Festival önerileri: Berlin’den İstanbul’a

74. Berlin Film Festivali’ni yerinde takip edenlere, 43. İstanbul Film Festivali seçkisindeki filmlerden önerilerini sorduk.
Festival önerileri: Berlin’den İstanbul’a

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İstanbul Film Festivali, bir yandan Türkiye sinemasının güncelinin nabzını tutarken, bir yandan da yılın ilk aylarında dünya festivallerinde ilk gösterimlerini yapmış birçok filmi şehrimize taşıyor. Hatta bence, nasıl ki Filmekimi hemen hemen Cannes Film Festivali’nin İstanbul’daki izdüşümüyse, Berlin Film Festivali’nin öne çıkanları da Festival’in farklı bölümlerindeki ağırlığını hissettiriyor. 

Son iki yıldır ne yazık ki Berlin Film Festivali’ni yerinde takip edemiyorum; dolayısıyla İstanbul Film Festivali öncesinde önerilerimi hazırlarken izlediklerimi paylaşamıyor, merak ettiklerimle yetiniyorum. Neyseki festival programımı hazırlarken bana önerileriyle yardımcı olacak, Berlinale havasını solumuş, Potsdamer Platz’ın kaldırımlarını aşındırmış dostlarım var! Ben de onlara Berlin’den İstanbul’a gelen filmlerden önerilerini sordum:

Dying | Kaynak: İKSV

Dying / Sterben

Yönetmen: Matthias Glasner
Ne oluyor? Farklı hastalıklarla boğuşan bir çift, “Ölmek” adlı bir beste üzerinde çalışan orkestra şefi, oğulları ve yasak bir ilişki yaşayan kızlarından oluşan, birbirlerine yabancılaşmış Lunies ailesi, ölüm kapının eşiğinde belirdiğinde yeniden biraraya geliyor.
Bölüm:
Galalar

“Matthias Glasner’den ölüm ve yaşam üzerine acımasız bir aile filmi. Benim için tartışmasız Berlinale’nin en iyisiydi. Ölüm kadar zor bir temayı başarıyla ve gerçek hayattaki gibi mizahla iç içe anlatmayı başararak festivalde En İyi Senaryo ödülünü de aldı. Başrollerdeki muhteşem iki Alman oyuncu Corinna Harfouch ve Lars Eidinger’ı seyretmenin keyfine doyulmaması da cabası.”

Kerem Ayan, İstanbul Film Festivali direktörü


A Traveler’s Needs | Kaynak: İKSV

A Traveler’s Needs / Yeohaengjaui Pilyo

Yönetmen: Hong Sang-soo
Ne oluyor? Kore’ye nereden geldiğini kimsenin bilmediği gizemli bir kadın, günlerini Fransızca dersleri vererek, kayaların üzerinde uzanarak ve pirinç şarabı içerek geçiriyor.
Bölüm:
Dünya Festivallerinden

“A Traveler’s Needs, izlediğim Hong Sang-soo filmleri arasında en komiğiydi sanırım. Film üretme sıklığı benzersiz olan yönetmen, üçüncü birlikteliklerinde Isabelle Huppert’i Kore’de üstünkörü bir şekilde Fransızca dersleri vererek gününü geçiren bir kadın olarak takip ediyor. Huppert’in performansı filmin mizahını ateşlerken, dil ve şiir üzerine yapılan oyunbazlıklar filmin anlam dünyasını genişleterek keyifli bir seyir deneyimi sunuyor.”

