FESTİVALDEN KISALAR

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'nden 5 kısa, 2 yönetmen, 1 senaristle söyleşi. Irmak Karasu, Ramin Matin ve Emine Yıldırım'dan 3 öneri.
FESTİVALDEN KISALAR

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Festivalin Türkiye Sineması 2020-2021 bölümünde bu yıl beş de kısa film gösterildi: Çamaşır Suyu (yön. Büşra Bülbül), Suçlular (yön. Serhat Karaaslan), Mamaville (yön. Irmak Karasu), Balkon ve Bizim Rüyalar (yön. Aylin Kuryel) ve Disonans (yön. Ramin Matin).

YÖNETMEN IRMAK KARASU'YLA MAMAVILLE ÜZERİNE

Irmak Karasu’nun yazıp yönettiği Mamaville, geçtiğimiz Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülüne layık görülmüştü.  Yönetmen, yaz tatilini anneannesinin yazlığında geçiren 15 yaşındaki Ferah’ın deneyimleri üzerinden kadın cinselliğine dair bir hikâye anlatan filminin senaryosunu, sinema eğitimine devam ettiği Chicago’da yazmış. Film, 2018 yazında, Geyikli - Çanakkale’de çekilmiş. Görüntü yönetmeni Meryem Yavuz’un tamamen doğal ışık kullandığı çekimler, altı günde tamamlanmış. Altı günün bir kısa film için uzun bir süre olduğunu kabul ediyor ve bunu doğal ışık kullanımı dışında mekânla ilişkilenme isteğine de bağlıyor: “Rahat bir set olsun, konuşa konuşa, sindire sindire, daha kolektif bir anlayışla, birbirimizi dinleyerek ve etrafa bakarak üretelim istedim.” Filmin gösterim vakti geldiğindeyse, ne yazık ki pandemi, filmin izleyiciyle fiziksel olarak buluşmasını engellemiş: “Her şeyin çevrim içine döndüğü, hiçbir şeyin perdede gösterilmediği bir döneme denk geldik. […] Benim için perdede gösterebilme imkânı çok değerli.”

Irmak Karasu


“Tüm kadınlar için ortak bir dert var,” diyor Karasu, “bir çelişkinin içine sıkışmış gibiyiz. Hem sürekli sınırlar çizmek hem de çizdiğin, gün geçtikçe daralan o çizgiyi ileri itmeye çalışmak… Çünkü o ‘benim alanım’ diye çizdiğin yer de sana yetmiyor.” Tüm bu sınırları, Mamaville, aşımlarını ve çelişkileri, gündelik hayatta temas ettiğimiz objeler ve insanlar üzerinden anlatıyor.

YÖNETMEN RAMİN MATİN VE SENARİST EMİNE YILDIRIM'LA DESONANS ÜZERİNE

Pandemi öncesinde çekilen filmlerin, herkesin evlere kapandığı, gösterimlerin çevrim içine taşındığı o geçici düzende izleyiciyle buluşamaması gibi olumsuz etkileri oldu olmasına. Fakat diğer yandan pandemi döneminde yapılan üretim, farklı formatları ve yansımaları beraberinde getirdi. Örneğin Aylin Kuryel imzalı, balkondan çekilmiş görüntüler ve pandemi döneminde görülen rüyaları bir araya getiren Balkon ve Bizim Rüyalar, bunlardan biriydi. Bir diğeriyse Emine Yıldırım’ın senaryosunu yazdığı, Ramin Matin’in yönettiği Disonans. Karantina döneminde kayıtlarına evden devam etmek zorunda kalan ve serbest zamanlı çalışan seslendirme sanatçısı olan Esra’yı merkezine alan film, öznesinin üzerine çalıştığı seslerle kendi sesinin birbirine karışmasıyla gerçekliğin sınırlarını aşıyor.

Emine Yıldırım ve Ramin Matin


“O zaman, zaman mevhumu biraz kaymıştı,” diyor Ramin Matin ve ekliyor, “bir kamera, bir oyuncu ve bir ev vardı ve ona göre bir proje çıktı ortaya.” Önceki filmlerinde de yönetmenle iş birliği yapan Emine Yıldırım, bu senaryoyu pandemi döneminde aynı evi paylaşan Ramin Matin ve oyuncu Ezgi Çelik için yazmış ve çekimler Mayıs 2020’de Moda’daki evlerinde gerçekleşmiş. 

Filmdeki karakterin de birçoğumuz gibi pandemi döneminde (artan emek sömürüsünün de etkisiyle) bir verimlilik ve üretkenlik krizinde olması, bir seslendirme sanatçısı olarak sesini kaybetmesi bana oldukça tanıdık geliyor. Fakat düşünüyorum ve fark ediyorum: işi yazmak olan bir senaristi yazmaya, film yapmak olan bir yönetmeni de film yapmaya itmiş bu süreç. “Üretimin onları pandemi dönemindeki verimsizlik sürecinden kurtardığını söyleyebilirler mi acaba?” diye düşünüyorum. Emine Yıldırım şöyle diyor: “Başta, tam ne olacağını bilmediğimiz kapanma aylarında daha gizemliydi her şey. Verimlilik ya da bir şey üretmek daha kolaydı.”

Disonans


KISA PAS

Onlardan kendilerine ilham veren ve sevdikleri birer kısa film önermelerini, hem bize hem okurlarımıza birer kısa pas atmalarını istedik.

  • Irmak Karasu: Fatih Kızılgök’ün karanlık, deneysel ve yenilikçi üslubuyla etkilediği Nerdesin? (2013).
  • Ramin Matin: Chris Marker’ın II. Dünya Savaşı sonrasında Paris’in yıkıntılarında geçen bir romantik bilim kurgu hikâyesi anlattığı La jetée (1962).
  • Emine Yıldırım: Suzan Pitt imzalı sürreal animasyon Asparagus (1979).
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali 2021, röportajlar ve öneriler

Duende, Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'nden bildiriyor.

09 Eyl 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

Emre Eminoğlu

·

02 Kas 2026

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Ömer Şentürk

·

02 Kas 2026

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken