Gollerini bağımsızlık için attı: Raşid Meklufi’ye veda


Aktif yaşam tarzının sembolü: Tissot T-Touch Connect Sport Tissot’nun yeni T-Touch Connect Sport modeli, spor ve sağlık yolculuğunuzun ayrılmaz bir parçası olacak. Gücünü güneşten alan saat, İsviçre saatçiliğini Tissot’nun özgün çizgisinde gösteriyor. Klasik kol saati görünümüyle tasarımdan taviz vermeden teknolojisi ve fonksiyonlarıyla öne çıkıyor. Dokunmatik AMOLED ekranlı safir camı ve 43mm çapındaki kasa tasarımıyla sportif bir şıklık sunan Tissot T-Touch Connect Spor saat, quartz mekanizması sayesinde güneş enerjisiyle şarj ediliyor. Fırçalanmış ve perdahlanmış sofistike yüzeyinde seramik bezel ve titanyum kasa gibi malzemeleri birleştiren saat, aylar boyunca şarj gerektirmeden kullanılabiliyor. Neler var? Egzersizler özelliği ile aktiviteler arasından dilediğinizi seçin, egzersiz boyunca katettiğiniz mesafeyi, kalp atış hızınızı ve ne kadar kalori yaktığınızı anlık takip edin. Egzersiz rutininize mercek tutun. Stats özelliği ile gelişiminizi takip edebilir, performans grafiklerini içeren detaylı bir analiz için uygulamayı inceleyebilirsiniz. Çağrılar, aktif zamanlayıcılar, alarmlar, hatırlatmalar ve daha fazlası için bildirimlerle hiçbir şeyi kaçırmayın. Yeni Strava entegrasyonu ile koşu, bisiklet ve diğer sporlar için aktivite takibini doğrudan bileğinize getirin. Performans izlemenin her zamankinden daha kolay ve erişilebilir olmasının keyfini çıkarın. Antrenman zonları belirleyin ve izleyin ve fitness hedeflerinize hassas bir biçimde ulaşın. Klasik ve şık tasarımla fonksiyonu biraraya getiren, aktif yaşam tarzının tamamlayıcısı Tissot T-Touch Connect Sport ile buradan tanışabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Mayıs 1945’te SSCB’nin Nazileri bozguna uğratması ve Almanya’nın teslimiyetini ilan etmesi sonrası dünya, yıkıntıların arasında bir öfori hâlini yaşar olmuştu. Nazilerin hızla çekildiği Avrupa kasabalarından, Afrika ve Asya kentlerine birçok merkez kutlama alanına dönüşmüştü. Fransa’nın hakimiyeti altındaki Cezayir toprakları da bu noktalardan biriydi. Faşizme karşı zaferin heyecanı, Cezayirli bağımsızlık yanlılarını cesaretlendirmişti. Otoriteyi korkutan bir kitleselliğe ulaşan kutlamalar, kolluk kuvvetlerinin baskısıyla karşılaşmış, “Özgür Cezayir” sloganları şiddetle karşılık bulmuştu. 22 Mayıs’a kadar devam eden, köylerin, kasabaların bombalanmasıyla bastırılabilen eylemler 45.000 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Olayların merkezlerinden Setif’te yaşanan acıların tanıklarından biri, o tarihte 8 yaşında olan Raşid Meklufi’ydi.
Savaş sonrası sadece Cezayir değil tüm Kuzey Afrika’da hızla yayılan futbol sevdasına kapılan çocuklardan biri olarak Meklufi, gol atmak için yaratılmış izlenimi veren o acımasız 9 numaralardan biriydi. Golleri leblebi gibi sıralamak sanki DNA’sında vardı. Çocuk yaşta büyüyen bu ünü, Fransa’ya da ulaşmış, 18 yaşında AS St.Etienne teknik direktörü Jean Snella tarafından Yeşiller’e kazandırılmıştı.
Çocuk yaşta tanık oldukları sebebiyle mesafeli olduğu Fransa’ya Meklufi’yi, Fransız futbolunun ilk ve en büyük rekabeti, St. Etienne-Olympique Lyon ihtilafı ısındırmıştı. Kendi deyimiyle “St. Etienne’liler sıcak, Lyon’lular soğuktu” belki de bu -yine kendi ifadesiyle- St.Etienne’nin “madencileri”, Lyon’un “burjuvaları” temsil etmesinden ileri geliyordu. 1954-1958 ve 1963-1968 arasında kulüple geçirdiği 9 sezonda 4 lig, 1 Fransa Kupası şampiyonluğu kazanırken çıktığı 335 maçta da 150 gol attı. Ülkeye ilk geldiği yıllarda Fransa millî takımına seçildi ve 4 maça çıktı.
Kariyeri değil direnişi seçti

Ancak formunun zirvesinde aldığı bir karar kariyerini sekteye uğratırken o dönemin şartlarında da bir servete mal oldu. 1958 Dünya Kupası öncesi Fransa’yla İsveç’e gitmesi beklenen Meklufi, Monaco’da oynayan bir başka Cezayirli Mustafa Zituni'nin de aralarında olduğu 9 futbolcuyla birlikte Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin oluşturduğu gayriresmi Cezayir millî takımına katılma kararı aldı. L'Equipe'in "9 Cezayirli futbolcunun ortadan kayboluşu" olarak adlandırdığı bu "kaçış" sonrası Meklufi ve Zituni, Fransa’da gördükleri tepkiye ve FIFA’dan aldıkları men cezasına rağmen “sömürgeci ile kariyeri değil vatanlarıyla direnişi” seçti ve Cezayir’in bağımsızlığını kazandığı 1962’ye kadar yeteneklerini ve şöhretlerini “ülkelerinin bağımsızlık talebini dünyaya yayma” ülküsüne adadı. Bu gayriresmi ulusal takım, FIFA’nın engellemelerine rağmen SSCB, Afrika ve Asya’da “futbol diplomasisi” yürüttü ve Cezayir’in bağımsızlık talebini futbol aracılığıyla gündemde tuttu.
Yeşillerin efsanesi

Meklufi bu 4 yıl boyunca futbolun ötesinde hayatı öğrendiğini, çok sayıda devlet lideri, politikacı ve düşünürle tanıştığını, bu tecrübenin de büyük faydasını gördüğünü söylemişti. “1958’den önce sadece gol atmayı düşünürdüm, 1962’den sonra ise bir sihirbazdım” sözleri, bu deneyimin onun saha içindeki performansına etkisini özetliyor. Meklufi, 1962’de Cezayir’in bağımsızlığını kazanması sonrası millî takımla 11 maça çıktı ve 5 gol attı. St. Etienne’e döndü ve kupalar kazandı. Futbolculuk kariyerinin bitmesi sonrası teknik direktörlüğe başladı ve önce sporu bıraktığı Bastia’yı sonra Cezayir millî takımını çalıştırdı. Cezayir, 1982’de ilk kez Dünya Kupası’na katıldığında ve Batı Almanya’yı 2-1 yenerek herkesi şaşkına çevirdiğinde* takımın başında Mahiyeddin Halid’le birlikte o vardı. İkili, bağımsızlığının 20. yılında Cezayir’in Reba Macir (Rabah Madjer), Lahtar Bellumi, Cemal Zidane gibi isimlerden oluşan yeni neslini dünyaya sunmuş ve 1978 Tunus, 1986 Fas takımlarıyla birlikte Mağriplerin bir daha futbolda asla hafife alınamayacağını kanıtlamıştı.
- Bir adım geriden: Cezayir'in 1982 Dünya Kupası’ndan elenmesi için grubun 3. maçında Almanya ve Avusturya’nın milyonların gözünün önünde şike yapması gerekecek, bu müsabaka futbol tarihine “Gijon Utancı” olarak geçecekti.
Kariyerinin ilerleyen yıllarında Tunus’ta AS Marsa’yı, Lübnan’da Nejmeh’i çalıştıran Raşid Meklufi, 8 Kasım’da, 88 yaşında hayatını kaybetti. Hayatının sonraki yıllarına dair bildiklerimiz kısıtlı ama kaytan bıyıklarıyla birlikte yeşil rengiyle özdeşleşmiş St. Etienne ve Cezayir’in en büyük efsanelerinden biri olma özelliklerini koruduğunu biliyoruz. Ölümünün ardından bir St. Etienne taraftarının dediği gibi “Gittiği yerde yine Yeşilleri bulacağı kesin.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İsrail'in men edilmesi yönündeki çağrılar, spor tarihinin en büyük politik tokadını, Güney Afrika boykotunu hatırlatıyor. Cezayir'in kariyerine bağımsızlık mücadelesi arası veren efsanesi Raşid Meklufi, hayatını kaybetti.
15 Kas 2024

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Her şeyi kazanan, bütün rekorları kıran ve rakiplerini geride bırakan biri neden hâlâ bırakamaz? "Novak Djokovic: Kış Kurdu" belgeseli, bu soruyla yola çıkıyor ama Djokovic’in karakterini tüm karmaşıklığıyla ele almak yerine çoğu kez onun kendi anlatısına teslim oluyor. Ortaya, zaferi mutlulukla karıştıran ve bütün dünya yenildiği hâlde rahatlayamayan huzursuz, çelişkili ve zaman zaman insanı öfkelendiren bir adam hakkında fazlasıyla huzurlu bir hikaye çıkıyor.

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.