Cemre Erül, yapımcı


My Favourite Cake | Kaynak: İKSV

My Favourite Cake / Keyke Mahboobe Man

Yönetmen: Maryam Moghaddam ve Behtash Sanaeeha
Ne oluyor? Eşini kaybettiği, kızı ise Avrupa’da yaşadığı için Tahran’da tek başına kalan 70 yaşındaki kadın, bir öğleden sonra çay içmeye çıktığında ikinci baharını yaşamaya başlıyor.
Bölüm:
Dünya Festivallerinden

“My Favourite Cake, odağına aldığı iki karakteri yaşlarından, cinsiyetlerinden ve milletlerinden bağımsız bir biçimde perdede temsil edip yaşatabildiği için çok başarılı bir film bence. Tertemiz bir prodüksiyon kalitesi, dahiyane bir mizansen tasarımı ve görünmez bir reji kabiliyetinin sonucu bu film. Patriyarkanın 45 yıllık teokrasi pratikleriyle birleştiğinde dahi insan olmaya dair en yalın duyguyu, hazzı nasıl yok edemeyeceğini motivasyon vererek anlatmayı başarıyor.”

Nefes Polat, yapımcı


Pepe | Kaynak: İKSV

Pepe

Yönetmen: Nelson Carlos De Los Santos Arias
Ne oluyor? Türünün son örneği olan ve Kolombiya cangılında öldürülen genç su aygırının hayaleti bu toprakların halklarının sözlü geleneğine uygun bir şekilde hem gerçek hem de uydurma, bazen ciddi bazen de oyuncaklı hikayesini sesler ve böğürtüler eşliğinde anlatıyor.
Bölüm:
Heyula

“Pepe, “kokain kralı” Pablo Escobar’ın özel hayvanat bahçesi için Atlas Okyanusu üzerinden taşınan ve 2009 yılında Kolombiya’nın yetkisiyle Alman avcılar tarafından öldürülen bir su aygırı. Aslında “Pepe” kod adı. Kara filmlerdeki karakterler gibi, öldükten sonra öteki taraftan hikâyesini anlatıyor, dört farklı ses ve dilde tasarlanmış elektronik bas sesiyle. İktidar ve dil ilişkisinden, iki bacaklılardan, sürgünden, maneviyattan bahsediyor. Afrika’da çekilmiş doğa görüntülerinden yeniden canlandırılmış sahnelere, 16 mm’den siyah-beyaza geçiş yapan eklektik bir imge evreni içinde sömürgecilik tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bu halüsinatif belgesel-dramın yönetmeni Nelson Carlos de Los Santos Arias, Berlin’de En İyi Yönetmen ödülünü aldı.”

Müge Turan, İstanbul Modern Sinema küratörü


You Burn Me | Kaynak: İKSV

You Burn Me / Tú me abrasas

Yönetmen: Matías Piñeiro
Ne oluyor? Antik Yunan şairi Sappho ile su perisi Britomartis’in deniz kenarında buluşup aşk ve ölüm üzerine sohbet ettiği metin, deneysel sinemanın gücüyle görsel bir şiire dönüşüyor.
Bölüm:
Heyula

“Matias Piñeiro'nun Berlinale’nin Karşılaşmalar (Encounters) bölümünde prömiyer yapan bu yeni filmi, edebiyat metinleri ve film biçimi arasında kurulan diyaloglara farklı bir açıdan yaklaşıyor. Daha önceki filmlerinde özellikle Shakespeare’in eserlerine getirdiği modern yorumlarla tanınan Piñeiro, bu defa Cesare Pavese’nin Leuko ile Söyleşiler kitabından "Deniz Köpüğü" diyaloğunun peşine düşüyor. Şair Sapfo ve dağ nemfi Britormartis’in arzuları ve kaderlerini, bambaşka diyarlara, zamanlara ve bedenlere taşıyan Piñeiro, şiir biçimini film gramerini temeline oturtuyor. Görsel ve işitsel hecelerin, kendilerine özgü bir ahenkle buluştuğu You Burn Me, 16mm film kamerasının eseri yumuşak ve sıcak renkler ve dokularla içimizi ısıtan bir şiir-film olarak karşımıza çıkıyor.”

Öykü Sofuoğlu, sinema yazarı


The Empire | Kaynak: İKSV

The Empire / L’empire

Yönetmen: Bruno Dumont
Ne oluyor? Kuzey Fransa’daki sakin bir balıkçı köyünde dünyaya gelen özel bir bebek, gezegenler arası imparatorlukların şövalyeleri arasında gizli bir savaşın başlamasına neden oluyor.
Bölüm:
Dünya Festivallerinden

“Bruno Dumont, son filmi İmparatorluk’ta galaksilerarası bir savaş anlatısı için bazı fetiş oyuncularıyla fetiş mêkanı kuzey Fransa’daki Côte d’Opale’ye geri dönüyor. Anaakım olmayan bir bilimkurgu filmi için çokça iyi kurulmuş bir görsel evrende P’tit Quinquin’ın ikonik jandarma ikilisini yine aynı rolde; Ma Loute’un André Van Peteghem’i usta oyuncu Fabrice Luchini’yi ise Belzébuth’u canlandırırken izlemek oldukça keyifli. Dumont’un sinemasının biraz aşinalık beklediği kesin: Film Berlinale’de bir yandan Gümüş Ayı Jüri Ödülü ile ödüllendirilirken bir yandan da yarışma filmleri arasında salonun en çok ve sık terk edildiği filmlerden oldu. Girift ilişkilerine rağmen iyiler ve kötüler olarak tanımlayabileceğimiz Bir ve Sıfır adlı galaksilerin Dünya’ya taşan savaşı, filmin Berlinale’deki ilk gösteriminin ardından yönetmenin absürd bir Star Wars anlatısı yarattığına dair yorumlar aldı. Ancak filmin Star Wars ve bilimkurgu hayranlarını ne kadar memnun edeceğini kestirmek güç. Yönetmenin kendi deyimiyle “sinema bir risk işi” ve Dumont o riski almaktan çekinmediğini son filmiyle yeniden hatırlatıyor. Filmde Camille Cottin’ın canlandırdığı Kraliçe’nin, Dünya’yı kurtarma isteğini açıkladığı “İnsanlar berbat ama bir o kadar da sevimli ve gülünçler.” cümlesini filme uyarlamak pek mümkün. Eğer bu festivalde insanlar kadar berbat, sevimli ve gülünç bir film izlemek isterseniz L’empire’i pas geçmeyin derim.”

Uğurhan Topcuoğlu, akademisyen


Brief History of a Family | Kaynak: İKSV

Ve diğerleri...

Berlin Film Festivali’nde gösterilmiş İstanbul Film Festivali filmleri tabii ki bunlarla sınırlı değil. Altın Ayı ödüllü Dahomey (yön. Mati Diop); Altın Ayı için yarışmış Black Tea (yön. Abderrahmane Sissako), La cocina (yön. Alonzo Ruizpalacios), From Hilde with Love (yön. Andreas Dresen), Gloria! (yön. Margherita Vicario), Suspended Time (yön. Olivier Assayas) festivalin farklı bölümlerinde gösteriliyor. Berlinale Special galalarından Seven Veils (yön. Atom Egoyan), Encounters bölümünden Matt and Mara (yön. Kazik Radwanski), Teddy ödüllü All Shall Be Well (yön. Ray Yeung), Panorama bölümünden Brief History of a Family (yön. Lin Jianjie), Crossing (yön. Levan Akin) ve Faruk (yön. Aslı Özge) de İstanbul Film Festivali seçkisinin dikkat çekenlerinden. Bunlardan özellikle mutfak draması La cocina, festival tanıtım metninde Saltburn’e benzetilen Brief History of a Family ve çok sevdiğim And Then We Danced...’in yönetmeni Levan Akin’in yeni filmi Crossing için heyecanlıyım.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🐻 Berlinale’den İstanbul’a öneriler, Dupieux’den Yannick

İstanbul Film Festivali seçkisinde yer alan Berlin Film Festivali filmlerinden öneriler, Quentin Dupieux’nün absürt komedisi Yannick.

05 Nis 2024

A Traveler's Needs | Kaynak: İKSV

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar