Gazze’nin sesi: Gökyüzü yırtılırken bir umut bienali

Gazze Bienali’ni ulaşılabilir kılan hikaye, 2024 yılında Ramallah yakınlarındaki bir kumsalda umut için uçurulan bir kuş ile başlıyor. Sanat ve üretimle, yarına bakabilme ümidiyle yapılan bu ilk hareket, yalnızca bir sergi değil, dünyanın büyük çoğunluğunun görmezden geldiği bir coğrafyadan yükselen bir dayanışma çağrısı. Sanatla dayanışan, omuz omuza yürüyenler için bir çağrı.
Gazze’nin sesi: Gökyüzü yırtılırken bir umut bienali

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yazı: Melike Bayık

Gazze Bienali’ni ulaşılabilir kılan hikaye, 2024 yılında Ramallah yakınlarındaki bir kumsalda umut için uçurulan bir kuş ile başlıyor. Sanat ve üretimle, yarına bakabilme ümidiyle yapılan bu ilk hareket, yalnızca bir sergi değil, dünyanın büyük çoğunluğunun görmezden geldiği bir coğrafyadan yükselen bir dayanışma çağrısı. Sanatla dayanışan, omuz omuza yürüyenler için bir çağrı.

O zamandan bugüne Gazze Bienali, ulusal temsiliyetin ötesinde sınırları geçen, ulusötesi bir yakınlık kuran ve merkeze işaret eden merkez dışı bir bienal ve hareket olarak dünyaya yayıldı; Gazze’nin sesi olan bir harekete dönüştü. Her pavyonu üretimin, sanatın, yalnızca estetik bir ifade değil politik olmanın da ötesinde etik ve insani bir eylem olduğunun altını çiziyor, yeniden görmezden gelinene işaret edip insanlığa sorular soruyor.

İstanbul, Gazze Bienali’nin bu sesini duyarak ona yanıt verdi ve görmezden gelinenlerin sesi olmak üzere Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut başlığı ile Depo’da Gazze’nin üretimine, güncel durumuna, sanat ve hayat arasındaki ince köprülere referans veren çarpıcı bir sergi hazırladı. Gazze Bienali, İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut sergisinin konsepti House of Taswir (Shulamit Bruckstein) tarafından geliştirildi ve sergi Addar Center İstanbul, Gazze Bienali Girişimi, Forbidden Museum Al Risan (Ramallah) işbirliğiyle düzenlendi.

Bienal’i destekleyen uluslararası sanatçıların işbirliğine ek olarak eş küratörler Reine Chahine, Khled Tanji ve Kubilay Özmen, Bienal’in küratöryel çalışmasını üstlendi. Sanatçılarla güçlü bir ekip olarak kurgulanan çok sesli sergi, Filistinli sanatçıların hareket kısıtı üzerinden deneysel yeni bir izlence oluşturdu. Sınırları geçemeyen ve fiziken var olamayan eserleri bir şekilde var eden, imkansızlıkları olabilir hâle getiren bir sergi kurgulandı.

Gazze Bienali - İstanbul Pavyonu, standart bir duvar sergisi olmanın ötesinde, sınırları metaforik olarak aşan eserlerin keskin anlatıları ile dolup taşıyor. Resim, heykel, yerleştirme, ses, konuşmalar, çevrimiçi buluşmalar gibi disiplinlerarası yaklaşımlar ile kurgulanan Bienal, sanatçılar katılamasa da sözlerini, çizgilerini ve anlatılarını ziyaretçiyle buluşturan bir yaklaşımla tasarlandı.

Savaşın keskinliğinin, katledilen ve yerinden edilen, evsizleştirilen toplulukların gölgesinde, her şeye rağmen bir umut tasviri olarak ortaya çıkan ve Depo’nun iki katını çepeçevre saran Bienal, kolektif çalışmalar ve ortak yaratım-üretim üzerinden gerçek bir dayanışma ekosistemi olarak kurgulandı.

Bienal’in eş küratörlerinden Kubilay Özmen’in anlatımıyla:

“Bienal’in tüm aşamaları zorluydu, en zoru da birini kaybetme riskiydi. Tırnak içinde ‘şanslıydık’ ki her gün sivillerin öldürüldüğü bu süreçte hiçbir sanatçıyı kaybetmeden Bienal’i hazırlayıp açabildik.”

Sergi klasik bir anlatı ve ifadenin ötesinde, sert izdüşümlerin yaşam ile ölüm arasında dünyadaki bir toz zerreciğiymişçesine umursanmayışının işaretini verirken Gazze’nin yalnız olmadığını, tüm baskı ve kontrollere rağmen sesinin duyulduğunu gösteriyor. Yakınlıklar, dayanışmalar ve yaşama dirayeti, üretimin deneysel varoluşunu da mekan üzerinden sunuyor. 

  • Sergide yer alan sanatçılar üretimlerini gösterebilmek üzere bir dost yardımıyla mekana erişebilmiş. Fares Ayash’ın heykeli, sınırların aşımı ve yaşamın ince çizgisi arasında insanı hayatın gerçek anlamını sorguladığı bir momentuma sürüklüyor.

Kubilay Özmen, Fares Ayash’ın her gün heykel üretmek üzere bulmaya çalıştığı çamuru alabilmek için kat ettiği, sınırların kapalı olduğu yolun ölüm kalım mücadelesi olduğunun altını çiziyor. Ayash’ın hayatı pahasına sürdürdüğü sanat yolculuğu içerisinde tamamladığı omzundan yukarısı olmayan heykel, Gazze’den buraya getirilemiyor. Kubilay Özmen, görseller üzerinden prototipini oluşturdukları heykeli, Ayash ile diyalog hâlinde yeniden ürettiklerini söylüyor.

Çalmayan telefonlar, kesilen internet bağlantısı, dünyadan kopmak gibi sert deneyimlerin yanında mekandaki kurguda küratörler ve sanatçılar, işbirliği içinde hayalet metinler yazıyor, anlatıya vekil nesneler atıyor, talimatlar, ortak yerleştirmeler ve geleceği tahayyül eden Filistin’in, özgür Filistin olarak yaşayabileceği yöntemlerle sergiyi kurguluyor. 

Serginin kalbinde bir hayal var: Geleceğin özgür Filistin’ine dair kolektif bir oda. Zeytinlikler, limon ve portakal bahçeleri arasında nefes alınan bu mekan, bir gazete yayınıyla hem bugüne hem yarına sesleniyor; hafızayı diri tutarken umudu kaybetmemek gerektiğini anımsatıyor. Odadaki rahatlatıcı müzik, sarı güneş ışıkları altında geçen dingin zamanları hatırlatıyor. 

Öte yandan: Serginin bir bölümünde duvardaki telefon kulübesinin ahizesini kulağınıza dayadığınızda, keskin, tiz bir sesle karşılaşıyorsunuz . 2000’lerden bugüne Gazze, Filistin semalarında, gözetlenen halkların tepesinde gezinen drone’un sesi bu. “Zıııır” diye devam eden ses ile hayal edilen Filistin’in dinginleştirici odası arasındaki kontrastlık, düşündürüyor.

Video portrelerden cep telefonu diyaloglarına, duvar yazılarından düşünürler masasına, şiir akşamlarından film gösterimlerine uzanan çok katmanlı bir sergi dili kurulmuş. Erişilemeyen, ulaşılamayan, hayatta olup olmadığı bilinmeyen Gazze’nin yanında, sesini duyuran ve görünen Gazze, Bienal’de sanatla, dayanışmayla yer alıyor. 

  • Sergide yer alan hiçbir sanatçının fiziken Filistin, Gazze sınırlarını geçemediğini söyleyen Kubilay Özmen, bunun için iyi bir yöntem bulduklarını ve sanatçıları açılış günü çevrimiçi olarak sergiye dahil edebildiklerini ve böylece kavuştuklarını iletiyor. Bienal, bir sergi alanından çok bir buluşma, nefes alma ve dayanışma alanına dönüştü. Bu karşılaşma, yalnızca sanatsal değil; etik ve insani bir eylem olarak devam ediyor ve güçlenerek büyüyor.

Bir başka çarpıcı alan, Bekleyenlerin Duvarı. Ortada boş bir çerçeve, çevresinde bekleyişi temsil eden işler… Bu alan, hem görünmezliği hem de henüz ulaşılamayanları sembolize ediyor; sanatın varlığının çoğu zaman beklemek, direnmek ve sabırla yeniden üretmek olduğunu anımsatıyor. Kubilay Özmen’in deyimiyle bir dönem Halep’te düzenleyeceği ve savaş nedeniyle iptal edilen bir sergi için üretilen çerçeve, bu bienalde yerini buluyor; boş bir çerçevenin etrafında konuşlanan bir dayanışma duvarına dönüşüyor. Sergideki eserleri satın alarak sanatçılara yalnız olmadıklarını söyleme ve destek olma imkanı tanıyor. Dayanışma duvarı şimdiden büyümeye başlamış bile.

Fiziksel ve dijital güvenlik, psikososyal destek, sanatçıların görünürlük ya da anonimlik tercihleri doğrultusunda varoluşlarını koruyabilme çabası, serginin sadece bir sergi olmadığını, içeriği ile de dayanışmaya ne denli büyük emek verdiğini gösteriyor. Bu ağ ve dayanışma ekosistemi ile ortaya çıkan "Yakınlıklar ve Uzak İşbirlikleri Müzesi", bir arşiv olmanın ötesinde, gelecekteki dayanışma pratikleri için bir model önerisi olarak kurgulanıyor. 

Serginin her katmanı, birlikte üretmenin farklı bir ihtimalini araştırıyor: Fiziksel olarak ayrı ama düşünsel ve duygusal olarak birbirine bağlı kalabilmeyi. İmkansızlıklara rağmen yaratılan olasılıklar, olumsuzlukların iyiliğe dönüştüğü bulutlu bir mavi gökyüzü, sıcak bir güneşin dingin hayali, bu dayanışmanın gücünün arkasında duruyor.

Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu, sanatın kriz, savaş ve kuşatma koşullarında bile nasıl direnç gösterebileceğini hatırlatıyor. Bu sergi, sanatın sadece görünürlük yaratmak için değil; adalet, dayanışma ve varoluş için de bir alan açtığını söylüyor. İstanbul’daki bu pavyon, hâlâ insana ve sanat yoluyla dünyayı iyileştirme ihtimallerine inananlar için güçlü bir çağrı.

Bienal’in bu dayanışma çağrısı ile kurgulanan sergiye, salı günleri yapılan Gazze’deki sanatçılarla çevrimiçi sohbetler, çarşamba günleri şiir ve müzik dinletileri, cumartesi günleri film gösterimleri, pazar günleri ise davetli sanatçı, yazar ve düşünürlerin yer aldığı bir masa etrafında seslerin çoğaldığı, fikirlerin kucaklaştığı bir performatif kamusal program da eşlik ediyor. Bienal özgür halkların sesini duyurmaya devam ediyor.

  • Gazze Bienali - İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut sergisi 8 Kasım 2025’e kadar Depo’da izlenebilir.

“Hiçbir savaş hayalperestlerin hayallerini durduramaz, hiçbir tahakküm mekanizması yaratıcıların kalplerindeki ve zihinlerindeki ışığı söndüremez.”

— Gazze Bienali Kolektif Bildirisi, 2024

Gazze’de yaşayan ve Bienal’in İstanbul ayağında yer alan sanatçılar: Adam Mghari, Ahmad Aladawi, Ahmad Al Assar, Ahmad Muhanna, Ahmed Adnan, Alaa Abu Saif, Alaá Al Shawa, Ali Tayeh, Ashraf Sahwiel, Ameera Al-Hamayda, Aya Juha, Aya Mghari, Bassel Aklouk, Diana Alhosary, Emad Badwan, Essam Mkhimer, Fadel Tafesh, Farah Qarmout, Fares Ayash, Fatima Ali Abu Owdah, Firas Thabet, Ghanem Al Den, Hala Eid Alnaji, Hamada Elkept, Hazem Alzomar, Ibrahim Al Sultan, Jehad Jarbou, Khaled Huseyin, Kholoud Al Dosouqi, Liza Madi, Mahmoud AlBalawi, Malaka Abu Owda, Maysa Khaled, Maysa Yousef, Mohammad Alkurd, Mohammad Suliman, Mohammed Al Farra, Mohammed Alhaj, Mohammed Mghari, Mohanad Al Sayes, Morad Al Assar, Mosaab Abusal, Motaz Naim, Ola Al Shrif, Osama Hussein, Rami Abu Jamous, Rasha Alrayes, Rawan Khzaiq, Ruba Mahmoud Hassan, Rufaida Sahweel, Suhail Salem, Tasneem Shatat, Wafaa Alkahlout, Yahya Alsholy Yara Zuhod ve Yasmeen Al Daya.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'