Gençlik, kaygılar ve felaketler üzerine: Umut Subaşı

“Benim böyle bir film yapmam, benim de olan bitenle başa çıkabilme refleksi olarak mizahı kullanmamla ilgili.”
Gençlik, kaygılar ve felaketler üzerine: Umut Subaşı

9 Kasım - BMW - Soli
BMW ile birlikte

Dünyaya öncülük edin: Yeni BMW 5 Serisi Uzun yolculuklar için mükemmel yol arkadaşınızı buldunuz; karşınızda Yeni BMW 5 Serisi . Dinamik ve güçlü tasarım: Yeni BMW 5 Serisi , dinamik duruşuna katkı sağlayan uzun kaput tasarımı ve siyah panoramik cam tavan; güçlü bir tavır kazandıran yüksek omuz çizgisi; sportif karakteri vurgulayan BMW Böbrek Izgarası tasarımı; ikonik 4 segmentli adaptif LED farlar ve geleceğe ilham veren inceltilmiş yeni arka aydınlatma tasarımıyla öne çıkıyor. Sadece sizin için: Standartları yeniden belirleyen iç tasarımda; çok fonksiyonlu butonlara sahip yeni direksiyon, yolculukları konsere dönüştüren Bowers Wilkins Surround ses sistemi, işlevselliğiyle hayranlık uyandıran BMW Interaction Bar ’da kendi modunuzu bulabileceğiniz farklı seçenekler ve elbette konforun ta kendisini sunan iç tasarım unsurlarıyla aradığınız her detayı en mükemmel şekilde sağlıyor. Parlak teknolojiler: Her zaman doğru şeritte ve doğru mesafede olmanızı sağlayan ve yarı otonom sürüşü mümkün kılan Sürüş Asistanı Professional ve gözlerinizi yoldan ayırmanıza gerek kalmadan en önemli bilgileri doğrudan görüş alanınıza yansıtan Head-Up display fonksiyonlu BMW Live Cockpit Professional ile gerçek bir yol arkadaşı olmaya hazır. Meraklı bakışları üzerine toplayan Yeni BMW 5 Serisi ’ni bu bağlantıyı ziyaret ederek keşfedebilir ve kendi yol arkadaşınızı tasarlayarak şu bağlantıdan rezerve edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İlk buluşma. Umut’la Anadolu Yakası sahilinde buluşup filmindeki absürt detayları aramak isterdim. Kadıköy sokaklarında buluşup beni filmdeki apartmana ya da kafeye götürmesini rica etmek de bir seçenek olabilirdi. Ama İstanbul’a sonbaharın o gün geleceği tutuyor. Hava birden soğuyor, şehir yağmur alarmı veriyor. “Stüdyoya yakın bir yerde buluşmak daha iyi olacak.” diyerek anlaşıyoruz. Hava durumu bu şehirde beklentilerin, hayallerin ya da planların önüne bariyer olan şeylerden sadece bir tanesi - belki de en masumu. Umut Subaşı’nın çok sevdiğim filmi Sanki Her Şey Biraz Felaket’in de oldukça yaratıcı bir üslup, hınzır bir mizah anlayışı ve samimi gözlemlerle aktardığı kalabalık ama yalnız bir jenerasyonun tüm bu bariyerlerle nasıl başa çıkmaya, onlara rağmen nasıl hayatta kalmaya çalıştığı.

Bir adım geriden. İlkbahar, 42. İstanbul Film Festivali. Festivalden Mansiyon ödülüyle ayrılacak Sanki Her Şey Biraz Felaket, benim Ulusal Yarışma favorim oluyor. Tanıdık, empati kurabilen, derdimi anlayabilen bir film buluyorum perdede. İzlerken gülüyorum. Eylül ayında, Yeni Bir Senarist ödülüyle taçlandırılacağı Ayvalık Film Festivali’nde hem Umut ve Cemre’yle (filmin yapımcısı Cemre Erül) tanışıyor hem de filmle tekrar buluşuyorum. İzlerken çok gülüyorum. Birkaç gün sonra Adana’dan, filmin En İyi Film dahil dört ödül birden kazandığı haberi geliyor. Seviniyorum. 

Umut Subaşı ile Asmalımescit’te bir kahve molası. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Umut’u keşfetmek.

Sanki her şey biraz... Dört genç karakterinin sıradan anlarda gelen, rastgele faktörlerle tetiklenerek göz yaşlarına dönüşen anksiyete krizlerini ardarda izleterek başlıyor film. Filmin isminin de parça parça, kocaman pembe harflerle belirdiği bu ikonik açılış sahnelerinde sel olan gözyaşlarına rağmen (neşeli piyano müziğinin de etkisiyle) kendimi gülerken buluyorum - yalnız değilim. Umut “seyirciyle peşin peşin bir anlaşma” diyor bu açılış için: “Bakın, bu film öyle bir film değil. bakın, bu çocuklarla ağlamıyoruz.” Türkiye’deki belki de en yaygın isimlere sahip dört genç karakterin; 20’lerindeki Ayşe, Zeynep, Ali ve Mehmet’in kesişen hikayelerine, gündelik kaygılarına, gelecek korkularına, bu ülkede yaşama buhranlarına ve sıkışmışlıklarına odaklanıyor Sanki Her Şey Biraz Felaket. Yaşamlarında sanki her şeyin biraz felaket olduğu bir jenerasyonun haletiruhiyesini somutlaştıran, sanki her şeyin biraz tuhaf olduğu bir film...

Harika şeyler oluyor. İkinci izleyişimde daha bir dikkatle izliyorum filmi. Sadece perdeye değil, salona da bakıyorum. Sadece hoparlörlere değil izleyicinin tepkilerine de kulaklarımı açıyorum. Gülenler var, ağlayanlar da... Rotterdam’dan São Paulo’ya, Jeonju’dan Adana’ya filmin gösterildiği her yerde de farklı tepkilerle karşılaştığını söylüyor zaten Umut: “İzleyici bu filme gülüyor, izleyici bu filme ağlıyor. İzleyici bu filmi çok seviyor, izleyici bu filmden nefret ediyor. Harika şeyler oluyor. Bunların hepsi bence çok güzel.” Bence de. 

Emre ve Umut, Sanki Her Şey Biraz Felaket’in festival yolculuğunu konuşuyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Ben bu filme neden gülüyorum? Ayvalık’taki o gösterimin ardından gelen soru-cevap kısmında, 20’li yaşlarda bir çocuğu olduğunu ve onun taşıdığı kaygıları düşünüp film boyunca ağladığını söyleyen bir izleyicinin göz yaşlarıyla sarsılıyorum. Kendimi sorgulama ihtiyacı hissediyorum: Ben bu filme neden gülüyorum? Bunun yanıtı belki de kendimi filmdeki jenerasyonla özdeşleştirebilmem. Perdede ve hikayede kendimi, çevremdekileri, bizi bunaltan şeyleri görüyor ve bunlardan kaçmak için halimize gülmeyi tercih ediyorum. Sosyal medyada her felaketin, her kötü haberin mizahını anında yapabildiğimiz gibi. O izleyici ya da üst jenerasyonlarımızsa bizim kadar alaycı yaklaşamıyor duruma. Aynı kaygıları taşıyor, farklı tepkiler veriyoruz. “Benim böyle bir film yapmam...” diyor Umut da zaten, “benim de olan bitenle başa çıkabilme refleksi olarak mizahı kullanmamla ilgili. Herhalde senin beyninde de benimki gibi bazı yerlere dokunuyor film. Çünkü bence direkt olarak seyirciyi güldürmek için yapılmış bir film değil. Ama bazı şeyleri de çok tanıdık geldiği için komik.

Bugün de aynı dün. Umut’un sinemasındaki, kısa filmi Sana İnanmıyorum Ama Yer Çekimi Var ile başlayan özgün mizahi üslup ve bunun biçimsel yansımaları Sanki Her Şey Biraz Felaket’te de hissediliyor. Filmin esas karakterlerinin hikayelerinin arasına serpiştirilmiş, filmin genelinin aksine görsel olarak duvar önlerine, sandalyelere ya da köşelere sıkışmamış; sahilde, açık havada geçen bu molalar “Bugün de aynı dün.” repliğiyle başlıyor her seferinde. Dış sesin okuduğu haber metinleri, bize kaygı ve felaketlerin sebebi olan yaşam koşullarını hatırlatıyor. Umut bu molaların iki sebebi olduğunu söylüyor: İlki esas hikayeyi bölmek ve seyirciyi o hikayeden koparmak. (“Benim yönetmen olarak karakterlerle seyirci arasına koymak istediğim bir mesafe var.”) İkincisi karamsarlığın, mutsuzluğun, bu dört gencin başından geçenlerden daha fazlasıyla ilgili olduğunu hissettirmek.

Emre ve Umut, gençlerin sinemaya konu olan dertleri üzerine sohbet ediyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Umut’la keşfetmek.

Keşif yolculuğu. Keşfetmek deyince Umut’un bana ilk önerisi kendisinin de henüz izlemediği bir film oluyor. Uzun zamandır izleme listesinde bekleyen Camdan Kalpi (1990, Fehmi Yaşar) birkaç gün arayla izliyoruz. Farklı dönemler, farklı jenerasyonlar, farklı kaygıların söz konusu olduğu, zamanının çok ötesindeki bu filmin mizah anlayışını ve üslubunu görünce filmi Umut’un da çok sevmiş olacağını tahmin ediyorum. Yanılmıyorum: “Çok beklenmedik bir film; şu an için de öyle, 90’lar için de öyle. [...] Bizim bitmek bilmeyen doğu-batı çatışmamızı ele alan çok fazla film var ama böyle yapan ya çok az vardır ya da yoktur.” diyor. 

Buñuel, Haneke, Linklater. Keşif yolculuğumuzda gençlik yıllarına, farklı jenerasyonların gençlerinin meselelerine, gençlik kaygılarına dönüyoruz. Umut sayesinde Richard Linklater’ın ilk uzun metrajlı filmi Slacker ile Teksas’taki gençlerin bir gününde salınıyor, Kids ile Harmony Korine’in sinemaya bomba gibi düşüşünü hatırlıyor, Buñuel’in The Young and the Damned’i ile yüz yıl öncesinin Meksiko sokaklarına ışınlanıyor, Haneke’nin iki bölümlü televizyon filmi Lemmings’den haberdar oluyorum. Bu filmleri düşününce, Türkiye’de yaşamanın gençliğimizden neler çaldığını çok iyi anlıyorum. Benzer bir filmi siyaset ya da ekonomiyi filmin odağına yerleştirmeden yapmanın ne kadar zor olduğunu, Türkiye’de ve dünyada sinema yapmanın farklarını...

Nerede izleyebilirsin? Umut Subaşı’nın ilk uzun metrajlı filmi Sanki Her Şey Biraz Felaket’in Başka Sinema salonlarındaki özel gösterimleri sürüyor.

Umut Subaşı | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Diyor ki...

“Maalesef dünyanın hiçbir yerinde gençler politikayla ister istemez bu kadar ilgili olmamıştır. Sen istemesen bile politika senin hayatının bir parçası. Bazen [Sanki Her Şey Biraz Felaket’i], politik olarak bir şey söylemediğine dair eleştiriyorlar. Bence söylüyor. Sadece insanların alıştığı gibi, bodoslama bir yerden yapmıyor bunu.”


Adı geçen filmler:

  • Sanki Her Şey Biraz Felaket (2023, Umut Subaşı)
  • Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var (2018, Umut Subaşı)
  • Camdan Kalp (1990, Fehmi Yaşar)
  • Slacker (1990, Richard Linklater)
  • Kids (1995, Larry Clark)
  • Lemmings, Part 1: Arcadia (1979, Michael Haneke)
  • Lemmings, Part 2: Injuries (1979, Michael Haneke)
  • The Myth of the American Sleepover (2010, David Robert Mitchell)
  • Palo Alto (2013, Gia Coppola)
  • Doom Generation (1995, Gregg Araki)
  • Totally Fucked Up (1993, Gregg Araki)
  • The Young and the Damned (1950, Luis Buñuel)
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎬 Keşif Sineması #3.1: Umut Subaşı

Umut Subaşı’yla bir jenerasyonun kaygıları, felaketleri ve bunları sinemaya taşımak üzerine. | Keşif: Araki’den Haneke’ye gençliğe dair filmler

10 Kas 2023

BMW ile birlikte
Umut Subaşı | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR