Giden yıllarında yıllarımız: Umutsuz vedaların sesi Güllü'nün ardından

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sertab Erener’in, Aşkın Nur Yengi’nin, Harun Kolçak’ın, Levent Yüksel’in, Mirkelam’ın hayatımıza girdiği günlerde, pop müziğin zorlu kulvarında dümdüz, “acılı” arabeskle kendine yer bulan; albüm kapağından kocaman gözleriyle bize bakıp çocukluğumuzun dertsizliğini bile sesiyle titreten Güllü hayatını kaybetti. Onu Bergen gibi, Dilber Ay, Tüdanya, Esengül gibi, hakkı yeterince teslim edilmemiş kadın sanatçılar arasındaki müstesna yerine yerleştireceğiz.
Komşuları insanları, hayvanları ne kadar sevdiğini anlatıyor. Ölmeden hemen evvel hasta komşusuna bir ihtiyacı olup olmadığı sormuş. Çocuklarına düşkünmüş. Onların anlattıkları olmasa sanki her şey biraz daha yarım kalacak. Hakkında o kadar az bilgi var ki... Son röportajı konuşuluyor ama öncesinde televizyon dışında bir röportajı yok. Ne yapmış, ne yaşamış? Kim bu kadın?
Yazın hemen başında dönem dönem beni etkisi altına alan bir Güllü fırtınasına tutulmuşken Aposto'nun Genel Yayın Yönetmeni Deniz Kaynak'a yazıp “Bir Güllü röportajı yapsak ya” demiştim. O sıralar Türkiye’nin dört bir yanında yangınlar başlamış, işçiler greve gitmiş, bitimsiz krizlerimize şu an ne olduğunu bile hatırlamadığım yenileri eklenmişti. Deniz “Hayır” demedi ama araya Türkiye girdi. Bir türlü sıra gelmedi.
Gerçekten burası böyle bir ülke. Bir işinizi varsa ertelemeyeceksiniz, yoksa kendinizi veda yazısı yazarken bulursunuz.
'Ben böyle değildim inan eskiden'
1994 yılında Oyuncak Gibi adında bir albüm yapıyor Güllü. Türkiye kamuoyuna takdimi, bu albümle. O günlerde 21 yaşında. Sahil kenarında çekilmiş klibinde dönemin modası uzun bir elbise var üzerinde. Prodüksiyona pek özenilmemiş ama varlığı ve sesiyle her şeyi sırtlanıyor tek başına.
Pop müzik furyasının Türkiye’yi kasıp kavurduğu, arabesk okuyan sanatçıların da popa göz kırptığı günlerde, “Oyuncak Gibi”, “Ödüm Kopuyor” gibi 80’lerin derin arabesk günlerini düşündüren eserler iddialı ama Güllü de öyle. Bestesi Selami Şahin’e, sözleri Behlül Pektaş’a ait “Ödüm Kopuyor” patlıyor bir anda:
“Ben böyle değildim inan eskiden
Ürpermezdim böyle ayak sesinden
Belki dönüp bana, beni yeniden
Seveceksin diye ödüm kopuyor”
Gidenlerin dönmesi için yalvarmanın normal sayıldığı günlerde, Güllü’nün sesinden dalgalanan şarkı, umutsuz vedaların bayrağı oluyor bir anda.
O günlerde şöhreti Türkiye’nin farklı noktalarına ulaşıyor ama piyasaya çıkışı aslında 1994’ten daha önce. Ona ilk kez 1988 yılında Sabah gazetesindeki bir haberde rastlıyoruz. Sonraki yıllarda da sık sık göreceğimiz örgülü saç modeliyle, okul kıyafetleri ve kitaplarıyla gazete sayfasının içinden gülümseyen bir genç kız: Gül Tut. Yanına iliştirilmiş haberde şunlar yazıyor:
“Sabah’ın yayını üzerine artık içkili yerlerde çalışamayan 14 yaşındaki Gül, düğün salonlarında şarkı söyleyerek para kazanıyor. Bir süre öncesine kadar 'Gül Peri' takma adıyla üçüncü sınıf içkili gazinolarda sahneye çıkan ortaokul öğrencisi Gül Tut, Sabah’ın yayını üzerine, gazinocuların artık kendisine iş vermeye cesaret edememesi yüzünden, okuluna dönmek zorunda kalmıştı. Ancak, alıştığı düzensiz yaşam biçimi nedeniyle öğrencilikten çoktan kopan zavallı çocuk, bu işi fazla sürdüremedi ve ‘Benim yolum bu’ diyerek şarkıcılığı seçti.
Okuldan ayrılan Gül, şimdi düğün salonlarında şarkı söylüyor. Annesinin ve kardeşinin geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olduğunu belirten Gül, ‘Sahneye çıktığım içkili gazinodaki işimi kaybedip, başka bir yerde de iş bulamayınca, ailecek perişan olduk. Şarkıcılıktan başka bir şey yapamazdım. Çalışabileceğim tek alan ise, düğün salonlarıydı. Buralarda da sık sık gündüz işi çıkıyordu. Sonunda ekmek parasını seçtim’ şeklinde konuştu.”
Kasımpaşa’da doğmuş, büyümüş. Roman havaları okumasıyla 90’ların başında ismi iyice duyulmaya başlanmış. Adına bir de “Kasımpaşalı” lakabını eklemiş. 1994 yılında yaptığı albüm artık şöhretini başka bir boyuta taşıyacak; Güllü, güçlü sesi, pürüzsüz yorumuyla “Acaba yeni Bergen mi?” sorularının muhatabı olacak.
İkinci albümünü çok geçmeden 1995 yılında yapıyor: Yalan Sevgiler. Bu bir önceki albüm kadar ses getirmese de içinde sözleri Ali Tekintüre, müziği Adnan Aslan’a ait “Acımıyorsan” gibi hitler barındırıyor.
Gül ismini Güllü yapınca, imajını da ona uygun düşünmüşler. Televizyonda, albüm kapağında saçında hep kırmızı bir çiçek var ama okuduğu eserler bu imaja tezat. Bir sene geçmeden bir albüm daha geliyor: Değmezmiş Sana. Cengiz Kurdoğlu’nun da okuduğu “Duyanlara Duymayanlara” eserini tercih etmek bir risk ama risk sevdiği bir şey, üstelik kendine güvenmekte haksız da değil. Bu şarkı da onunla özdeşleşecek.
'Boşuna sevmişim, değmezmiş sana'
1998’deki Kırılırım albümü, Güllü’nün geçici vedasından önceki ilk işi. Gürol Gülter’le evlenip sahnelerden çekildiğini açıklayacak; 1998’de kızı Tuyan Ülkem, 2000’de Tuğberk Yağız dünyaya gelecek.
Buna karşılık bu mutlu bir tablo değil. Güllü'nün magazindeki yeri, bu evlilik boyunca “şiddet” haberleriyle özdeşleşiyor. Show TV’nin hastanede yatarken burnuna kadar uzattığı mikrofona konuştuğu hâlleri, ana haber bülteninin ilk haberleri arasında. O haberde şöyle diyor:
“Gözyaşlarım üzerine kurduğum evliliğimi yine gözyaşları üzerinde bitirdim.”
Milliyet gazetesinde 3 Kasım 2000’de yayımlanan haber ise Güllü’nün yaşadıklarını özetlemekle kalmıyor, dönemin medya dilini göstermesi açısından da müstesna bir örnek:
“Fantazi müzik şarkıcısı Güllü'yü dövüp hastanelik eden kocası Gürol Gülter, eğlenmek için gittiği Nispet Bar'da gözaltına alındı. Güllü'yü hastanelik ettikten sonra önce Show TV'de Reha Muhtar'ın haber bülteninde, ardından da TGRT'de eşini neden dövdüğünü anlatan Gülter, dayak ve canlı yayın yorgunluğunu atmak için eğlenmeyi tercih etti.”
Bu arada Gülter’in gözaltına alınma nedeni bu şiddet vakası değil, hakkında “tecavüz” suçlaması bulunması. TGRT’de çıktığı yayında “sinirden iki kere patlattığını” söyleyen Gülter, Reha Muhtar’a bağlandığında daha geniş bir açıklama yapacak:
“Bu bir namus meselesi. Delikanlı bir adam intikam almak için ne yapar? Çeker vurur ama ne olacak? Ben Güllü’nün cezasını yatacağım, Güllü şampiyon olacak, Zeki Müren gibi anılacak.”
Gürol Gülter’le evliliği biten ve hayatına kaldığı yerden devam eden Güllü’yü 2000’de Zalim Yâr; 2002’de Ve Ben… albümleriyle göreceğiz. Krizlerden sonra gelen Zalim Yâr albümündeki şarkı isimleri manidar: "Hayata Küsmedim", "İki Yakan Bir Olmasın", "Bile Bile", "Ağlamam Ondan", "Adam Gibi Sev Beni", "Alışamam".
Bir de milenyum şarkısı var: Ww.com.tr. Şarkının ismi kadar, sözleri de ilginç:
“İstanbul'un denizi, benim gibi kerizi/ Yaktı yandırdı bizi/ w.com.tr/Analar babalar/ Boşuna çabalar/ Uçtu gitti paralar/ w.com.tr/ Berberi, manavı, bakkalı, kasabı/ Selami'nin hesabı/ w.com.tr/ Zagaladılar bizi, siber kırdık cevizi/ Selami'nin dövizi/ w.com.tr/ Kirlendi bak denizler, kırıldı bu cevizler/ Uçtu gitti dövizler/ w.com.tr/ Şansın yokmus gülüm ya/ Hep yek geldi yine zar/ Hayat zaten bir kumar/ Her şey ortada belli/ Maaş desen yüz elli/ Vatandas terelelli, oynuyor çiftetelli.”
'Giden yıllarımda, yıllarım kaldı'
Güllü, 2004 yılında “Ünlüler Çiftliği” programında karşımıza çıkıyor. Seray Sever’in sunuculuğunu üstlendiği programın diğer yarışmacıları Ferhat Güzel, Ali Güven, Tuğba Altıntop, Banu Alkan, İsmet Özhan, Ali Atik, Hilal Cebeci ve Ceylan. Birincisi de Toprak Sergen. Yarışma boyunca Güllü’yle Banu Alkan arasında temizlikten sigaraya, annelikten kırışıklıklara uzanan pek çok konuda tartışmalar yaşanmış; onlar da genellikle Banu Alkan’ın gözyaşları içinde kalmasıyla sonuçlanmış. Yine de Banu Alkan, kimi zaman bel altı vuruyor:
“Dayak yiye yiye bir hâl oldun ama Banu Alkan hiçbir gün sansasyon olmadı.”
O tarihten sonra Güllü’den daha az haber alacağız. Seda Sayan programına çıkıp annesinden dert yanacak, "Şarkılar Bizi Söyler" programıyla uzun yıllar sonra ekrana gelecek; bir de bir trafik kazası geçirdiği için yatakta yattığı süre zarfında 50 kilo verdiğini öğreneceğiz. Sonra aslında tüp mide ameliyatı olduğunu ve kilolarını da böylece verdiğini itiraf edecek.
2008’de hayatını kaybeden babası Gür Tut’un ismi çok geçmese de, onu sahneye hazırlayan isim olduğu biliniyor. Annesi ise Güllü’nün hayatında sıklıkla karşılaştığımız bir figür. Her ne kadar Seda Sayan’ın programında ona olan sitemlerini dile getirse de sonraki yıllarda gizlice tüp mide ameliyatına giren ve ameliyat esnasında hayatını kaybeden annesini soranlara şöyle diyecek:
“Bu hiç geçmeyecek bir yara. Annemi tüp mide ameliyatında kaybettim ben, masada kaldı. Anneni ne zaman kaybettin diyenlere ‘dün’ diyorum. Benim için hep dün. Annemin saçları örgülüydü, kestim aldım. Sıkıca sardım kokusu gitmesin diye, evde bir kasam var. Oraya koydum. Anneme kavuşacağım günü bekliyorum.”
'Zamansız gidişin çok yıktı beni'
Güllü çok albüm yapmasa da unutulan şarkıcılardan olmadı hiç. Her fırsatta şarkıları çalındı, her fırsatta anıldı. Arabeskin kadın sesleri arasında yeri daima güçlüydü.
Sağlık sorunlarını ve üzüntülerini atlattıktan sonra gençlere ulaşmayı da başarmıştı. Yener Çevik’le yaptığı “Farketmez Hesaplaşırız”, Eypio’ya yaptığı “Sabah Olmadan” düetleri bunun en açık kanıtı. Aile Saadeti dizisinde kısacık bir sahnede görünmüş, o sahneyle bile kendinden söz ettirmişti.
Fakat onu özel kılan, yaşadıklarına rağmen dik durması, kendini her seferinde yeniden var etmesiydi, hepimize ilham oldu.
Yayımlanan taziye mesajları arasında 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği dikkat çekiyordu:
“Güllü, yıllar boyunca arabeskin ‘erkeklik krizini, mağduriyetini ve çaresizliğini besleyenlere’ meydan okurcasına ürettiği şarkılarla, kadınların ve lubunyaların isyanını, mücadelesini ve başkaldırışlarını göğsünden kopup içimize işleyen sesiyle temsil eden yoldaşımız, dostumuz oldu. Konserinde bizlere dönüp ‘Sesinizi duyayım benimkiler’ diyerek şarkılara bile tahammül edilemeyen bu devrin inatçılarından olduğunu haykırdı. Kaybıyla kırılan kalplerimiz hiç şüphesiz yine onun sesiyle güç bulacak.”
2021 yılında Kuirfest’te sahne almış, bunu hiç gizlememişti. Ferdi Tayfur vefat ettiğinde cenazeye giden Güllü’ye uzandı mikrofonlar:
“Benim de evlatlarım var. Ben ölünce eğer bu şekilde olacaksa Allah bana rahmet eylesin. Benim parayla pulla hiçbir zaman işim olmadı. Hayatımın film olmasını istiyorum, beni Serenay Sarıkaya canlandırsın.”
Bir de çalı el süpürgesi severdi, bunun ne ilgisi var demeyin, kendini tanımlarken “Eski kadınım ben” diyordu.
Onu yeni albümlerle, yeni eserlerle görmeyi beklediğimiz, hayatının ışıltılı bir dönemine kavuştuğunu düşündüğümüz bir zamanda, aniden göçüp gitti dünyadan. Beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir sonla. Ardından kadim arkadaşlarından Kobra Murat şunları söyledi:
“Evlat fedakarı, torun fedakarı, insan fedakarı. Roman müziğinin kraliçesi gitti, arabeskin kraliçesi gitti. Tüm sevenlerinden dualar bekliyoruz.”
Güllü, yapamadığımız röportajla içimizde bir sızı artık. Konuşabilsek o kadar erkek bir dünyada nasıl bu kadar sahici ve renkli olabildiğini sorardım. Bergen ya da Tüdanya dinler miydi? Kibariye’yi sever miydi? Olmadı. Bu şarkıyı dinlediğimde artık hep onu düşüneceğim:
“Rüyamda gördüm seni bu gece
Hemen uyandım sabah olmadan
Gözyaşlarım birden boşalıverdi
Seni düşündüm sabah olmadan”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




