanmayacak bir çatışma ortaya çıkıyor. 

Peki, bilet fiyatları neye göre belirleniyor?

'Ekim ayındaki enflasyonu da düşündük'

Çilekeş konserinin organizatörü ve Epifoni Events kurucusu Oytun Alatay, “Çilekeş konser biletlerinin ücretlendirmesine neye göre karar verdiniz? Ayrıca dinleyicilerin olumlu ve olumsuz yorumları nasıl hissettirdi?” soruma şu yanıtı veriyor:

"16 yıl aradan sonra yapılacak bu özel konserin biletlerinin beklediğimizden de çabuk tükenmesi sevindirici bir durum. Biletler satışa çıktıktan bir saat sonra kapasitenin yarısından fazlası satılmıştı. Çilekeş’in içimizde edindiği yer anlamında ne kadar önemli ve özlenen bir grup olduğunu birlikte gördük. Bu kapsamda sonuç ne kadar sevindirici olsa da alınan eleştiriler o kadar üzücü oldu. O yüzden bilet fiyatlarıyla ilgili eleştirileri dikkatle takip ediyoruz.

Ücretlendirme ise bu ölçekteki bir işin prodüksiyon maliyetleri, bilet ve kredi kart komisyonları ve de vergi kesintileri hesaplanarak belirlendi. Tabii ki konserin yapılacağı Ekim ayındaki enflasyonu da düşündük. Genel alan ve sahne önü biletleri dört farklı bilet firması üstünden üç fiyat geçişi politikasıyla satıldı. Bazı konserler belirlenen kategorileri çok hızlı satıp diğerine geçti ve sold out oldu. Bu durum The Neighbourhood’da da yaşandı. En güncel olarak Tarkan konserlerinde ve geçen yıl globalde Oasis’ın açtığı stat konserinde yaşandı. Bilet fiyatları dinamik fiyatlandırma yüzünden üç dört katına çıktı. Fakat Çilekeş konser biletlerini dinamik biletlendirme değil önceden belirlenen üç fiyat kategorisiyle satıldı. Hepimizi pozitif anlamda şaşırtan şey biletlerin bu kadar hızla tükenmesi oldu.”

Çilekeş ise eleştirilere sosyal medya hesaplarından cevap verdi:

"...Bilet fiyatlarını yüksek bulan dinleyicilerimizin sesini duyuyor ve eleştirilerini dikkatle takip ediyoruz. Her detayıyla dünya standartlarında bir şov olarak tasarlıyoruz. Bir kategoride biletler tükendiğinde sistem otomatik olarak bir sonraki kategoriye geçiyor; dolayısıyla iddia edildiği gibi satış hızına göre sonradan yapılan bir fiyat artışı da asla söz konusu değil. Bu tepkinin asıl öznesinin; emeğin ve alım gücünün hızla değersizleştiği, öfkenin ise çoğu zaman yanlış adreslere yönlendirildiği kaygan bir ekonomik zemin olduğunu biliyoruz..."

'Matematiği oldukça basit aslında'

Vera Müzik’ten Onur Şişman, bilet fiyatlandırmasını nasıl yaptıklarını şu sözlerle anlatıyor:

"Sanatçı ücreti ve stopajı, mekan kirası, konaklamalar, eğer anlaşmaya dahilse ulaşım maliyetleri, teknik malzeme kirası, güvenlik, temizlik personeli giderleri, staff, runner, yemek giderleri, reklam harcamaları genel olarak masraflarımızı oluşturuyor. Bilet fiyatını ise oldukça basit bir şekilde hesaplıyoruz. Örneğin bir konserin toplam maliyetinin 100.000 lira olduğunu ve bu konsere en az 100 kişinin geleceğini varsayalım. Bu durumda KDV hariç bilet fiyatımız şöyle oluyor: 100.000/100= 1.000 TL. Bunun üzerine %20 KDV ve biletleme firmasının %10-12 civarındaki komisyonu eklendiğinde, dinleyicinin satın aldığı nihai fiyat ortaya çıkıyor. Eğer 100 kişi yerine 120 kişi gelirse, 20 kişilik bir gelir elde etmiş oluyoruz."

Stagepass’tan Yiğit Öztosun ise dört ana kaleme göre hesaplama yaptıklarını söylüyor:

"Sanatçı kaşesi, prodüksiyon, sanatçı ağırlaması ve mekan kira giderleri. Bunun etrafında ise oldukça geniş bir masraf havuzu var. Saha operasyonu, güvenlik, temizlik, bilet okuma personelleri, sağlık ekipleri, yönlendirmeler, basılı materyaller, promosyon çalışmaları, PR, pazarlama ile sosyal medya iletişimi bu bütçenin önemli parçalarını oluşturuyor. Bir konseri tasarlamaya başlarken promoter tarafında en kritik konu şu; her projenin nerede, hangi ölçekte ve hangi fiyat aralığında karşılık bulacağını doğru öngörmeniz gerekiyor. Bu yüzden bütçe oluştururken uluslararası pazarın stratejilerini ve sanatçının global konumunu da hesaba katıyoruz."

'Ekip maliyetleri geçen yıla göre %30-40 oranında arttı'

Pozitif Müzik Programlama ve İçerik Yönetimi Direktörü Hakan Özdemirci, bilet fiyatlarının artış gösterme sebebini şöyle dile getiriyor:

"Son dönemde prodüksiyon giderleri ve ekip maliyetleri geçen yıllara oranla oldukça artmış durumda. Geçtiğimiz yıllarda sanatçı kaşesi üzerinden % 30-40 olarak öngördüğümüz prodüksiyon maliyetleri bugün birebir olarak hesaplanmakta bu da doğrudan bilet satış bedellerini etkilemektedir. Biz tüm tasarımı dinleyicinin alım gücüne endeksleyerek yapıyoruz. Buna göre fizibilite çalışıp sponsorlardan aldığımız destek ile fiyatları minimumda tutmaya özen gösteriyoruz. 14-16 Temmuz’da yapılacak Gorillaz konserlerinin biletlerini 2500 TL’den erken dönem satışa çıkardık ve hızlıca tükendi. Bu dönemde böyle bir bilet fiyatına Gorillaz gibi bir grubu izlemek veya izlettirebilmek bizim için çok değerli.”

Özdemirci, “Finansal olarak karşılığını görmediğimiz hiçbir konserin içinde olmuyoruz” deyip ekliyor:

"Sanatçılara astronomik teklifler sunmuyoruz. Her bir projeyi kendi kondisyonunda değerlendirirsek bu devirde konser yapmayı halen mantıklı buluyorum."

İKSV-İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer de bilet fiyatları belirlenirken sanatçıya olan talep, dinleyici profili ve bu profilin ekonomik imkanlarının da hesaba katıldığından bahsediyor:

"Tüm bu varsayımlar üzerine kurulan bir plan, döviz kurundan pandemiye kadar tamamen kontrol dışı gelişmelerle bir anda bozulabilir. Günün sonunda tüm bu belirsizliklerin sorumluluğu da etkinliği düzenleyen kurumun omzundadır. Seyircinin konser ekonomisine dair her detayı bilmesi de imkansız, dolayısıyla ‘Neden pahalı/neden daha ucuz olmuyor?’ sorusunun cevabını vermek de kolay değil her zaman.”

Oytun Alatay, “Yerli grupların bilet fiyatının daha uygun olması gerektiğine dair algıyı nasıl yorumluyorsunuz?” soruma şu yanıtı veriyor:

"Bilet fiyatları, sanatçıların yerli veya yabancı olmasıyla değil projenin içeriğiyle, orkestrası ile ekibinin sayısıyla, konser verdiği alanın kapasitesinden doğan prodüksiyon maliyetleriyle ve sahne şovunun içeriğiyle ele alınmalıdır. Bu sebeplerle daha yüksek fiyatlara satılan yerli sanatçı biletleri de görüyoruz."

Gelir adaletsizliği tartışmasının temel sebebi

Harun İzer, bilet fiyatlarının geçmişte de tartışma konusu olduğunu hatırlatıyor:

"Fakat bugünkü tartışmanın temel sebebi ekonomik şartlar ve gelirlerdeki dengesizlik. İzleyicilerin bilet fiyatlarına dair eleştirileri bir noktaya kadar elbette anlaşılır. Ancak hayatımızdaki neredeyse her şey pahalılaşmışken, konser biletlerinin de geçmişe göre daha pahalı olması kaçınılmaz. Şu sıralar okuduğum, 1800’ler İtalyasında opera dünyasını anlatan bir kitapta da benzer tartışmalar var. Sanatçı kaşeleri, bilet fiyatları, prodüksiyon ve mekan maliyetleri, bütçeler, batan ve çıkan işler, mahkemelik olan organizatörler... Değişen çok şey var ama tartışmalar şaşırtıcı biçimde aynı. Konseri düzenleyen kurumun üstlendiği riskin büyüklüğünü de göz ardı etmemek gerekiyor.”

Profesyonellerin yanında gönüllü olarak konser yapmaya kalkışanlar da var. Buna örnek Volkan Tangör, sahibi olduğu Joker’in 20. yılı kutlaması nedeniyle hayalindeki festivali yapmak istedi. 2022’de Franz Ferdinand, Belle and Sebastian gibi önemli isimlerin sahne aldığı Cheerz Festival’i düzenledi. Biletleri ucuza sattı fakat zarar etti. Tangör, bunun nedenini şöyle açıklıyor:

"Öncelikle Eylül ayında festival yapmak çok yanlıştı. Herkes konsere, festivale doymuştu. Sonrasında gruplar çok maliyetliydi. Uçak biletleri, konaklamaları, mekan kirası, prodüksiyon bunlar ana giderler... Ama alt giderler sandığımızdan da fazlaydı. Festival alanına kaliteli tuvalet koymak bile ciddi bir zarara neden oldu. 200'den fazla çalışan vardı. Hepsinin sigortası yapıldı, yemek parası verildi. Güvenlik, belediye gibi resmî yerlere ödenmesi gerek ücretler de var. Ayrıca ülkemizde bilet almak yerine davetiye istemenin bir kültür hâline gelmiş durumda olduğunu fark ettim. Sanatçıyı desteklemenin azaldığını çok net gördüm.”

'Bileti ucuz sattığımız için CİMER’e şikayet edildik'

Türkiye’deki en kırılgan yapıya sahip ve ayrıca en çok eleştiriyi de alan sektörlerden biri kültür-sanat. Organizasyon şirketleri tüm bu olumsuzluklara rağmen bu işi neden yapmaya devam ediyor? Onur Şişman şu yanıtı veriyor:

"Bunu ben de zaman zaman düşünüyorum ama ertesi yıl yeniden konser yapıyoruz. Gerçi bu yıl Headbangers’ Weekend festivalini yapmayacağız. Örneğin Megadeth’in normal giriş biletini iki sene önce 750 liraya sattık. Bilet ilk günde tükendi ve zam yapmadık. Herkes bizi bileti ucuza satıp karaborsaya vermekle suçladı. Şikayetçi oldular, CİMER inceleme yaptı. Karaborsaya bilet vermediğimiz anlaşıldı ama hakkımızda yazılanlar internette hâlâ duruyor. Çilekeş ise pahalı diye eleştirildi. Eğer alıcıya pahalı gelseydi, bence Çilekeş’in de bileti bitmezdi. Sonuç olarak ürün tükenmiş oldu. Şahsi görüşüm, o konser için biletin pahalı olduğuydu.”

Yiğit Öztosun ise şunları söylüyor:

"Bu biraz gönül işi. Yalnızca ticari bir perspektifle bakıldığında uzun vadede başarılı olmak ve yaptığınız işi sürdürülebilir kılmak kolay değil. Çünkü sektör oldukça kırılgan; ekonomik dalgalanmalar ve sık sık gündemin yarattığı değişimler genellikle ilk olarak kültür sanat alanını etkiliyor. Böyle dönemlerde elbette finansal riskler büyüyor, hatta zaman zaman ciddi yüklerin altına giriyoruz. Ama bu işi yapmaya devam etmemizin nedeni, içimizdeki o motivasyon. Konser üretmek biraz cesaret, güçlü bir öngörü ve en çok da bağlılık istiyor.”

Kültür politikalarının etkisi

Harun İzer, “Konser işi yapmak bence hiçbir devirde en mantıklı ticari faaliyet olmamış, dolayısıyla hep biraz gönül işi. Risk her zaman var. Yola çıkarken bir bütçe yapılır, iş beklenenden çok daha iyi de sonuçlanabilir, büyük bir zararla da kapanabilir. Kestirmesi zor bir alan. Bizim gibi kâr amacı gütmeyen, kamu yararına çalışırken varlığını sürdürmeye çalışan kurumlar için farklı dengeler ve hassasiyetler de gündeme geliyor” diyor.

Oytun Alatay da bu işte çabanın önemli olduğunu söylüyor:

"Öncelikle içinizde müzik sevginizin yüksek olması ve bu ağır masraf ve vergilere rağmen çabalamaya devam etmeniz lazım. O yüzden mantıklı veya değil diyemem fakat birilerinin bu işleri yapmaya çabalamasını seviyor ve destekliyorum.”

Yakında Mitski, Pantera gibi konserlerin de biletleri satışa çıkacak ve organizatörler yeniden “Bu fiyatlar da ne?” eleştirileri alacak. Öte yandan sevdiği ismi canlı dinlemek isteyenler online bilet kuyruğunda olacak.

İşin özü devlet desteğinin neredeyse hiç olmadığı, canlı sahnenin ana sponsorlarının gün geçtikçe azaldığı, müzisyenin elindeki gitarın bile vergisinin her geçen gün arttığı, kültür-sanat etkinliklerinin ise ihtiyaçtan ziyade lüks tüketim olarak görüldüğü bir toplumda bilet fiyatlarının adaletli olmasını arzulamak bu koşullarda karşılıksız bir dileğe dönüşüyor. 

Elbette her organizasyonun kendi iç kararları var ancak bugün ortaya çıkan fiyatlar, bireysel tercihlerden çok, yerli canlı müziği destekleyecek bir sistemin yokluğunun sonucu. Aslına bakarsanız geçmişte de bu durum çok farksız değildi; gelecekte ise farklı olmasını sağlamak belki de dinleyicinin elinde!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti