Gerçek maliyet

Hiç düşündünüz mü; mesela 20 liralık tişörtün gerçek maliyetini?
Gerçek maliyet

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

*Bu metin, modaya dair gerçekleri keşfetmek üzere çıkılan bir yolculuğun ilk adımını içerir.*

“bıçağı körelt,
bağı çöz,
ışığı karart,
yolun tozuyla bir ol ki
derin aynılığa varasın.”

- Lao Zi

Dünya yolunun sürekli yolcuları, biz insanlar, yol(culuk)ları genellikle severiz. Beraberinde geleceğin belirsizliğinden beslenen bir heyecan taşır yol. Aranan, arzulanan, ulaşılmak istenenler vardır; onlara doğrudur. Bir maceradır ve umutla kol kola gider: Gelecekten -ve yoldan- bizi iyi etkileyecek karşılaşmalar umarız, çabamız bunun içindir. Fakat yola çıkan herkes bilir, bilmese de yol boyunca muhakkak öğrenir: Yol her zaman hoş kokular, güzellikler sunmaz. Onu bir macera yapan, ilginç kılan, peşinden sürükleyen de bu bilinmezlikten başkası değildir ya zaten. Sürprizlere açılmış bir alan… Neticede iyinin varlığı kötüyle, güzelin varlığı çirkinle mümkündür. Yolun bize hep iyilikler güzellikler getireceğini bilsek iyi ve güzel anlamını yitirirdi, bizse belirsizliğin sağladığı manevra kabiliyetimizi.

Bunları söyledim ki, iki haftada bir buluşacağımız bu yolculukta sizlere pamuklarla bezeli, yumuşacık bir yol vadedemeyeceğimi bilin. Aksine, gerçeklerin referans noktalarını ve değerini böylesine kaybettiği, gerçeğin böylesine kaypaklaştırıldığı post-truth çağında hakikatin peşine düşmek oldukça güç, hatta isyankar bir eylem. Tüm taşına dikenine rağmen bir yolculuk. Çünkü gerçekler -sıklıkla- güzel olmuyor ve gördüklerimize ciddi bir dayanma cesareti gerektiriyor. Tekrar ve tekrar ve tekrar… Yorucu, fakat günün sonunda bizi ve hayata kurduğumuz anlamı şekillendiren; gördüklerimizle, tecrübe ettiklerimizle nasıl başa çıktığımız değilse nedir?

Ben de modayı sevdiği gibi sokakları da seven bir aktivist; alacalı kıyafetleriyle sahneyi de seven bir performansçı; kimi zaman görsel kimi zaman yazınsal iletişim araçlarını sosyoloji, sosyal antropoloji, felsefe gibi disiplinlerden kazanılmış bakış açılarıyla ve kendi sezgileriyle besleyerek derdini tasasını işaret etmeye gayret eden bir hikaye anlatıcısı da olarak, moda endüstrisine dair gerçeklerin peşine düştüğüm bu yolculuğu sizinle paylaşmaya çalışacağım. Çünkü Ulus Baker’in söylediği gibi, fikirleri karşılaşmaların belirlediğine ve bu yüzden, alternatif bakış açılarıyla kurulan karşılaşmalar yaratmanın gücüne tarifsiz inanıyorum. Böylece, doğaya ve yaşama daha duyarlı, daha etik bir moda -ve varoluş- anlayışı mümkün mü kurcalayacağız. Çünkü şu an baktığım yerden görünen; modanın dünyanın kaynaklarını, insanı ve diğer canlıları ciddi ölçüde sömüren, doğaya ve iklime zararlı, sürdürülemez hâlde büyümeye devam eden dev bir endüstri olduğu.

Gelecek birkaç bölümde, modanın hızla kanayan yarası “hızlı moda”dan (fast fashion) bahsedeceğim. Böylece ucuza aldığımızı zannettiğimiz ürünlerin “gerçek maliyeti” kapsamında bir seriye girişerek hızlı modanın iklime, çevreye, işçilere ve diğer yaşamlara olan maliyetini tartışacağım. Örneğin IPCC raporuna göre moda endüstrisi her yıl, dünyayı ısıttıkça ısıtarak dengesini fena hâlde bozan karbondioksit salımlarının yaklaşık %10’undan sorumlu ya da yıllık yaklaşık 1,5 trilyon litre su tüketiyor. Üretimde kullanılan kimyasalların çevreye ve işçilerin sağlığına verdiği zararların boyutunu bilemiyoruz dahi ya da maliyetin düşmesi için menşei refah düzeyi yüksek ülkeler olan büyük markaların, fakir ülkelerde berbat koşullar altındaki atölyelerde çalıştırdığı ucuz (kimi zaman kadın, çocuk, göçmen…) işçilerin -ve onların başına gelenlerin- medyada yeri pek yok.

Video üzerinden

Konular daha da çeşitlenecek: modanın kadın-erkek-diğer bedenlerle ilişkisi; tüketim toplumu bağlamında, gösteri toplumu bağlamında incelenmesi; LGBTI+ topluluklarında moda; modada Batı egemenliği diye giden uzunca bir liste.

Bir de inandığım, “şeylerin” geçiciliği ve daimi dönüşümü var. Şeyler değişir. Dünyadaki her şey geçicidir -sürekli akar, dönüşür. Bu farkındalık, değişimin yönünü belirlemek adına bir umut, bir oyun alanı tanıyor bana göre. Değişimin yönünü belirlemek üzere hareket edebilmek içinse önce merak, sonra cesaret etmemiz gerekiyor. Bu yazı serisinin de derdi özünde bu olacak: Bilmek ve değişim için cesaret edebilmek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 01

Neden buradayız ve ne anlatıyoruz? Sürdürülebilirliği nasıl yanlış anladık? Hızlı modanın gerçek maliyetini biliyor muyuz?

01 Kas 2020

ANGST 01

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?