
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Kasım ayındayız. Bunun birkaç anlamı var; bu yazının odağındaki ise ay boyunca süren, her mecradan taciz eden indirim dönemi. Her kasım, özünde tasarruf yapmak amacıyla beklenen indirim, plansız ve fütursuzca tüketimin hüküm sürdüğü bir alışveriş şenliğine dönüşüyor.
Nerede şeffaflık?
Sonbaharın son ayı geldiğinde yaklaşmakta olan yıl sonu raporlarına son bir dokunuş yapmak isteyen markalar, tüketim kültürünün en berbat örneklerinden biri olan Black Friday başlığı altında toplanan süper, mega indirimler grubuna dâhil oluyor. Bunu yaparken, ne pazarlama yöntemlerini son seviyede kullanmaktan geri duruyorlar ne de yaptıkları indirim konusunda şeffaf bir tutum sergileme ihtiyacı duyuyorlar.
Zayıf halkalar
Bu noktada, indirimlerin yarattığı etki markaların karşısındaki tüketicinin davranış biçimine göre ikiye ayrılıyor. İhtiyaç duyduğu ürünün fiyatını yakından takip eden ve niyeti tasarruf etmek olan tüketici, zaten o üründe gerçekten indirim olup olmadığını anlıyor; fiyatı yükseltip sonrasında aşağıya çekerek %40 indirim yaptığını iddia eden markaları tespit edebiliyor. Analiz yeteneği zayıf tüketici ise asıl hedef kitle. Bu kitle, günler öncesinden başlayan iletişim çalışmalarıyla alışveriş moduna sokularak; özellikle de hızlı davranması ve avını yakalaması gereken bir avcı gibi hissettirilerek, indirim günlerini tetikte bekler hâle getiriliyor. Gece 12’de başlayacak indirim için telefon başında bekleyen mi dersiniz, günün birkaç saati gerçekleşecek indirim üzerine indirim saatlerini yakalamak için programını ona göre düzenleyen mi; yeni nesil tüketim açlığı işleri tehlikeli bir noktaya tırmandırıyor.

Bu bir tuzak
İşin ironik kısmı şu, Şükran Günü’nün, insanların sahip oldukları kadarına şükrettikleri bayramın hemen ardından, bunların yaşanması. Markaların yıllık kârlarını artırmak üzere harekete geçerek insanları açgözlülüğe sürükleyen, 50’lerden bu yana uygulanan Black Friday'in kapsamı zaman içerisinde bir günden, hafta sonunun tamamına, oradan da beş altı günlük periyotlara kadar genişletildi. Bu nasıl mı oldu? Sosyal medyada verilen reklamlar ve influencer yönlendirmeleri, televizyon reklamları, e-posta kutunuza günde minimum 10 kez gelen indirim duyuruları, afişler ve dahası tüketiciyi bir girdabın içine çekiyor ve borcu dahi olsa, sırf iyi bir fırsat olduğunu düşündüğü ya da buna inandırılığı için ona alışveriş yaptırıyor. Evet, bu bir tuzak.
Tuzağa düşenler
Yapılan bir araştırmaya göre, Birleşik Krallık’ta Black Friday günlerinde tüketicilerin %29’unun en fazla parayı kıyafet ve ayakkabıya harcadığını ortaya çıkarıyor; Fransa’da bu sayı %53; Türkiye’de ise Related Digital’ın raporuna göre, 2019’da bir önceki yıla göre satışlar %45 arttı, internet sitesinde geçirilen ortalama süre ise sadece 5 dakika 23 saniyeydi. İşte bu hız tehlikeli.

Sürünün bir parçası olma
Bu hız, üzerine düşünmeden yapılan alışverişler, henüz eskimemiş giysi ve her türlü eşyanın en iyi ihtimalle satılması en kötü ancak gerçekçi ihtimalle de sokağa atılmasını tetikliyor. Yeni televizyon, telefon, beyaz eşya ve giyim ürünlerin yerini aldığı eski ürünler, kargoda kullanılan karton ve köpüklerlerle beraber kendini doğada buluyor. Tazelenen yıl sonu satış raporları, yılın en yoğun çöp yığınlarının da sebebi oluyor. Ne yapılmalı derseniz, konu yine aynı noktaya varıyor; bilinçli tüketim. Greenpeace, “Black Friday” gününü “Buy Nothing Day” olarak değiştirmeyi teklif ediyor, 700 markanın dâhil olduğu “Make Friday Green Again” kolektifi ve indirim yerine fiyatlarını sembolik miktarda yükselten markalar; hepsi bir mesaj vermeye çalışıyor. Sürünün bir parçası olma. Düşün, gözlemle, pazarlama politikalarının farkında ol, ihtiyacın kadarını al, ihtiyacın yoksa hayatını, yaşam alanını bir ürünle daha daraltma; sadeleş, sadeleş, sadeleş…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İndirimler, iyi niyet elçileri... Hepsinin arkasında tek bir sebep var: Daha fazla kâr; o kadar.
15 Kas 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?



