Festival önerileri: Berlin’den İstanbul’a

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İstanbul Film Festivali, bir yandan Türkiye sinemasının güncelinin nabzını tutarken, bir yandan da yılın ilk aylarında dünya festivallerinde ilk gösterimlerini yapmış birçok filmi şehrimize taşıyor. Hatta bence, nasıl ki Filmekimi hemen hemen Cannes Film Festivali’nin İstanbul’daki izdüşümüyse, Berlin Film Festivali’nin öne çıkanları da Festival’in farklı bölümlerindeki ağırlığını hissettiriyor.
Son iki yıldır ne yazık ki Berlin Film Festivali’ni yerinde takip edemiyorum; dolayısıyla İstanbul Film Festivali öncesinde önerilerimi hazırlarken izlediklerimi paylaşamıyor, merak ettiklerimle yetiniyorum. Neyseki festival programımı hazırlarken bana önerileriyle yardımcı olacak, Berlinale havasını solumuş, Potsdamer Platz’ın kaldırımlarını aşındırmış dostlarım var! Ben de onlara Berlin’den İstanbul’a gelen filmlerden önerilerini sordum:

Dying | Kaynak: İKSV
Dying / Sterben
Yönetmen: Matthias Glasner
Ne oluyor? Farklı hastalıklarla boğuşan bir çift, “Ölmek” adlı bir beste üzerinde çalışan orkestra şefi, oğulları ve yasak bir ilişki yaşayan kızlarından oluşan, birbirlerine yabancılaşmış Lunies ailesi, ölüm kapının eşiğinde belirdiğinde yeniden biraraya geliyor.
Bölüm: Galalar
“Matthias Glasner’den ölüm ve yaşam üzerine acımasız bir aile filmi. Benim için tartışmasız Berlinale’nin en iyisiydi. Ölüm kadar zor bir temayı başarıyla ve gerçek hayattaki gibi mizahla iç içe anlatmayı başararak festivalde En İyi Senaryo ödülünü de aldı. Başrollerdeki muhteşem iki Alman oyuncu Corinna Harfouch ve Lars Eidinger’ı seyretmenin keyfine doyulmaması da cabası.”
Kerem Ayan, İstanbul Film Festivali direktörü

A Traveler’s Needs | Kaynak: İKSV
A Traveler’s Needs / Yeohaengjaui Pilyo
Yönetmen: Hong Sang-soo
Ne oluyor? Kore’ye nereden geldiğini kimsenin bilmediği gizemli bir kadın, günlerini Fransızca dersleri vererek, kayaların üzerinde uzanarak ve pirinç şarabı içerek geçiriyor.
Bölüm: Dünya Festivallerinden
“A Traveler’s Needs, izlediğim Hong Sang-soo filmleri arasında en komiğiydi sanırım. Film üretme sıklığı benzersiz olan yönetmen, üçüncü birlikteliklerinde Isabelle Huppert’i Kore’de üstünkörü bir şekilde Fransızca dersleri vererek gününü geçiren bir kadın olarak takip ediyor. Huppert’in performansı filmin mizahını ateşlerken, dil ve şiir üzerine yapılan oyunbazlıklar filmin anlam dünyasını genişleterek keyifli bir seyir deneyimi sunuyor.”
Cemre Erül, yapımcı

My Favourite Cake | Kaynak: İKSV
My Favourite Cake / Keyke Mahboobe Man
Yönetmen: Maryam Moghaddam ve Behtash Sanaeeha
Ne oluyor? Eşini kaybettiği, kızı ise Avrupa’da yaşadığı için Tahran’da tek başına kalan 70 yaşındaki kadın, bir öğleden sonra çay içmeye çıktığında ikinci baharını yaşamaya başlıyor.
Bölüm: Dünya Festivallerinden
“My Favourite Cake, odağına aldığı iki karakteri yaşlarından, cinsiyetlerinden ve milletlerinden bağımsız bir biçimde perdede temsil edip yaşatabildiği için çok başarılı bir film bence. Tertemiz bir prodüksiyon kalitesi, dahiyane bir mizansen tasarımı ve görünmez bir reji kabiliyetinin sonucu bu film. Patriyarkanın 45 yıllık teokrasi pratikleriyle birleştiğinde dahi insan olmaya dair en yalın duyguyu, hazzı nasıl yok edemeyeceğini motivasyon vererek anlatmayı başarıyor.”
Nefes Polat, yapımcı

Pepe | Kaynak: İKSV
Pepe
Yönetmen: Nelson Carlos De Los Santos Arias
Ne oluyor? Türünün son örneği olan ve Kolombiya cangılında öldürülen genç su aygırının hayaleti bu toprakların halklarının sözlü geleneğine uygun bir şekilde hem gerçek hem de uydurma, bazen ciddi bazen de oyuncaklı hikayesini sesler ve böğürtüler eşliğinde anlatıyor.
Bölüm: Heyula
“Pepe, “kokain kralı” Pablo Escobar’ın özel hayvanat bahçesi için Atlas Okyanusu üzerinden taşınan ve 2009 yılında Kolombiya’nın yetkisiyle Alman avcılar tarafından öldürülen bir su aygırı. Aslında “Pepe” kod adı. Kara filmlerdeki karakterler gibi, öldükten sonra öteki taraftan hikâyesini anlatıyor, dört farklı ses ve dilde tasarlanmış elektronik bas sesiyle. İktidar ve dil ilişkisinden, iki bacaklılardan, sürgünden, maneviyattan bahsediyor. Afrika’da çekilmiş doğa görüntülerinden yeniden canlandırılmış sahnelere, 16 mm’den siyah-beyaza geçiş yapan eklektik bir imge evreni içinde sömürgecilik tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bu halüsinatif belgesel-dramın yönetmeni Nelson Carlos de Los Santos Arias, Berlin’de En İyi Yönetmen ödülünü aldı.”
Müge Turan, İstanbul Modern Sinema küratörü

You Burn Me | Kaynak: İKSV
You Burn Me / Tú me abrasas
Yönetmen: Matías Piñeiro
Ne oluyor? Antik Yunan şairi Sappho ile su perisi Britomartis’in deniz kenarında buluşup aşk ve ölüm üzerine sohbet ettiği metin, deneysel sinemanın gücüyle görsel bir şiire dönüşüyor.
Bölüm: Heyula
“Matias Piñeiro'nun Berlinale’nin Karşılaşmalar (Encounters) bölümünde prömiyer yapan bu yeni filmi, edebiyat metinleri ve film biçimi arasında kurulan diyaloglara farklı bir açıdan yaklaşıyor. Daha önceki filmlerinde özellikle Shakespeare’in eserlerine getirdiği modern yorumlarla tanınan Piñeiro, bu defa Cesare Pavese’nin Leuko ile Söyleşiler kitabından "Deniz Köpüğü" diyaloğunun peşine düşüyor. Şair Sapfo ve dağ nemfi Britormartis’in arzuları ve kaderlerini, bambaşka diyarlara, zamanlara ve bedenlere taşıyan Piñeiro, şiir biçimini film gramerini temeline oturtuyor. Görsel ve işitsel hecelerin, kendilerine özgü bir ahenkle buluştuğu You Burn Me, 16mm film kamerasının eseri yumuşak ve sıcak renkler ve dokularla içimizi ısıtan bir şiir-film olarak karşımıza çıkıyor.”
Öykü Sofuoğlu, sinema yazarı

The Empire | Kaynak: İKSV
The Empire / L’empire
Yönetmen: Bruno Dumont
Ne oluyor? Kuzey Fransa’daki sakin bir balıkçı köyünde dünyaya gelen özel bir bebek, gezegenler arası imparatorlukların şövalyeleri arasında gizli bir savaşın başlamasına neden oluyor.
Bölüm: Dünya Festivallerinden
“Bruno Dumont, son filmi İmparatorluk’ta galaksilerarası bir savaş anlatısı için bazı fetiş oyuncularıyla fetiş mêkanı kuzey Fransa’daki Côte d’Opale’ye geri dönüyor. Anaakım olmayan bir bilimkurgu filmi için çokça iyi kurulmuş bir görsel evrende P’tit Quinquin’ın ikonik jandarma ikilisini yine aynı rolde; Ma Loute’un André Van Peteghem’i usta oyuncu Fabrice Luchini’yi ise Belzébuth’u canlandırırken izlemek oldukça keyifli. Dumont’un sinemasının biraz aşinalık beklediği kesin: Film Berlinale’de bir yandan Gümüş Ayı Jüri Ödülü ile ödüllendirilirken bir yandan da yarışma filmleri arasında salonun en çok ve sık terk edildiği filmlerden oldu. Girift ilişkilerine rağmen iyiler ve kötüler olarak tanımlayabileceğimiz Bir ve Sıfır adlı galaksilerin Dünya’ya taşan savaşı, filmin Berlinale’deki ilk gösteriminin ardından yönetmenin absürd bir Star Wars anlatısı yarattığına dair yorumlar aldı. Ancak filmin Star Wars ve bilimkurgu hayranlarını ne kadar memnun edeceğini kestirmek güç. Yönetmenin kendi deyimiyle “sinema bir risk işi” ve Dumont o riski almaktan çekinmediğini son filmiyle yeniden hatırlatıyor. Filmde Camille Cottin’ın canlandırdığı Kraliçe’nin, Dünya’yı kurtarma isteğini açıkladığı “İnsanlar berbat ama bir o kadar da sevimli ve gülünçler.” cümlesini filme uyarlamak pek mümkün. Eğer bu festivalde insanlar kadar berbat, sevimli ve gülünç bir film izlemek isterseniz L’empire’i pas geçmeyin derim.”
Uğurhan Topcuoğlu, akademisyen

Brief History of a Family | Kaynak: İKSV
Ve diğerleri...
Berlin Film Festivali’nde gösterilmiş İstanbul Film Festivali filmleri tabii ki bunlarla sınırlı değil. Altın Ayı ödüllü Dahomey (yön. Mati Diop); Altın Ayı için yarışmış Black Tea (yön. Abderrahmane Sissako), La cocina (yön. Alonzo Ruizpalacios), From Hilde with Love (yön. Andreas Dresen), Gloria! (yön. Margherita Vicario), Suspended Time (yön. Olivier Assayas) festivalin farklı bölümlerinde gösteriliyor. Berlinale Special galalarından Seven Veils (yön. Atom Egoyan), Encounters bölümünden Matt and Mara (yön. Kazik Radwanski), Teddy ödüllü All Shall Be Well (yön. Ray Yeung), Panorama bölümünden Brief History of a Family (yön. Lin Jianjie), Crossing (yön. Levan Akin) ve Faruk (yön. Aslı Özge) de İstanbul Film Festivali seçkisinin dikkat çekenlerinden. Bunlardan özellikle mutfak draması La cocina, festival tanıtım metninde Saltburn’e benzetilen Brief History of a Family ve çok sevdiğim And Then We Danced...’in yönetmeni Levan Akin’in yeni filmi Crossing için heyecanlıyım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul Film Festivali seçkisinde yer alan Berlin Film Festivali filmlerinden öneriler, Quentin Dupieux’nün absürt komedisi Yannick.
05 Nis 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




